BİR ÖĞRETMEN HİKAYESİ

 

Çocuk dersi biraz da öğretmen sayesinde sever. Ben de öyleydim.

Bilen bilir yetimlikle büyüdük biz. Köyden eski Şirin Sakarya ya da İtimat arabaları ile gelirdik okula. Öz Karasu falan çok sonraki iş…

Ailelerimiz çiftçi olduğu için bizimle pek ilgilenme şansları olamazdı. Karnımız tok, sağlığımız yerindeyse ailemiz için işler yolundaydı.

Benim her gün aynı ceketle okula gittiğimi fark eden öğretmenim bir gün beni yanına çağırdı. Kendisi de benim yapımda olan öğretmenim, kendi ceketlerinden birini bana gösterdi ve “Bu artık bana olmuyor. Bunu sana hediye edebilir miyim” dedi.

O kadar naif o kadar kibardı ki…

Aldım. Açık kahverengi kareli bir ceketti. Giydim. Okulum bitene kadar da o ceketi sırtımdan çıkarmadım. Hatta üniversiteye giderken de o ceketi kullandım.

Sonra da yine bir yetim çocuk görüp ceketi hediye ettim. “Bu ceketi giyen üniversiteye gider. Ona göre ha” demeyi de ihmal etmedim.

Şimdi ne zaman bir öğretmenle kırgınlık yaşasam gözümün önüne o ceket gelir.

Bana yanlış yapan öğretmenin hatrı yoksa bile bana ceket hediye eden öğretmenin hatrı var…

 

İtibar nereye gitti

Kemal Sunal filmlerinden birinde başarılı bir öğretmen İstanbul’a tayin ediliyor ve geçim sıkıntısı yüzünden pek çok ek iş yapmak zorunda kalıyordu. Şükür ki öğretmenlerin artık maddi problemleri yok. Herkes bulunduğu durumdan daha fazla para kazanmak ister ancak reel ekonomik gerçekler öğretmenlerin artık toplumun orta gelir seviyesinde olduğunu gösteriyor.

Ancak öğretmenler eskiden olduğu kadar saygı görüyor mu?

Bu konunun iyi irdelenmesi gerekiyor. Eskiden fen bilgisi öğretmenlerinin bir tane kahverengi ceketi olurdu. O ceketle yıllarını geçirmeleri gerekirdi. Ama hem öğrencilerinden hem de velilerden inanılmaz saygı görürlerdi.

Şimdi öğretmenlerin bu saygıyı gördüğünü söylemek zor.

Neden olarak ister velilerin tavrını gösterelim ister öğretmenleri haksız bulalım. Önümüzde bal gibi gerçek var. Öğretmenlik hak ettiği saygıyı gören bir meslek olmaktan hızla uzaklaşıyor.

Eskiden veliler çocuklarını okula kaydettirirken öğretmene “Eti senin kemiği benim” derdi. Şimdi aynı şeyi çocuğuna söylüyor. Öğretmeni işaret ederek, “Eti senin kemiği benim” diyor. Öğretmen de bu durumda etkisini yitiriyor.

Eskiden çocuğun karnesinde kırık gören veli “Bu karnenin hali ne” diye öğrenciye çıkışırdı. Şimdi karnede zayıf gördüğünde öğretmene sitem ediyor.

Ekonomik durumu iyileşen öğretmen itibarından kaybetmeye başlıyor. Eskiden öğretmene hakaret en büyük suç, suçun ötesinde ayıp karşılanırken şimdi vakayı adiyeden sayılıyor.

Öte yandan eskiden öğretmenler hangi takımı tuttuklarını bile öğrenci ile paylaşmazken şimdilerde açıkça siyasi görüşlerini sosyal medyadan paylaşıyorlar.

Eskiden öğretmenler kılık kıyafetlerine dikkat ederken şimdilerde sendikal eylem bahanesi ile özgürce giyiniyorlar.

Kişinin saygınlığının kıyafete bağlı olmadığını söylemek zor olur. Atalarımız “güzellik ondur dokuzu dondur” demiş. Kıyafet konusunda getirilen serbesti sakala kadar yansıyınca öğrencilerde ve velilerde bir gevşeme olduğu gün gibi ortada.

Toplumu eğitmesini beklediğimiz insanlara eğitim verecek değiliz. Haddimizi biliriz en azından. Ancak bir iletişimci olarak ortada bir kriz olduğunu görüyoruz. Bunu düzeltmek için ve öğretmenlere saygınlıklarının geri kazandırılması için de bir şeyler yapılması gerektiği gün gibi ortada.

Öğretmen öğrencisine siyaset yapmasını öğretmelidir. Ancak siyasi yönlendirme yapması etik kuralların dışında kalır.

Öğretmenin siyaset bilmesi başkadır siyaset yapma hakkının olması başkadır.

Dolayısıyla bu noktada öğretmenlerin de velilerin de öğrencilerin de kendini gözden geçirmesi gerekir.

Herkes kendi bildiği gibi davranırsa, siyasetin elinde oyuncak olan bir eğitim sistemi ile geleceğimiz yer işte bulunduğumuz yer olur.

Tüm öğretmenlerimizin daha saygın bir şekilde kutladıkları öğretmenler günlerinin gelmesi temennisi ile…

Öğretmenler gününüz kutlu olsun.

 

Esnaf ölmesin

Pandemi sürecinde gelinen nokta yeniden bazı kısıtlamaları zorunlu hale getirdi. Neredeyse herkesin bir tanıdığı virüse yakalanmış durumda. İlçenin önde gelen isimleri günlerce karantinada kaldı. Aralarında halen karantinada olanlar var.

Hal böyle olunca 20 yaş altı ve 65 yaş üstü vatandaşlara kısıtlama getirildi. Okullar eğitime ara verdi. Hizmet sektöründe faaliyet gösteren pek çok işletme süresiz kapatıldı.

Serdivan neredeyse tüm geçimini hizmet sektöründen sağlıyor. Binlerce lira kira veriliyor. Karasu’da da hatrı sayılır bir esnaf grubu bu alanda faaliyet gösteriyor. Tüm bu şartlar altında bu işletmelerin hepsinin birden ani bir kararla kapatılması esnafı zorda bırakıyor.

İşletmenizi kapatıyorsunuz ama kiranız işlemeye devam ediyor. Kredi ödemeleriniz varsa bunlara kolaylık sağlanmıyor.

Virüsün öldürücü etkisi tüm ciddiyeti ile ortada duruyor ancak esnafın da yaşamını sürdürmesi için bir takım iyileştirmelerin yapılması gerekiyor.

Umarız bu konu ciddiyetle ele alınır ve sonucunda bu sektörlerin de ayakta kalması sağlanır.

Esnaf için alınacak önlemler de esnafın hayatta kalmasını sağlayacaktır.

 

Alternatif denerken

Koronavirüs salgını etkisini giderek artırıyor. Gelinen noktada pek çok can kaybı yaşanırken krizi fırsata çevirenler de yok değil.

Virüsün bilinen bir çaresi yok. Hali hazırda bağışıklık sistemi güçlendiriliyor ve bu şekilde virüsün bağışıklık sistemi tarafından yenilmesi sağlanıyor.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek adına da pek çok kişi kendince yöntemler ortaya koyuyor. İş bilgi kirliliğine doğru gidiyor. Bilimin gösterdiği istikamette ilerlemek yerine kulaktan dolma bilgiler ortalığa saçılıyor. Özellikle sosyal medya üzerinden ilaçların kullanılmaması yönünde çeşitli söylentiler dolaşıyor.

Tıp doktorları bu konuda bilimsel açıklama yaparken, “Benim amca oğlu bu şekilde iyi oldu” diyenler ilgi görmeye başlıyor.

İnsanların virüs kapana kadar bağışıklık sistemlerini güçlendirmeleri maske, mesafe ve hijyen kadar önem taşıyor olabilir. Ancak devletin önerdiği, bilimin tespit ettiği ilaçların kullanılmaması yönünde çağrı yapmanın kimseye bir fayda sağlayacağını düşünmüyoruz.

Bu söylemler sadece virüsle mücadelede kafaların bulanmasına neden olur. Onun için modern tıbba teslim olmak en iyisi.

 

Okul için her şey bitmiş değil

Geçtiğimiz hafta Ferizli Belediye Başkanı İsmail Gündoğdu ile sohbet ettik. Üniversite kampüsünün Karasu’ya gelmesi noktasındaki gayretini gördük. Gündoğdu buraya yapılacak kampüsün bütün Kuzey’in yaşam standardını değiştireceği görüşünde.

Sadece görüş de değil. Konu Ferizli Belediye Meclisi’nde de gündeme gelmiş. Ardından Gündoğdu, Kuzeyli belediye başkanları ile konuyu değerlendirmiş. Sonrasında bir yol haritası çizmeye karar vermiş.

Rektör ziyareti ve gerekirse Ankara’daki görüşmeleri planlamış.

Hatta Kuzey’de başka alanlar da tespit edip “Elimizde pek çok alternatif var” demeye hazırlanıyor.

Karasu’daki alandan daha fazla imkana sahip olacak bir yer yok. Bu bir gerçek.

Ancak Karasu’nun doğru anlatılması ve bu alanın mutlaka üniversite kampüsü olarak tespit edilmesi gerekiyor.

Sadece Karasu’nun kaderi için değil tüm Kuzey’in talihinin değişmesi için bu adımlar atılmalı.

Üstelik henüz iş işten geçmiş de değil.

Biz “Kuzeyin milletvekili yok” dediğimizde Sakarya milletvekilleri her defasında “Biz tüm Sakarya’nın milletvekiliyiz” diye araya giriyor ya…

İşte şimdi görelim milletvekilimiz olmasa da Kuzey’in hakkını savunmanızı…

 

HECATİ: Hiç vefa beklemedik. Görmedik de çok şükür…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.