ARKADAŞIM AZİZ DURAN

 

Her şey, (O zamanlar) fakir ve garibanlar semti Gültepe‘de kiraladığımız, perdeleri olmayan, tahta döşemeli, ördek teneke sobasıyla, ısınmaya çalıştığımız, 2 katlı evin, alt katına, kafamızı soktuğumuz, 1972 yılı Kasım ayının, soğuk ama güneşli bir gününde başlamıştı…

***

Kilo ile satın aldığımız odunla, ne kadar ısınmaya çalışsak da, paltolarımızla yattığımız yer yatağında hiç sağa sola dönmeden büzülerek uyuduğumuz ıstıraplı günlerden sonra  Fındıkzade’deki Sakarya Öğrenci Yurdunda, hemşeri kontenjanından faydalanarak, kapağı attığımız gün başlamıştı Azizle arkadaşlığım…

***

İlk önceleri, Solcu (Sosyalist), Sağcı (Ülkücü), hep birlikte, Sakarya birlikteliğinde, kaloriferlerin fıldır fıldır yandığı, sıcak duşlarda istediğin zaman yıkanabildiğin lüks ile paşa paşa yaşıyorduk…

***

CHP’li bir aileden geldiğim halde bu yurtta ben de sempati ile “Ülkücü-Milliyetçi” fikirlere doğru yanaşmaya başlamış Sakaryalı (Avukat) Sabri Küçük, (İnşaat Mühendisi) Nuri Paker gibi arkadaşlarla birlikte Aziz’le de yolumuz kesişmişti…

***

Yokluk içindeydik ve yurttan başka gidecek bir yerimiz de olmadığı için birbirimize sarılıyor, dostluklarımızı güçlendiriyorduk…

***

Ülkücülük, bizleri birbirimize daha sıkı sıkıya bağlıyor ve günlerimiz “Tanrı Dağı Kadar Türk, Hıra Dağı Kadar Müslümanız…” “Milliyetçi Türkiye…” “Ne Amerika Ne Rusya Ne Çin. Her şey Türklük İçin…” söylemleriyle öyle-böyle geçiyordu…

***

Filistin’de eğitim görmüş sosyalist militanlarla dahi, milliyetçi-ülkücü gençler olarak, sıcak bir ortamda, birlikte kaldığımız yurt, bir kaç yıl sonra, dışarıdan, militan ülkücülerin gizliden gizliye çoğalmasıyla, Sakarya Öğrenci Yurdu, tamamen “Tetikçi Militan Ülkücüler” tarafından tekme-tokat zorla da olsa, işgal ediliyordu…

***

Ve nihayet, okul bitirme sınavlarımız başlıyor, anarşi ve terör de zirve yapıyor, yurdumuzun tam karşısında, apartmanın alt katına, baskın yapan polisler, sabaha karşı bizlerin gözleri önünde, sosyalist gençleri tarayarak öldürüyorlar ve kaldığımız yurt da, tamamen militan tetikçi ülkücülerin eline geçiyor, bizim gibi ailesi CHP’li olan kişilere bile tahammül edemiyor ve bizi yurttan atıyorlar. Bizlerde Eminönü’nde hamalların kaldığı otellere taşınıyor ve orada kalıyorduk son aylarımızda…

***

Ve 4 yıl birlikte, omuz omuza, diz dize paylaşarak sürdürdüğümüz sıcak dostluklarımıza, internetin, cep telefonlarının olmadığı o zamanlardan sonra mola veriyor, her birimiz bir yerlere savruluyorduk…

 

***

Ben, Mali Müşavirlik yapmak üzere Karasu’ya yerleşirken Aziz de, Ticaret ve Sanayi Odası’nda Genel Sekreter olarak çalışıyordu. Ben, DSP-CHP saflarında o ise Refah Partisi saflarındaydı ama geçmiş dostluklarımız hiçbir engel tanımıyordu…

***

Her zaman bana; “Sen, Karasu’da Belediye Başkanı ol ben de Sakarya’da olayım… Partilerimiz önemli değil, hep birbirimizi kollarız” diyordu. Ben, 2 kez aday oldum, kazanamadım ama o ilk girdiği seçimi kazandı ve 2 dönem daha art arda Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığını yaparak, Sakarya tarihinde, bir rekora imza atıyordu…

***

İlk kazandığından 3-4 ay sonra kendisini tebrike gittiğimde; “Allah’ım seni nazarlardan korusun…” temennisinden sonra; “Senden ne ihale isterim, ne de adam yerleştirmek için, ricada bulunurum… Senden, bir tek şey istiyorum… O da, SHP döneminden gelen dürüstlüğünü ispatlamış, bir daire müdürü arkadaşıma, sosyal demokrat olduğu için, sakın ola ki, bir şey yapma…”

***

Sen, hiç merak etme dedi ve o müdürü Belediye başkanlığı yaptığı 3 dönemde de, yanında tuttu. O müdür de, onun yüzünü hiçbir zaman kızartmadı. O, bulunduğu makamdayken, beni çok aradı, ama ben hep uzak durdum. Zira, benden dolayı, kendisine bir zarar gelmesini istemiyordum…

***

Ve nihayet, emekli olup tamamen siyasetten elini ayağını çektikten sonra geçen Ağustos ayında, beni aradı… “Ben İstanbul’a yerleştim… Seni çok görmek istiyorum ve 

Karasu’ya geleceğim” dedi. Ve geldi… Doya doya bir gün geçirdik, eski menfaatsiz, sade, güzel günlerimizi anarak…

***

Ve Pazar saat 12’ye doğru, Sakarya’daki kızım; “Baba üzülme ama çok sevdiğin ve dostum dediğin Aziz Duran, vefat etti” dediğinde, başımdan aşağı, kaynar sular dökülüyor, gözyaşlarım sel oluyordu…

***

Eşimin, o kadar üzülme, tesellisi beni kesmiyor hiç olmazsa Ağustos ayında geçirdiğim, Kocaali Belediye Başkanı Ahmet Acar‘ın gönülden katkı sunduğu o güne, şükrediyor, hiç olmazsa doyasıya, 8-10 saat geçirmiş, birbirimizden bundan sonra, devamlı buluşalım, İstanbul’a gelirsen, mutlaka bana uğrayacağına söz ver dileğine maalesef, son yolculuğuna dahi gidemeyişim, çocuklarını göremeyişim, ayrı bir acı olarak, içimde kalacak…

***

Çok yakından tanıdığım, Sevgili Dostum Aziz Duran’a, inançlı, samimi Müslüman olduğuna, şahit olarak, yüce Allah’tan ancak rahmet dileyebiliyorum…

***

En tepedeki, sığ siyasetçilerin, kavga ederek, ayrıştırmaya çalıştığı toplumda, “Türklük, Müslümanlık ve Sakaryalılık” bağlarıyla kurduğumuz menfaatsiz dostluğumuz hep devam etmiş ve birbirimizi iki “ARKADAŞ” iki “DOST” olarak çok sevmiştik SEN Ak Partili, BEN CHP’li olsak da…

Güle güle, sevgili, AZİZ Dostum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.