Köşe Yazıları

Vurun Abalıya

Birkaç yıldır yaz ayları olağanın dışında sıcak, bir o kadar da kurak geçiyor. Her alanda olduğu gibi bu alanda da bir öngörümüz olmadığından problemlerimiz arasına azmış gibi yeni bir problem daha eklendi; susuzluk.
Su hayattır, yaşamdır, şifadır ve su medeniyettir, kültürdür. Tarihe baktığımızda bütün medeniyetlerin su kaynakları, suyolları üzerinde kurulduğunu görürüz. Mezopotamya uygarlığı Fırat-Dicle sularının Basra’ya döküldüğü havza üzerinde kurulmuştur. Örneğin Mısır’da Nil hayatın ve yaşamın kaynağı olarak görülür. Avrupa’daki bütün başkentler ve önemeli şehirler Tuna’nın,Arno’nun, Sava’nın ve ismini sayamadığımız pekçok akarsuyun etrafında konumlanmış ve kurulmuştur.
Bu bağlamda ilçemizi düşünürsek, her tarafımız tatlı su kaynaklarıyla doludur. En önemli tatlı su membaımız 824 km öteden doğup geçtiği topraklara bereket saçan, nazlı nazlı akıp YeniMahallemizden aşığına kavuşan Sakarya’dır. İlçemizin Ferizli sınırında Gölkent, Adatepe ve Bakırlı arasındaki Akgöl’dür. Dünyanın sayılı subasar ormanlarından olan Acarlar Longozu’dur. Şehrimizin içinde nazar boncuğu gibi duran Küçük Boğazdır.
En önemli su kaynağımız; aşımızı pişiren, susuzluğumuzu gideren,billur gibi şifalı Çam Dağı’na yağan karlarla beslenen Maden Deresi’dir. Uzun yıllardan beri Maden Deresi’ne gölet yapımıyla ilgili haberler duyarız, devletlilerimizin bu konuda sık sık yaptığı açıklamaları okuruz gazete sayfalarında paylaştıkları ön planda kendi görüntülerinin olduğu resimleri seyrederiz. Ama sadece görüntüden ve sözden ibaret, icraat yok.
Melen Çayı’ndan İstanbul’a su götürmek için yıllar öncesinden çalışmaya başladık. Kocaali’nin en büyük beldesi olan Ortaköy’ü ve ona bağlı birkaç köyü yerinden kaldırdık, arazileri kamulaştırdık. Barajın gövdesini uzmanların tüm uyarılarına rağmen inşa ettik, konu su tutmaya gelince milyon dolarlarca para harcayarak ve burnumuzun dikine giderek yaptığımız barajın gövdesi aslına rücu etti yani çatladı ama ortada her zamanki gibi sorumlu yok. Fatura mı eetabi onu da halk ödeyecek.
Tekrar sadete gelirsek sıcaklar arttı, yağmur bulutları ufuktan çekildi, ilçemizin nüfusu her yaz olduğu gibi tatil yöresi olması münasebetiyle arttı ve buna paralel su ihtiyacımızda arttı. Devletlilerimizin bu konuda önceden bir öngörüleri ve çalışması olmadığından artık musluğu açıyoruz su yerine tıss sesini duyuyoruz. Elini mi yıkayacaksın, ıslak mendili satanlar taş mı yesin? Bir zahmet siliver.
Kırsal mahallere gelince, daha önce Çam Dağıiçme suyu birliği kurulmuştu. Bunun için tüm harcamaları köy hizmetleri yapmıştı. Büyükşehir statüsüne geçince köylerin tüzel kişiliği kalmadığından Çam Dağı içme suyu birliği de SASKİ bünyesine katıldı. Köylü su saatinden geçen her litre suyun parasını vermeye dünden razı yeter ki su aksın.
Bizim köylerimizin tamamı tarımdan elde etiği gelirle çocuğunu okutan, evlendiren tüm harcamalarını bu kaynaktan yapan insanlar. Bu insanlar bahçesine domates, biber vb. kısaca halk arasında bostan denen sebzeleri ekmek zorunda. Bukuraktabostandaki sebzelerin mutlaksuretle suya ihtiyacı var. Ama daha önce devletlilerimiz çözüm yoluna gitmedikleri için su deryası içerisinde susuzluk çekiyoruz.
Ama devletlilerimiz çareyi bulmuşlar; imamlarımız camilerdeki vaazlarında bostandaki sebzeleri sulamanın haram olduğunu vaaz ediyorlar. Hatta bazıları o kadar ileri gidiyor ki bahçe sulayanlara kendi haklarını dahi helal etmeyeceklerini söylüyorlar. Ama ağızlarından susuzluğu önceden öngörmeyen bu konuda hiçbir çalışma yapmayan halkın çaresizlik içerisinde çırpınmasına göz yuman devletlilere tek söz çıkmıyor. Vurun abalıya, tek suçlu halk.