Köşe Yazıları

Doğrusu Hangisi

Biz bundan 16 yıl önce Sakarya Kuzey’i çıkarmaya karar verdiğimizde bir manifesto yayınladık. Yani yayın politikamızı belirttik. Asayiş haberlerine çok girmeyeceğimizi, daha vizyoner habercilik yapacağımızı ilan ettik.
Özetle dedik ki “Biz Karasu ve Kocaali’deki olumsuz haberleri yapmayacağız.” Bu bir tercih. Gazetecilik açısından doğruluğunda bir sakınca yok. Kimi ekonomi gazetesi çıkarır, kimi spor gazetesini tercih eder, kimi siyasi gazete olarak kalır. Biz siyasi gazete olarak kalıp, ilçenin vizyonuna değer katmayı amaçladık.
Karasu’da farklı şekillerde habercilik yapan arkadaşlarımız var. Bunların büyük bir kısmı asayiş haberlerine önem veriyor. Bu da habercilik açısından yanlış değil.
Bizim tercih ettiğimiz habercilik anlayışında popüler olamazsınız. Çok beğeni, yorum veya paylaşım alamazsınız.
Bizim yaptığımız şekilde habercilik yaparsanız farklı bir tarzda gitmiş olursunuz.
Şimdi diyeceksiniz ki hangisi doğrusu?
Herkesin tercih ettiği yöntem elbette kendisi ile ilgili. Biz asayişe pek yer vermeyerek Karasu’nun olumsuz haberini yapmadığımızı söyleyebiliriz. Diğer taraftaki arkadaşlar da “Yazmayınca sorunlar yok olmuyor. Yazarak bu tarafa ilgi çekmek gerekir” derler. İki görüş de doğrudur.
Yazmadığımızda sorunlar ortadan kalkmıyor. Bir olayı yapan, yazan kadar suçlanmıyor. Siz Karasu’da kavga edenlere, asayiş sorununu çıkaranlara laf etmelisiniz. Sorunu çıkaranları engellemenin yollarından biri de haber yapılmasıdır.
Bu açıdan basın mensuplarına “İşinizi neden yapıyorsunuz” denmesini doğru bulmuyorum. Sıkıntı çıkaranlara “Siz burada ne iş yapıyorsunuz” denmesi, sorunların çözümüne daha fazla katkı sağlayacaktır kanaatindeyim.

Nimet-külfet dengesi
Daha önce de ifade etmiştim: Bir şey nimet değilse külfettir. İstifade edebildiğiniz her şey sizin için fırsatken, istifade edemiyorsanız altın bile size yük olur.
Yıllar önce bir yazı yazmıştım, “Karasu ne şehri olacak” diye. Hatta ilçedeki alan analizine dahil olmuş ve geleceğe ilişkin fikirlerimi de beyan etmiştim.
On yılı aşkın bir süre önceden bahsediyorum.
Karasu isterse tarım şehri olabilecek ovalara sahip. Düzlüklerin tamamında ova tarımı, bayır alanlarda ise meyve ve fındık tarımı yapılabilir. Bu noktada Karasu tarım şehri olmayı tercih edebilir. Bunun pek çok örneği var. Hemen yakınımızdaki Geyve bunun örnekleri arasında gösterilebilir.
Yine Karasu’da sanayi için uygun alanlar mevcut. Marjinal tarım alanlarımız ve mera vasfını yitirmiş arazilerimiz mevcut. Buralara dilerseniz sanayi tesisleri koyabilirsiniz. Ulaşım kolaylığından dolayı Karasu’yu dilerseniz sanayi ilçesi de yapabilirsiniz. Bunu da Hendek gibi düşünün.
Karasu’yu dilerseniz ticaret şehri yaparsınız. Liman yapıldı zaten. Demiryolu ve Şile-Ağva üzerinden gelen yolu da göz önüne alırsanız, Kuzey Marmara’ya yakınlığı da göz önünde bulundurursanız… Karasu, tacirlerin buluşma noktası olur. Kayseri bu şekilde gelişen bir ildir mesela.
Yine Karasu’yu dilerseniz turizm şehri yapabilirsiniz. Sapanca, sadece gölü ve ulaşım imkanları sayesinde Marmara Bölgesi’nin en çok tercih edilen tatil ilçesi konumunda. Karasu da isterse bu imkana fazlası ile kavuşabilir. Karasu, deniz turizminden yayla turizmine, trekking alanlarından göllerine derelerine kadar, turistlerin ilgisini çekecek pek çok alana sahip.
Liman şehri olabilir. Yine ticaretle bağlantılı düşünüldüğünde. Limana bağlı depolama sahaları, taşımacılık alanları, limana bağlı turistik tesisler oluşturulabilir.
Ancak tüm bunlar arasında bir tercihte de bulunmak lazım.
Bunu on yıl önce söylemiştim. Şimdi iş işten geçmeye başladı. Kurt sürüye daldığında tek koyunu hedeflemelidir. Her birini elde etmeye çalışırsa eve aç döner. Şimdi Karasu, karışık külah dondurma gibi.
Biraz turizm koy, kenarına sanayi iliştir, limandan da bir kepçe kadar koy, üstüne ticaret sosu da sürelim. Depolama ve lojistik de olsun tadımlık. Tarım ve balıkçılık varsa onlardan da alalım birer kepçe.
Al sana Karasu.
Karasu’da bunca nimet varken tamamı külfete dönüşmüş durumda. Turizm varsa aklımıza karmaşıklık ve trafik sorunu, depolama alanlarında yollardaki kamyon ve tır yoğunluğu, tarım diyince kokarca böceği, fiyat politikası, işçi sorunları, liman diyince kıyı erozyonu geliyor aklımıza.
Her bir nimet külfete dönüşüyor. Planlama yapılmadığından yaşıyoruz tüm bunları.
Planlama yapılmadığı sürece de yaşamaya devam edeceğiz.
Tatilci inadı
Karasu’daki tatilcilerin takdir edilesi bir inadı var. Yer mekan zaman ayırt etmeksizin dertlerini dile getiriyor. Yanındakine, yerine bakmadan kendi derdini yüksek sesle dile getiriyor.
Gerçekten ilginç.
İlçe Başkanı olduğum dönemde bir hanımefendi gelip, protokol varken belediye başkanına yolları yapmadıklarını anlattı. Araya pek çok kişi girip, “Abla burası yeri değil” dese de kadın istikrarlı bir şekilde sesini de yükselterek derdini anlatmaya devam etti.
Geçtiğimiz hafta Karasu Limanı’nın büyümesi ile ilgili ÇED bilgilendirme toplantısında bir yazlıkçı, oradaki görevlilere, “Biz Liman’a karşıyız. Bizim evimizin önünde yol yok. Tozdan oturamıyoruz” dedi.
Gerçekten şaşılacak iş. Ama insan bir yandan da takdir etmiyor değil. Keklik teorisi. Kekliği avlamak için tek kurşun atılmaz. Saydırırsınız. Denk geliş vurursunuz. Yazlıkçılar da öyle. Derdini kime olsa söylüyor. Nasılsa biri çözmezse diğeri çözecek…
HECATİ:Anlamak için değil de cevap vermek için dinliyoruz birbirimizi. İletişimsizliğimiz bu yüzden…