Hodri meydan

Eğer bir aksilik olmazsa önümüzdeki Mayıs veya Haziran ayında 2017’de halk oylamasıyla kabul edilen Anayasa değişikliğine göre Cumhurbaşkanı seçilecek.
Bilindiği üzere cumhurbaşkanı daha önce 7 yılda bir seçilirken ve bir daha seçilmezken, 2007 yılında yapılan değişiklikle cumhurbaşkanlığı süresi 5 yıla indirilmiş ve 2 defa seçilme sağlanmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın 2014’de ve 2019’da iki kez seçildiğini anımsatarak, iktidar tarafınca yeni değişiklikle bu maddenin “ılga” durumunda kaldığı öne sürülürken 3.kez seçilebilmenin önünde bir engel görülmediği belirtiliyor ancak tartışmalar devam etmektedir.
İster eski anayasa, ister yeni değişiklikle kabul edilen anayasa olsun sonuçta bir cumhurbaşkanı seçilecek.
Dolayısıyla bu süreç içinde siyasi partiler de hazırlıklarını devam ettirecekler.
Genel seçimlerde muhtemelen 6 partili “Millet ittifakı” ile 4 partili “Cumhur İttifakı“nın mücadelesine şahit olacağız. Ancak bu ittifakların dışında kalan diğer partilerden de destek gelmesi mümkün. Bunların dışında HDP ile birlikte ittifak içinde hareket eden sol partiler de mevcut. Adı “Emek ve Özgürlük Hareketi.”
Yüksek Seçim Kurulu tarafından 22 Mayıs itibariyle belirlenen seçime girme yeterliliğine sahip parti sayısı 27 oldu.
***
Bu aşamada…
Cumhurbaşkanı adaylığı ile ilgili resmi olarak açıklanan bir isim var mı? Yok!
Her ne kadar Cumhur İttifakı’nın bir parçası olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ı “aday” olarak gösterdiğini defaatle açıklasa da… Sayın Erdoğan’ın ağzından “Ben adayım” sözünü duydunuz mu? Ben duymadım!
Ancak imalı olarak çeşitli mecralarda ve grup toplantılarında partisinin adayının belli olduğunu söyleyerek kendisini tarif ederken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na da meydan okuyor.
“Ey Kılıçdaroğlu cesaretin varsa karşımıza çık!”
Dikkat edilirse “Karşıma çık” demiyor.
Neyse… Karşıma çık demesi için öncelikle Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’nun adaylığının kabul edilmesi ve resmi olarak ilan edilmesi gerekiyor. Peki, böyle bir durum olmadığına göre bu günden herhangi biri için “Cumhurbaşkanı adayı” diyebilir miyiz?
“Peki, Kılıçdaroğlu aday mı?”
Bir yerel kanalda yaptığı “Bir de Kılıçdaroğlu’nu deneyelim” açıklaması ile yine Cumhuriyet kutlaması sırasında yaptığı “Erdoğan benim adaylığımdan korkuyor” şeklinde açıklamasına bakılırsa istekli olduğu görülüyor. Ancak buna karar verecek olan ittifak içindeki liderlerdir.
Hdp’nin öncülüğünde oluşturulan “Emek ve Özgürlük Hareketi” kimi aday göstereceği şu an belirsiz. Belli mi olur, 4 Kasım 2016’dan beri (6 yıl) cezaevinde tutuklu bulunan eski eş başkanı Selahattin Demirtaş’ı aday gösterirlerse şaşırmam doğrusu!
Tabi bütün bunlar, önce seçim tarihinin Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle birlikte adayların da YSK’nca onaylanmasına bağlı.
***
Bildiğiniz üzere;
AKP ve MHP’nin hazırladığı ve 31 Mart’ta TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen “Milletvekili Seçim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmişti.
Kanunun yürürlüğe girmesiyle yüzde 10 olarak uygulanan ülke seçim barajı yüzde 7’ye indi.
Yeni düzenlemeye göre, ittifakın aldığı oy toplamı ülke barajını geçtiği takdirde, seçim çevrelerinde milletvekili hesabı ve dağılımı, ittifak içinde yer alan her bir partinin o seçim çevresinde almış olduğu oy sayısı dikkate alınarak yapılacak.
Kanunla birlikte, ittifakı oluşturan siyasi partilerin her birinin çıkaracağı milletvekili sayısı, her seçim bölgesinde ittifak içinde elde ettiği oy sayısı esas alınarak genel “D’Hondt” uygulamasıyla belirlenecek.
D’Hondt uygulamasında partilerin bir seçim bölgesinde aldığı oy miktarı, o bölgenin milletvekili sayısına ulaşana kadar 1’den başlayarak bölünüyor. Bunun sonucunda elde edilen sayılar en çoktan en aza sıralanıyor ve milletvekili sayısı dağıtılıyor. Bu hesaplama sonucunda bölgedeki milletvekili sayısına ulaşılana kadar sürüyor.
Şimdi, böyle bir değişiklik yapılması ilk başta iktidar partisi için avantaj yaratabilir. Ne var ki, bazı bölgelerde de muhalifler grubu ittifakının lehine olacaktır.
Esasında seçime giderken milletin bu tür değişikliklere karşı sıcak bakmadığını ve şahsen bunu “fırsatçılık” olarak görüyorum. Çünkü bu sistemle birçok parti genel başkanı meclis dışında kalabilir.
Yıllardan beridir parti başkanları liderleri milletvekillerini tek seçici olarak seçmenin iradesine ipotek koymaktadır. Dolayısıyla böyle bir uygulama halkın iradesinden uzak, halkı temsil etmeyen bir seçim oluyor. Halka hesap vermek yerine lidere hesap vermeyi amaçladığı için bölgesine getireceği hizmet de yetersiz kalıyor.
Bütün bunları ortaya koyduğumuzda…
Sayın liderlerin birbirine karşı “çık karşıma” şeklinde meydan okumaların çok ciddiye alındığını sanmıyorum.
Eğer, meydan okumayı maharet sayıyorsanız milletin büyük çoğunluğunun arzu ettiği “Liderlik hegemonyası” yerine “Halkın iradesi” üzerine kurulu “Seçim Sistemi ve Siyasi Partiler Kanunu“nda bir değişiklik yapılarak, liderlerin “en fazla üç kez” seçilme şartı ile “Dar bölge seçim sistemi” konusunda adım atılsın.
Meydan okumayı tek yetki gücünde kullanmayı hedef seçtiyseniz, gelin “demokrasinin, hukukun, insan hak ve özgürlükleri” yönünde kullanalım.
Haydi, var mısınız? “Hodri meydan!”






