Köşe Yazıları

Makas değiştiren Karasu

 

 

Çok kısa bir dönem, üstelik genel merkez politikalarından uzak, ayakları yere basmayan Sosyal Demokrat anlayışla yönetilen dönem hariç, kendilerini liberal muhafazakar, ya da (Dinci) muhafazakar olarak adlandıran zihniyetle, 1990 lardan bu yana, 30 yıldan beri yönetilen Karasu, kendine bir yön bulma makas değiştirme aşamasındaydı.

***

Ya deniz kıyısındaki bakir binlerce dönüm arazileri, vahşi kapitalizmin ellerine teslim edilerek, (Kirli) sanayiye teslim edilecek, ya da, bırakın Türkiye’yi, dünyada eşi benzeri olmayan, doğal güzelliklerini daha da koruyarak ve o değerleri öne çıkararak, kültür, tarım, turizm ve kurulacak yüksek okullarla markalaşacaktı.

***

Ve maalesef, “Benim oğlum Dilovası’nda çalışıp kanser olacağına, Karasu’da kurulacak (Kirli) sanayide çalışarak, kanser olsun”, ya da tarım arazileri üzerine, yok organize sanayi veya deniz kıyısında dünyanın birkaç yerinde olma şansı yakalanan Acarlar Longozu gibi kıymetlerimizin dahi yok edilebileceği, kirli sanayi, hele de gözbebeği plajın merkezine kurulan ve sonradan yanlış olmuş diye, pislik tortusu bırakılıp sökülüp kaldırılan “Tersane” gibi girişimler, sağ zihniyetteki Belediye Başkanlarının önceliği olmuş, Karasu, çok önemli kavşakta, değiştirdiği makas ile, bugün, bina ile zinanın rant ile haksız, alınterinsiz kazancın hakim olduğu, nüfus kağıdı değiştirilen, kişiliksiz bir yer oldu maalesef.

***

Hatta bir ara, kurulması için Merkezi Hükümetin dayattığı, Termik Santral kurulma teşebbüsü, bir avuç “Karasu Gönüllüsü” tarafından yakılan çoban ateşine, (her nasılsa) destek veren köylünün de direnişiyle, izin verilmemesi ile, Karasu, büyük bir yok olma felaketinden kurtuluyor, ama, peşkeş çekilen hazine arazilerine kurulması düşünülen, “kapkaç sanayiler” kapanına yakalanıyor ve turizm, tarım, kültür ve yüksek öğrenim gibi bu doğal yapıya uygun gelişme yolu, terk ediliyordu.

***

Karasu, artık bir çöplüktü… Hem sanayi çöplüğü, hem betonlaşarak büyümeyi hedefleyen, beton çöplüğü, hem de, zina-bina ile, bir an önce zenginleşmeyi hedefleyen zihniyetin hakim olduğu (kalitesiz) insan çöplüğüne dönüşüyordu son sürat…

***

Dünyada bir tek Kaliforniya sahillerinde olan, başta, tüm dolaşım sistemlerine yönelik hastalıkların iyileşmesine yönelik olmak üzere, romatizma, astım gibi, her türlü hastalığın ilacı, altın sarısı kıvamındaki ince kumu, üniversiteden bilim adamlarınca yapılan ölçümle,

Japonya’da, radyasyonun vücuda girmesini önleyici, perdeleme görevi yapan ve naylon poşetler içinde parayla satılan, iyot gazının, yüksek oranda bünyesinde bulunduran denizimiz, önce balıkçı barınağı olarak düşünülen ve fakat, bugün, dev bir liman yapılarak, önceleri Sakarya nehrinin getirdiği alüvyonlar ile zenginleşen sahilimizin, artık taş ve beton yığını haline dönüşmesiyle mavi bayrak aldatmacalarına rağmen bitirildiği, tıpkı, Marmara’yı, oksijensiz bırakarak koskoca bir varlığı yok eden “Deniz Salyası” gibi, bizim denizimizde, gelişmiş Avrupa ülkelerinin kendi denizlerinde avlanmasını yasak ettiği, denizlerin oksijen kaynağı midyenin, balık yuvalarını da katledercesine avlanmasına, sessiz kalınması ile, çok yakında, o salya, o sümük, bizim sahillerimizin de yok olmasına sebep olacaktır.

***

Ve maalesef, deniz tabanında yapılan, bu midye katliamının neticelerini, birkaç yıl içinde, Karasu olarak, bizler de göreceğiz.

***

İsveç’te, Dünya çapındaki Malmö limanını, aklı ve bilimi kullanıp, kapatma kararı alarak, insanlarının mutlu olabileceği, mutlu yaşam alanı haline çevirenler gibi, ülkemizin de, “Tek Adam” zihniyetinden kurtulup, hak, hukuk, adalet savunucusu hükümetlerin iş başında olduğu demokrat ve laik idarecileriyle, oksijeni bol hava ile rahat bir yaşama merhaba diyeceğimiz günlerin özlemini, Karasu menfaatlerini, yiğitçe savunmayı, hakaret olarak gören makamların açtıkları davalar sebebiyle, 7 buçuk yıl, Samsun, Hendek, İstanbul cezaevlerinde mahpus yatarak ödeyen, can dostum, yoldaşım, arkadaşımın gözyaşlarını dökerek anlattığı bu satırlar sonrası, Karasu tarihinde, rivayet olarak anlatılan; bugünkü Karasu köyünün olduğu yerde, bir ermişin, kahvehanede oturanların yanlarına yanaşarak,

“Karnım aç, bir yemek verir misiniz?” yalvarmasına karşılık orada oturanların hakaret edercesine, masadan kovmaları sonrası ermişin de; “Allah belanızı versin” bedduasıyla,

Küçükboğaz gölünün üzerinden, hızla oradan ayrılması sonrasında, o bölgenin, sıtma hastalığıyla helak olması ve bugünkü İncilli Mahallesinin olduğu yere taşınması ve yanlış makas değiştirerek, mahvedilen bu doğa cenneti memleketim Karasu aklıma geliyordu…