Krallar ve soytarıları

 

Bu yazıyı kaleme aldığım da Yılmaz Vural halen Erzurum BB Spor’un hocası konumundaydı. Amma velakin bugün itibarı ile (09 Mayıs 2021) onun da işine son verildi. Yani Erzurum BB Spor’da altıncı hoca da gitti. Tıpkı Hüseyin Cimşir Hoca gibi doğruları söyledi ve olması gerekenleri yaptı diye… Futbolcu ve takımı kendi malı gibi gören basiretsiz, iş bilmez kral ve soytarıları tarafından katakulliye getirildi ve bir sayfa daha kapandı. Yazık oldu Yılmaz Hoca’ya ve diğer hocalara. Çünkü kendisine teslim edilen kadrodaki oyuncular beyin olarak, ruh olarak, mantalite olarak, tabi ki fizik ve düşünce olarak çoktan küme düşmüştü.

Alttaki yazının içeriğinde de bulacaksınız aynen şunu ifade ediyorum: “Sanane be Yılmaz Hoca sana mı kalmış, bitmiş bir takımı ahlaken ve sportif olarak disipline etmek” diye… Bak gördün mü seni de harcadılar bozuk para gibi… Ama aslında harcadıkları kendilerinin çürük zihniyetleridir ve bunun fakında değiller bu çokbilmişler. Erzurum halkının paralarını sömürüp çar çur eden ve rastgele, gelişi güzel, hesapsızca harcayan güya yöneticiler…

Mevzuya girelim ve Türk futbolunun hali nicedir görelim…

Konumuz tabi ki futbol ve kategorisi ne olursa olsun, ister süper lig ister birinci lig, ikinci, üçüncü, BAL ya da amatör lig hiç fark etmeden tümünü birden ve çok yakından ilgilendiren bir konudan bahsetmek istiyorum.

Ve bir profesyonel takımın teknik direktörünün içleri acıtan, vicdanları sızlatan ve gerçekleri feryat eder bir şekilde dillendiren, herkesin “deli” diye nitelediği yürekli bir yiğitten bahsetmek istiyorum. Adı Yılmaz Vural aynı dönemin kurs mezunlarıyız. Tek fark var o Almanya’dan mezun biz Türkiye’den. Bu meslektaşım yaklaşık, Türk futbolunun her kademesinde teknik adamlık yapmış ve eksiksiz 30 – 40 takımı çalıştırmış futbol emekçisi bir insan. Yani çalıştırdığı kulüpleri düşünürsek “ulan ne paralar kazanmıştır köşeyi değil köşeleri dönmüştür” diyebilirsiniz ama öyle değil işte.

Bu arkadaşımız Almanya kurs mezunu olmasına karşın ülkemizde hiç bir dönemde gerçek değeri ve kıymeti bilinmeyen arkadaşlarımızdan sadece bir tanesi. Bende aynı kategoriye giriyorum tabi. O yüzden içim çok dolu bu konuda. Biz en üst kademeler de takım çalıştırırken kısa donla gezenler, siyaset ve ahbap çavuş ilişkileri ile ne takımları çalıştırdılar, çalıştırıyorlar. Zerre kadar bilgisi ve becerisi yokken! İşte ülkemiz de bu değeri ve kıymeti bilinmeyen hocalar kategorisine kimler girmiyor ki. Dedim ya siyasetten dayınız ya da ahbap – çavuş ilişkileriniz yoksa yada kazandığınızın yüzde otuzunu menajer diye geçinen emek hırsızı, sahtekar kişilere vermeyi reddediyorsanız, bu ülkede asla ve kat-a değeriniz, kıymetiniz bilinmiyor ve iş bulamıyorsunuz maalesef. Hoca ismi vermeye kalksam buradan Erzurum’a yol olur. Peki, niye Şam’a değil de Erzurum’a yol olur?

Değerli okuyucular şu yüzden çünkü… Hikayenin kahramanı şu anda Erzurum BB Spor’un Teknik Direktörü Yılmaz Vural da ondan… Yılların deneyimlisi bu kardeşimiz geçtiğimiz hafta Fenerbahçe maçında meydana gelen bir iki vakayı dobra dobra çıkıp kameralar ve yayıncı kuruluşun önünde dillendirdi. Aslında Yılmaz Hoca’nın dillendirdiği bu gerçekler her hafta, her kulüpte yaşanan ama anlatmaya, dillendirmeye hiç kimsenin cesaret edemediği konuydu. Maçın ikinci yarısında yabancı bir oyuncuyu “sana ihtiyacımız var, hazırlan oyuna gireceksin” dediğin de aldığı cevap “hayır girmek istemiyorum oram sakat, buram sakat” bahanesi ile oynamak istemediğini hocaya beyan ediyor. Tahmin ettiğiniz gibi asıl mesele alacağını bir iki ay alamadığı için tepkisini bu şekilde ortaya koyuyor.

Peki, soru şu? Türk oyuncu Yılmaz Hoca’ya böyle davranabilir mi? Kesinlikle hayır. Bizim oyuncularımız böyle bir eylem yapsa hem dayak yer hem de anın da kapının önüne konur ve o da yetmez lisansı yırtılırdı. Ama eylemi yapan yabancı oyuncu olursa yöneticilerin elleri, ayakları bağlı. Neden? Neden olacak öyle bir sözleşme yapıyorlar ki oynasalar da paralarını alıyorlar oynamasalar da. Anında FİFA’ya şikayet ve bu durumda da alacaklarının on katını kulüplerimiz yapmış oldukları sözleşme gereği ödüyorlar. Böyle ilginç ama bir o kadarda üzücü ve düşündürücü bir konu. Aynı maçta başka bir yabancı oyuncu oyundan çıkarıldığı için soyunma odasına giderken hocaya, takımına ve giydiği formaya ağıza alınmayacak galiz küfürlerle ortalığı karıştırıyor ve soyunma odasını kırıp döküyor.

Tekrar soru şu? Bir Türk oyuncu böyle bir eylem yapabilir mi, yaparsa ne olur? Yine aynı maçta Yılmaz Hoca bir haftalık yeni profesyonel olmuş 18 yaşındaki bir Türk oyuncuyu (Özgür) oyuna sokuyor bu genç kardeşimiz verilen görevi ikinci yarıda layığı ile yerine getiriyor ve Fenerbahçe gibi bir takıma golünü de atıyor… Ve Yılmaz Hoca maçtan sonra olanı biteni ve kimsenin dillendirmeye cesaret edemediği yabancı oyuncu konusunu bir kere daha gündeme taşıdı. Deyim yerin de ise içler acısı bir konuyu gündeme taşıdı ve acı ama gerçekleri tek tek anlattı. Ve bir Allah’ın kulu, kulüp başkanı, yöneticisi, diğer takımları çalıştıran yerli – yabancı hocalar, futbolcular çıkıp Yılmaz Hoca’ya destek verici bir açıklama yapmadılar. Daha doğrusu yapamadılar.

Neden? Neden olacak anında koltuğundan, görevinden ve yaptığı işten olurlar da ondan. Varsa destek veren yazan – çizen ben duymadım, görmedim adam gibi özür dilemesini de biliriz çok şükür. Ve sonuç Yılmaz Vural Hoca gerçekleri dillendirdiği için bir hafta sonra işine son verildi. Geç kaldılar mübarekler! Aslın da. Eee artık takımı Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Sekmen çalıştırır. Her şeyi onlar biliyorlar ya bu işten geri kalırlar mı. Şimdi kendileri çalar, kendileri oynarlar. Hayırlı uğurlu olsun… Yedinci hocaya ve onun soytarılarına. Hayırlı bayramlar… Selam ve dua ile.