Hayat kurtarmanın bu kadar kolay olduğunu bilmiyordum

 

Tolga’nın rahatsızlanmasının ardından ilik bağışı kampanyası başlatıldı. Biz  de kendi çapımızda, elimiz erdiğince, gücümüz yettiğince bir şeyler yapmaya çalıştık.

Kendimiz de bağışçı olmak için müracaatta bulunduk.

Hatta o gün sırada beklerken, “Arkadaşlar bana öncelik tanıyın. Çünkü benimki tutacak” dedik. Gülüşmeler arasında, “İnşallah başkan. Beklersen neden tutmasın” dediler. Biz de işin şakasındaydık elbette.

Nihayetinde Karasu’dan Ergün Demir’in, Berkay Şener’in ve bizim iliğimizin birilerine uyduğunu öğrendik. Berkay’ın bağışı geçtiğimiz ay gerçekleşti. Ergün Hoca sırasını bekliyor. O esnada bizim nakilimiz pazartesi günü gerçekleşti.

Bizim iliğimizin uyumluluğu ortaya çıktığı günden bu yana arayan, soranların aslında konudan ne kadar az haberdar olduklarını gördük. Bunun için de “bu işin reklamı olmaz” mantığı ile haftalık basın toplantımızı nakil esnasında gerçekleştirdik.

Bu şekilde belki de bir kişinin daha bağışçı olmasına vesile oluruz.

İlik bağışı esnasında canlı yayın yapabiliyor, telefonunuzu kullanabiliyorsunuz. İşlem ağrılı değil. İki kolunuza serum takılıyor hepsi bu. Sizin vücut basıncınıza göre 3 ile 5 saat süren bir işlem.

Nakil işleminin sizinle ilgili kısmı tamamlandığında günlük işlerinize devam ediyorsunuz. Mesela ben bu yazıyı nakil işleminin hemen ardından yazıyorum.

Bağışçı olmak için sadece 3 dakika süren bir kan verme işlemi yapıyorsunuz. 3 tüm kan veriyorsunuz. Sizi bankaya kaydediyorlar. Hepsi bu. Sonrasında ağrılı ya da zahmetli hiçbir şey yok.

Hayat kurtarmanın bu kadar kolay olabileceğini düşünmüş müydünüz?

Bu yolda bilinçlenmemize ve bağışçı olmamıza vesile olan Tolga Eray kardeşime de dua etmeyi ihmal etmedik. Allah O’ndan razı olsun. İnşallah O’nun da kısa sürede sağlığına kavuştuğunu ve işinin başında olduğunu görürüz.

 

Çalışma barışı her şeyden önemli

Konfüçyüs, “Eğer sevdiğiniz işi yaparsanız bir gün bile çalışmış sayılmazsınız” demiş. Yani insan işini sevmeli ve sevdiği işi yapmalı. Bir iş yaptığınız için para kazanırsanız o parayı keyifle harcarsınız. Ancak para kazanmak için iş yaparsanız çok yorulursunuz.

Belediyeler yarı siyasi kurumlar olduğu için (siz yarı dediğime bakmayın aslında tam siyasi) beş yılda bir çalışma barışında bozulmalar olur. Bazı çalışanlar “Şimdilik sizin adam başkan ama bizim adam göreve gelince görüşürüz” diye iç geçirebilir. Sonunda yetkiyi ele geçiren de karşısındakine üstünlük kurmaya çalışabilir.

Normal belediyelerde bu süreç seçimden sonra birkaç ay içinde biter.

Seçimin yapıldığı 2 yılı geçiyor. Altı ay sonra yolun yarısı olacak, Karasu Belediyesi’nde halen müdür kadroları bile tam oturmuş değil. Bildiğim kadarıyla pek çok müdürlük halen vekaletle yönetiliyor. Zaten bundan sonra atama yapsanız ne olacak!

Bu arada vekil müdürlerin ne zaman vekillikten alınacağı belli değil. Kalıcı bir projeye kalkışsa tamamlamak nasip olacak mı, belli değil.

Bu arada seçim öncesinden kalan sürtüşmelerin halen devam ettiği sokağa yansımış durumda. Vatandaş hizmet bekliyor.

Siz içerdeki barışı sağlayamamışsınız. Bu arada yeni proje yapmanızı bekleyenler var. Tecrübeli kişilere güvenmiyorsunuz. Güvendiğiniz kişiler deneyimli değil…

Bu arada geçmişten getirdiği intikamını almak isteyenler var. Bunlar da yönetimin yanında yer alarak hareket ediyor. Ya da dışarıdan öyle görünüyor.

İşe gelen insanlar eğer mesailerine gülerek başlarsa iş verimi de artar işyerindeki huzur da…

Ama çalışma barışını sağlamak yöneticilerin görevidir. Bizim dışarıdan gördüğümüzü siz içeriden göremiyor musunuz gerçekten?

Davalar hakkında yorum yapmak

Karasu Belediyesi’nin eski yönetiminden kalan davaların duruşmaları bu aylarda yoğunluk kazandı. Eski Başkan Mehmet İspiroğlu ve ekibi işi gücü bırakıp mahkeme salonlarını gezmek durumunda kaldı.

Yargılama süreci bir cezalandırma süreci değildir. İnsanlar suçları ispatlanana kadar masumiyet karinesi gereği suçsuz kabul edilirler. Ve son olarak da yargıya intikal etmiş konularla ilgili yayın yapmak suçtur.

Davalar sonuçlandığında ya da yargılama sürerken yasaların izin verdiği ölçüde haberler yapıyoruz.

Şahsi görüşümüzü söylememiz ya da yansıtmamız mümkün değildir.

Biz burada ancak temennide bulunabiliriz. O temennimiz de kimsenin hakkının yenmediği bir şekilde adaletin tecelli etmesi yönünde olur. Onun dışında bir yorum yapmamızı bekleyenler daha çok bekler.

 

Ödül mü ceza mı

Geçtiğimiz yıldan bu yana krizde olan, bir yıl içinde toplam birkaç ay açık kalabilen kafe ve restoranlar bu haftadan itibaren haftada beş gün açık kalacak. Sonra?

Sonra ramazan gelecek. Ramazanda gündüz zaten kapalı olacak. Ki Karasu’da zaten ramazanda açık işletme pek olmuyordu. Bu defa yasal olarak olmamış olacak.

E ne olacak?

Bu işletmeler paket servis yapabilecek. Paket servis iftar saatinde olacağına göre…

Ya pide kuyruğunda bekler gibi kuyrukta bekleyeceğiz ya da kuryelerin getirmesini bekleyeceğiz. Ki paket fazla olursa ya kuryeler kendi hayatlarını tehlikeye atacak ya da iftara gecikme olacak.

Neyse ki bu defa işletmecilere ramazan ayında açılmayacakları önceden söylendi. Yoksa sıkıntı olacaktı.

Bu durum ödül ceza değil.

Hani 17 Ağustos’tan sonra Ahmet Mete Işıkara televizyona çıkmıştı da “Deprem Türkiye’nin gerçeği. Depremle yaşamayı öğrenmeliyiz” demişti ya… Bizim de artık şu ya da bu şekilde koronavirüs ile yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor.

Bu yarı normalleşme denemeleri aslında biraz da o nedenle.

Karasu’daki vatandaşlar tedbirlere olabildiğince uyuyor.

Ancak Karasu’dan çok kişi gelip geçiyor. Sokağa çıkma yasaklarının olduğu günlerde yazlık sahipleri Karasu’ya geliyor. Bu şekilde pek çok temas da gerçekleşmiş oluyor. Hal böyle olunca koronavirüs yayılması da zaman zaman kontrolden çıkıyor.

Bundan sonra yapılması gereken basittir. Depremle yaşamayı öğrendiğimiz gibi pandemi şartlarında yaşamayı da öğrenmemiz gerekmektedir.

Virüs geçer ya da geçmez. Önemli olan bu süreç içinde edindiğimiz deneyimdir. Hijyen konusunda ciddi bir yol kat ettiğimizi düşünüyorum. Aynı şekilde sosyal mesafe konusunda da geldiğimiz nokta ortada. Zaten grip vakalarındaki düşüşün nedeni biraz da bu iki etken.

Bundan sonra eğer bu davranışlarımızı sürdürür, gelenek haline getirirsek koronavirüsün üstesinden gelemesek de onunda yaşamayı öğrenmiş olacağız.

Allah yardımcımız olsun.

 

Önemli olan konuşulması

Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce tarafından tanıtımı yapılan Gabak Evi ülke çapında pek çok yerde haber oldu.

İdeolojik bakan da oldu, dilbilimi yönünden eleştiren de…

İdeolojik bakanlar, “E hani siz heykele karşıydınız” diyenlerle “Bu heykel değil” diyenler sosyal medya üzerinden tartıştı.

“Gabak ne” diye eleştiride bulunanlar ile yerel kültür anlatanlar gündemde yer aldı.

Tüm bu durumlardan bir çıkarım elde etmek lazımsa…

Sakarya Türkiye gündeminde konuşuldu. “Reklamın iyisi kötüsü olmaz” derler. Ben bu görüşte olanlardan değilim de…

Gene de bu şekildeki tartışmalarla gündemde olmak Sakarya’ya katkı sağlar diye düşünüyorum.