Aşı teknolojileri – 1

 

Aşının içinde hastalık etkenlerinin karakteristik özelliklerini taşıyan, çoğunlukla protein yapısında antijenler bulunur. Kas dokusu içinde yerleşmiş bağışıklık sistemi hücreleri bu antijenlerle karşılaşınca aktive olur ve mesajı bağışıklık sisteminin diğer hücrelerine iletirler. Son tahlilde, bağışıklık sistemi çok basamaklı ve incelikle orkestra edilmiş kompleks bir savunma yanıtı ortaya çıkarır.

Aşılar genellikle kas içine enjeksiyon yöntemi ile uygulanır. Bu yolla, uygulama kolaylığı dışında, aşının doğrudan doku içinde yerleşmiş bağışıklık sistemi ile karşılaşması sağlanır. Doğal enfeksiyon giriş yolunu taklit eden aşı uygulamaları da var. Örneğin gaita-ağız yoluyla bulaşan çocuk felci hastalığında aşı ağız yolundan (oral yol) uygulanabiliyor. Benzer şekilde burundan verilen (intranazal) bir grip aşısı da var.

Aşıdan hemen sonra enjeksiyon yerinde görülen yanma, ağrı, kızarıklık gibi belirtiler, bağışıklık sisteminin gösterdiği ilk tepkiler olarak da kabul edilebilir. Bu tip reaksiyonlar her aşı ile görülmez.

Antijenleri tanıyan bağışıklık sistemi, onları bağlayan ve yok edilmelerini kolaylaştıran antikorları üretir. Protein yapısındaki bu antikorlar hastalığı geçiren ya da aşılanan kişilerde bulunan plazma hücreleri tarafından o hastalığa özgü olarak salgılanırlar. Bağışıklık sistemi antijenle tekrar karşılaştığında bu antikorları yeniden üretebilecek hafızaya sahiptir. Antijenlere bağlanan antikorlar enfeksiyonu yenmek için mücadele eden hücreleri uyararak bu maddelerin ortadan kaldırılmasına aracılık ederler.

Aşı içinde antikor yanıtı oluşturan özgün antijenik madde(ler) dışında bağışıklık sistemini tetikleyerek daha güçlü yanıt alınmasını sağlayacak “adjuvan” adı verilen maddeler ile çözeltinin bozulmaması, içinde başka mikropların ürememesi ve doku içinde dağılarak etki yerine ulaşmasını sağlayacak ek “taşıyıcı” maddeler bulunur.

Aşıların bazılarında virüsün zayıflatılmış veya etkisiz hale getirilmiş hali kullanılırken, bazılarında virüsün tamamı değil yalnız protein alt birimleri kullanılır. Bu protein alt birimlerin laboratuvarda üretildiği rekombinant aşılar da vardır. Genetik aşılarda ise etkin madde olarak, tanınması istenen antijen değil, onun vücutta sentezlenmesine imkan veren anahtar nitelikte maddeler verilir.

Klasik aşılar 1: Canlı atenüe aşılar

Canlı atenüe aşılar hastalık etkeni olan bakteri ve virüslerin laboratuvar ortamında değiştirilerek zayıflatılmaları esasına dayanır. Aşı içindeki organizma canlılığını muhafaza eder, vücutta çoğalır ve bağışıklık sistemi tarafından etkisiz hale getirilir. Zayıflatıldığı için hastalık yapamaz, aşının istenmeyen etkileri adeta hastalığın “küçük ölçekli bir taklidi” gibidir.

Ağızdan uygulanan atenüe aşılar (çocuk felci aşısı gibi) dışında, enjeksiyonla verilenler genellikle bir uygulamadan sonra yeterli bağışıklık sağlar. Bazen aşı yapılan kişide hali hazırda var olan antikorlar aşı ile verilen virüse bağlanarak onun çoğalmasını engeller. Bu kişilerde yeterli antikor yanıtı oluşmadığı için koruyucu bağışıklık yanıtı gelişmez. Eğer ilk enjeksiyondan sonra yeterli bağışıklık sağlanmamışsa ikinci uygulama yapılır. Bu durumun aksine, aşı eğer bağışıklık sistemi bozuk ya da baskılanmış kişilere uygulanırsa, canlı virüs vücutta aşırı miktarda çoğalarak alıcının ölümüne kadar gidebilecek ciddi istenmeyen reaksiyonlara sebep olabilir.

Canlı atenüe aşı örnekleri:

Viral: Kızamık, kızamıkçık, kabakulak, çiçek, su çiçeği (vaccinia), Varicella zoster (uçuk), rotavirüs, intranazal influenza (grip), sarı humma, adenovirus

Bakteriyel: Oral tifo, kolera, BCG (verem)

Klasik aşılar 2: İnaktive (ölü) aşılar

İnaktive aşılar laboratuvar ortamında çoğaltılan virüs ve bakterilerin ısıtma ve/veya kimyasal ajanlar kullanılarak inaktive edilmeleri (etkisizleştirilmeleri) ile üretilir. Bu aşıların içindeki mikroorganizmalar ölüdür, çoğalamazlar. Aşı içerisinde ölü bakteri ve etkisiz hale getirilmiş virüs bütün olarak bulunabileceği gibi, parçalanmış ya da protein alt birimler (fraksiyon) halinde de bulunabilir. Fraksiyonel aşılar protein alt birim ya da polisakkarit esaslı olabilir.

Protein alt birim esaslı fraksiyonel aşılar:
Protein yapılı fraksiyonel aşılar inaktive bakteri toksinleri (toksoid) ya da virüs/virüs altı parçacıklardan saflaştırma yoluyla üretilirler. Kovid-19’a karşı bu yolla geliştirilmeye çalışılan geniş bir grup aşı var. Antijenik özellikteki protein alt birimler canlı aşılar ya da inaktive tam virüs aşıları kadar güçlü bir bağışıklık yanıtı oluşturmaz. Hangi alt birim karışımlarının güçlü bağışıklık yanıtı oluşturduğunun saptanması zordur ve deneme gerektirir. Bağışıklık yanıtını güçlendirmek için aşıya adjuvan olarak da adlandırılan bağışıklık sistemini uyarıcı maddeler eklenir.

Bakteriyel polisakkarit esaslı aşılar:
Bakterilere özgü hücre duvarında bulunan polisakkarit (kompleks bir şeker) molekülü de antijen aşı etken maddesi olarak kullanılır. Polisakkarit diğer antijenik maddeler gibi protein yapısında olmadığından, antijenik özelliğini artırmak için bir adjuvanla birleştirilir (konjuge edilir). Polisakkarit aşılar diğer inaktive aşılar gibi tekrarlayan dozlarla antijenik yanıtta artışa sebep olmaz. Bağışıklık sistemi henüz olgunluğa ulaşmamış gençlerde de fazla etkili değildir.

Ölü mikroorganizmalar canlılara göre daha zayıf antijenik özellikte olduklarından yeterli bir bağışıklık sağlamak için birden çok uygulama yapılması gerekir. İlk uygulama koruyucu olmaktan çok bağışıklık sistemini uyararak ikinci ve üçüncü uygulamalara hazır hale getirilmesini amaçlar.

Antikor titreleri (seviyeleri) zamanla azalma eğiliminde olduğundan ölü aşıların belli aralarla tekrarlanması (boosting) gerekir. Bu tip aşılar çoğalmadıkları için bağışıklık sistemi baskılanmış olanlarda bir tehlike oluşturmazlar, atenüe aşıların tersine dolaşımdaki antikorlardan da etkilenmezler.

 

DEVAMI HAFTAYA…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.