Zabıta cezaları düşürdü de

 

Geride kalan hafta zabıtanın kestiği cezaların madden çok ağır olduğunu yazmıştık. İnsaf etmişler. 400 küsur olan cezaları 204 liraya indirmişler. Peşin öderseniz de 150 liraya falan düşüyormuş.

Ancak konunun çok daha başka bir boyutunu öğrendim. Geçen haftaki yazımızın ardından bir hukukçu arkadaş aradı. “Zabıtanın trafik cezası kesme yetkisi yok” dedi. Sonra da kanun maddesini yolladı. Uzun uzun okuduk. Sonuçta kanunen trafik cezalarını kolluk kuvvetlerinin (polis ve jandarma) yazdığını okuduk. Zabıtanın bu cezayı neye göre yazdığına baktık. İşgaliyeden yazıyor. Peki işgaliye ne demek? Siz kaldırım, yaya kaldırımı, minibüs durağı, engelli park alanı ya da mavi çizgi ile belirlenmiş bisiklet yoluna park ederseniz bu işgaliye olarak değerlendiriliyor. O zaman da size zabıta ceza kesebiliyor. Yalnız bu cezanın trafikle ilgisi yok. Dahası ceza kanunlarının genel ilkesi gereği alt sınır varken üst sınırdan ceza kesmenizin bir gerekçesi olmalı. Yani adam yanlış olduğunu bile bile ve uyarıları dikkate almadan işgale devam ederse üst sınırdan kesmeniz normal. Ya da birinci cezayı yediği halde uslanmamışsa bu adama da üst sınırdan ceza kesmek mümkün. Ancak Karasu’da böyle bir durum söz konusu değil. Hatta iddiaya göre bir vatandaşa aynı anda üç ceza tebligatı yapılmış.

Kesilen cezalarla ilgili mahkemeye başvurmak mümkün mü? Elbette mümkün. Ancak dilekçe yazmayı dünyanın en zor işi zanneden vatandaşlar, “Ödesem daha iyi” diye düşünüyor. Bu duruma güvenen yetkisiz yetkililer de ceza kesme işlemine devam ediyor.

Oysa vatandaşa hizmet etmenin ceza kesmekten başka yöntemleri de var ama…

Neyse.

 

Uzaktan sallamak kolay

Geçen salı günü sonuçlanan 46 milyonluk davalarından biri karara bağlandı. Bu karara göre Mehmet İspiroğlu ve Cengiz Kuçhan’ın da aralarında bulunduğu 9 sanık 40’ar ay ceza aldı. Konunun yargı süreci devam ediyor. İtirazlar falan. Dolayısıyla dava hakkında konuşmak halen suç sayılır.

Hal böyleyken dönemin Belediye Başkan Yardımcısı Cengiz Kuçhan Karasu Haber’e açıklamalarda bulunmuş. Açıklamasında kendisinin neden ceza aldığı konusunda “CHP’li olduğum ve Karasulu olmadığım için” demiş.

Enteresan…

Dönemin CHP Karasu İlçe Başkanı Nurhan Aydın 46 milyonluk davada Kuçhan’ın tarafında olmamıştı. E zaten Kuçhan da memur. Yani kanunen parti yandaşı olamaz. Propaganda faaliyetlerine falan katılamaz. Zaten Karasu’da Kuçhan’ın CHP’li olduğunu da kimse bilmez.

Kaldı ki Kuçhan’ın ihale komisyonu başkanı olarak yargılandığı davada “Karasu’nun çocuğu” sloganı ile seçim kazanan Mehmet İspiroğlu da ceza aldı.

Bu söylemde yargının zan altında bırakılması söz konusu. Yargı herhangi bir partili olduğunuz için size ceza verir mi? Herhangi bir ilçeden olduğunuz için sizi suçsuz sayar mı?

Karasu’daki çocukların ceza almaması yargının kararıdır.

Kendinizi aklamak için Karasu’nun çocuklarına sallamayın. İşinizi yapın.

 

Haftaya bir sürprizim olacak

Haftaya çıkacağımız garanti değil ama… Haftaya yapacağımız canlı yayında hayırlı bir işe vesile olduğumuz bilgisini paylaşmak istiyoruz. Eğer imkan olursa haftaya canlı yayında görüşürüz.

 

Biz neden kapalıyız

Koronavirüs tedbirleri kapsamında hizmet sektöründeki pek çok işyeri kapandı. Mart ayı başında da yeni bir usule başvuruldu. Yeni duruma göre illerdeki vaka sayıları yüz bine oranlandı ve buna göre renklendirme yapıldı.

Bu renklendirmeye göre de Sakarya kırmızı renkte kaldı. Haliyle işyerlerinin açılması başka bahara kalmış oldu.

Arkasından tedbirler sıkılaştırıldı. Bir sonraki açıklamada Sakarya’nın vaka sayısında en büyük düşüşü yakalayan il olduğu açıklandı. Ancak bu değişim uygulamaya etki etmedi. O zaman “Yan yatan da bir çamura batan da bir” diye düşünmek mümkün.

Marmara Bölgesi’nde sadece Sakarya’nın kapalı kalması gerçekten enteresan. Hatta son açıklamaya göre Sakarya’daki sayılar Marmara’nın en düşük sayılı illerinden birinin Sakarya olduğunu gösteriyor ama biz kapalıyız.

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan sayılarda Sakarya’nın yeni kıstasa göre tekrar kırmızı renge döndüğü görülüyor.

Yani turuncuyu görmeden kırmızıya dönmüş oluyoruz.

Peki kardeşim…

Diğer illerdeki esnafın dayanacak gücü kalmadı da Sakarya’daki esnafın kaldı mı?

Ankara’daydık geçen hafta. Mekanlar açıktı. İnsanlar az da olsa gidip mekanların para kazanmasına katkı sağlıyordu.

İstanbul’da durum hakeza.

Sakarya’nın neden kapalı olduğunu soracak ya da bizim hakkımızı savunacak kimse var mı?

Onu merak ediyoruz.

 

Yapamazsın, “ya”

2006 yılında iletişim fakültesini bitirdiğimizde önümüzde birkaç yol vardı. Bunlardan biri okulda kalmak, diğeri ulusal ya da yerel gazetelerde çalışmaya devam etmek ya da Karasu’ya gelip kendi gazetemizi kurmak…

Tam da o yıllarda dönemin Karasu Belediye Başkanı Ahmet Genç, Sakarya il merkezinde yayın yapan yerel gazetelerin gelmesi için ziyaretlerde bulunuyordu. İl merkezindeki gazeteler Karasu’ya gelmiyordu.

O tarihlerde bir Karasu’da gazete çıkarmaya hazırlanıyorduk. Bazıları bize, “O kadar okuyup ilçede gazete mi çıkaracaksın diye yükleniyordu. Bir başkası “İlçede gazete tutar mı” eleştirisinde bulunuyordu.

2010 yılına gelindiğinde gazetemizin abone sayısı ilde en çok satan gazetenin tirajının üstündeydi ve kurduğumuz matbaada ildeki gazetelerden bazılarını biz basıyorduk.

Şüphesiz bu Allah’ın takdiri ve sizin desteğiniz ile oldu.

Kimseyi ötekileştirmeden, kendi siyasi görüşümüzde olsun olmasın herkese yer vererek sağladık bunu. Bir adalet kurumu gibi, herkesin kendini ifade edebileceği ve herkesin sığınabileceği bir kurum olmaya çalıştık.

Kaba tabirle, “Ne kimseye yasladık ne de kimseye yaslandık…”

Bize yapamazsın diyenlerin haklı oldukları kısımları dikkate aldık. Moral bozucu kısımlarını bir kenara bıraktık. Çok zorlu şartlarda, içimize sinmeyen pek çok habere yer vermemiz gerekti.

Ancak kurumsal olarak “Gazetelerin sahibi okurlarıdır” felsefesini benimsedik. O nedenle gazetelerin hukuki sahiplerine “İmtiyaz sahibi” denir. Yani “Bu kadar yükü çekiyor. Bunun da bir imtiyazı olsun” denir.

Hiçbir yazarımız, hiçbir muhabirimiz bize “Benim görüşüme müdahale edildi” diyemez. Hiçbir siyasi görüşteki vatandaş, “Benim görüşüme yer verilmedi” diyemez.

Kimse bize, “Ben söyledim de beni dinlemediler” eleştirisinde bulunamaz.

Bizim kırmızı çizgimiz bu vatanı ve bu ilçeyi sevmektir.

Bu vatanı ve bu ilçeyi seven herkese bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sayfalarımız açık olacaktır.

Bunun için bizi sevmeniz, bizim gibi düşünmeniz beklenemez.

Nice 12 yıllarda buluşmak ümidi ile…