Vahşi’nin tevbe ederek iman etmesi 

 

İbn Abbas’tan rivayete göre şirk ehlinden olup da birçok kişiyi öldürmüş, çok zina yapmış bazı kimseler Muhammed (sa)’e geldiler ve: “Senin söylediklerin ve kendisine çağırdığın şey güzel. Keşke bizim yapmış olduğumuz günahların bir kefareti olduğunu bize haber verebilsen (de biz de Müslüman olsak).” dediler. Abdullah ibn Mes’ud’dan rivayette o şöyle anlatıyor: Rasulullah (sa)’a: “Allah katında hangi günah en büyüktür?” diye sordum (veya soruldu) da O: “Allah seni yaratmışken ona başka birini denk ve eş koşmandır.” buyurdular. “Sonra hangisi?” dedim, “Sonra seninle beraber yiyecek korkusuyla çocuğunu öldürmendir.” buyurdular. Sonra hangisi?” diye sordum, “Komşunun hanımıyla zina etmendir.” buyurdular ve işte Rasulullah (sa)’ın bu sözünü tasdik olarak “Onlar ki Allah ile beraber bir başka ilaha tapmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar…” ayet-i kerimesi nazil oldu. İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre ise sadece bu ayet-i kerime değil, bununla birlikte başka iki ayet-i kerime daha Hz. Hamza’nın katili olan Vahşi hakkında nazil olmuştur. O, şöyle anlatıyor: Vahşi, Hz. Peygamber (sa)’e geldi ve: “Ey Muhammed, senden eman dileyerek geldim, bana eman ver ki Allah’ın kelamını dinleyeyim.” dedi. Rasulullah (sa): “Seni etrafımda görmemeyi daha çok isterdim. Ama mademki eman dileyerek geldin, peki Allah’ın kelamını dinlemek üzere civarımda olabilirsin.” buyurdular. Vahşi: “Ben Allah’a ortak koştum, Allah’ın haram kıldığı cana kıydım ve zina ettim, bana tevbe var mıdır?” diye sordu. Allah’ın Rasulü (sa) susup cevap vermediler de sonuna kadar “Onlar ki Allah ile beraber bir başka ilaha tapmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler…” ayet-i kerimesi nazil oldu. Rasulullah (sa) bu ayeti Vahşi’ye okudular. Vahşi: “Bunda bir şart görüyorum; belki de ben Salih amel işlemeyeceğim. En iyisi ben, Allah’ın başka bir kelamını dinlemek üzere senin civarında kalmaya devam edeyim.” dedi (ve Müslüman olmadı) da bunun üzerine “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındakileri ise dilediğine bağışlar.” (Nisa, 4/48) ayet-i kerimesi nazil oldu. Hz. Peygamber (sa), Vahşi’yi çağırarak ona bu sefer bu ayet-i kerimeyi okudu. Vahşi: “(Bunda da bir şart var), belki de ben, Allah’ın dilediklerinden değilim. Ben en iyisi Allah’ın başka bir kelamını dinlemek üzere civarında olmaya devam edeyim” dedi (ve yine Müslüman olmadı). Bunun üzerine (Zümer, 39/53) ayet-i kerimesi nazil oldu. İşte bu ayet-i kerimeyi işitince Vahşi: “Evet, işte şimdi bu ayette herhangi bir şart görmüyorum” dedi ve Müslüman oldu. “Ey Muhammed! De ki: “Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Ancak kim de tövbe ederse. Kim Allah’a dönerse. Yani kim katilliğinden ve zaniliğinden vazgeçerek Allah’ın programına dönerse. Allah için bir hayat yaşamaya yönelirse ve de iman eder, imanını pratik hayatına aktararak, iman kaynaklı bir hayatı tercih ederse. Ve de imanının gereği olan Salih amellere yönelirse işte Allah onların seyyiatlarını, günahlarını, kötülüklerini iyiliğe tebdil edecektir. Çünkü artık o Allah’ın istediği gibi Müslüman olmuş, Allah’ın emirlerine teslim olmuş, Allah’a dönmüş, kıblesini değiştirmiş, tövbe etmiştir. Bununla birlikte Allah’la bozulan arasını düzeltme adına imanının gereği Salih amellere yönelmiştir. Allah’ta onun hayatını iyiliğe döndürecektir. Allah mağfiret sahibidir, bağışlayıcıdır. Resulullah Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurur: “Nefsim yedi kudretinde bulunan Rabbime yemin ederim ki, eğer sizler günah işlememiş olsaydınız, sizin yerinize günah işleyip de Allah’a istiğfar edecek bir kavim getirirdi de onları mağfiret ederdi.” (Müslim, Kitabut- tevbe 4/210). Evet demek ki insan Allah’a Allah’ın istediği kulluğu icra ederken, hayatının her bir anında Allah adına takva sahibi olmaya ve Allah adına bir hayat yaşamaya çalışırken, zaman zaman hata sonucu günah da işleyebilecektir. Bu onun insan oluşunun melek olmayışının bir gereğidir. İşte Rabbimiz böyle bir durumda kişiyi asla ihmal etmez. Rabbimiz böyle bir durumda da bizi kendi halimize bırakmaz hemen bu hatadan dönme ve kendisiyle ilişkiyi yeniden kurma imkanı verir. İşte bu durumda hemen kendine gelir gelmez tevbe eden, günahtan vazgeçen yönünü, kıblesini değiştiren ve bir daha bu duruma düşmeme konusunda kesin kararlı olan Müminleri affedeceğini bildirir. Günahtan dönüş, tevbe de budur zaten. Evet işlenen günahın akabinde hemen tevbe edilecek ve bir daha o günaha dönmeme kararı verilecek. Bu konuda Rasulullah’ın pek çok hadisi vardır. İşlediği bir günahın akabinde tevbe eden (Pişmanlık duyarak, bir daha dönmeme azmi içinde olan, kişi günah işlememiş gibidir. (İbni Mace). Bir adam gelip Rasulullah’a: Ya Rasulallah bir kul bir günah işlese sonra tevbe etse Allah affeder mi? dedi. Allah’ın Resulü buyurur ki: Bir kul günah işledi, tevbe etti. Affedilir. Yine günah işledi yine tevbe etti, yine affedilir. Yine günah işledi, tevbe etti yine affedilir. En son Rasulallah şöyle buyurdu. “Hatta şeytan melül mahsur oluncaya, ümidini kesinceye kadar”. Ama şunu da unutmamalıyız ki işlenen bir günahın arkasından sadece tevbe yetmemektedir. Ayetin devamında Rabbimiz tevbeden sonra iman ve Salih amel şartını getirmektedir. Öyleyse geçmişimiz ne olursa olsun ne kadar günahkar olursak olalım Allah’tan asla ümit kesmemeliyiz. Rabbimizin bağışlamasının yanında bizim günahlarımızın hiçbir şey ifade etmediğini unutmayalım.