Köşe Yazıları

Sıkıntı yoktur diyen yalan söyler ama

 

Pandemi yeni başladığı dönemde köyden bir arkadaşım aradı, “Ne olacak” diye sordu. Ben de “Elinizde ne kadar tarla varsa ekin. Üretim olmadan bu işin içinden çıkma ihtimalimiz yok” dedim.

O da bana, bu sene önceki yıllardan çok daha fazla bir yer ektiğini söyledi. Neticede geride kalan yıl için ciddi bir tarımsal üretim oldu. Şükür olsun. Ancak bu sene için dövizdeki artış ve bu artıştan daha hızlı artan fırsatçı enflasyonu ülkede üretimi gereksiz hale getirdi. Paradan para kazanmaya çalışanlar ile çalışmadan para kazanmaya alışanlar aynı yerde birleşti.

Ölümüne savunmak kadar ölümüne saldırmak da tehlikelidir. Çözümün bir parçası değilsek sorunun bir parçası olmaya gerek var mı?

Sosyal medyada aynı gelir seviyesindeki insanların birbirine sert sözlerle saldırması, aynı yağı aynı fiyata satın alan insanların birbirine “tuzu kuru” diye hitap etmesi çözüme ne kadar fayda sağlıyor?

Siyaset yapan da ticaret yapan da çiftçilik eden de aynı durumda.

Ancak bu şartlar altında birbirimizi suçlamak ya da eleştirmek mi lazım yoksa birlik olmak ve üretim yapmak mı?

Bir trafik kazasına denk geldiğinizde önce yaralıları kaldırır yolu trafiğe açarsınız. Kazanın nasıl olduğuna sonra bakarsınız. Kazanın müsebbibini olay devam ederken yargılayamazsınız.

Ekonomik kriz çıkmış, insanlar bir anda yükselen fiyatlarla mücadele ederken kalkıp tencere tava alıp sokaklara çıkamazsınız.

Seçim isteyemezsiniz. Sorun hallolduktan, kriz sona erdikten sonra sorumlu arayabilir veya hesap sormaya yönelebilirsiniz.

Birlik olmak gereken günde ayrılıkçı olmak, samimiyet testinden kalmak anlamına gelir.

 

Aziziye’yi takip edin

Sezon başında Karasuspor’da yaşanan kriz dolayısıyla Aziziyespor gündem olamadı. Sessiz ama derinden çalışan yönetim iller arası turnuvalarda takip ettiği pek çok çocuğu Karasu’ya getirdi.

Altyapıya önem verdi.

Reşit Yetim başkanlığındaki yönetim maddi planlamayı güzel yapmış görünüyor. Futbolda skor değerlendirme ölçülerinden biridir. Ancak istikrar çok daha önemli bir ölçüttür.

Bursaspor ve Başakşehir Türkiye Süper Lig’inde şampiyonluk kazanmış ekipler olabilir. Ancak şampiyonluk kazanmış olmak onları büyük takım yapmaya yetmez. İstikrarlı olmak büyük takım olmanın en önemli özelliklerinden biridir.

Aziziyespor bir süreden bu yana bu istikrarı yakalamış durumda. İstikrarın neticesinde mutlaka skor başarısı da gelecektir. Bu sene yakından takip edilmesi gereken takımın Karasu Aziziyespor olduğunu söylemek isterim.

 

Rağmen derseniz

Bizim çocuklarımız kimsenin çocuğundan daha az yetenekli ya da daha az zeki değil. Hatta bölgemizde fosfor avantajı var. Zihnin daha hızlı çalışmasına neden olan fosfor, balık, fındık ve elmada bol miktarda var. Bu üçü de bizim bölgemizde fazlasıyla var.

Yani elimizde işlenmeye hazır hammaddemiz var. Çocuklarla sohbet etme imkanı bulduğunuzda bizim göremediğimiz, bakış açımızın dışında kalan veya görmek istemediğimiz pek çok şeyi fark ettiklerini görüyorsunuz.

Bununla da kalmıyorlar. İmkansızlıklara rağmen pek çok proje yazıyorlar. Hayal kuruyorlar. Plan yapıyorlar.

Aralarında mutlaka gençliğin heyecanına kapılıp kendisini rüzgara bırakanlar da vardır. Ama nitelikli olanların sayısı da azımsanmayacak ölçüde.

Eğer imkanları bahane eder, “Benim de dayım olsaydı” falan diye mazeret üretirseniz psikolojik olarak belki iyi hissedersiniz ama tüm enerjinizi akla uydurmaya harcamış olursunuz.

Çocuklarınıza imkansızlıklardan bahsederken savunma mekanizmalarını devreye almalarına müsaade ettiğinizi fark etmelisiniz. Her ne olursa olsun umudu aşılamalı, her şeyi yapacak gücün kendilerinde olduğunu aşılamalısınız.

Aksi halde kahvede oturup, “Bizim de dayımız olsa, bizim de babadan kalan paramız olsa, bizim de maaşımız garanti olsa” diyen ve kağıt oynayan nesillerin oluşmasına vesile olacağız.

 

Atatürkçü Müslüman

Geçtiğimiz hafta sosyal medyada hemen herkes öğretmenler günü ile ilgili bir paylaşımda bulundu.

Öğretmenlerin saygınlığı konusunda uzlaşı sağladığımız, üstelik de son zamanlarda üstünde uzlaşı sağladığımız ender konulardan birini yakalamışız.

Hepimiz aynı şeyi söylüyoruz, neredeyse.

Öğretmenler gününün tarihçesi de gerekçesi de belli. Mustafa Kemal Atatürk’e başöğretmen unvanı verilmesinin yıldönümü. 1981 yılından bu yana da öğretmenler günü olarak kutlanıyor.

Çok basit değil mi?

Çok uzlaşıcı değil mi?

Herkes öğretmenlerin öğretmenler gününü kutlayacak. Dağılacağız.

Kardeşim bu kutlamadan çatışma çıkarmaya çalışmak neden?

Atatürk ile Peygamberimiz rakip değildir. Atatürk de Peygamberimizin ümmetidir. Bu durumda Atatürk ile ilgili paylaşım yapıp öğretmenler gününü kutlayanlara Peygamberimizi paylaşıp bir çatışma mı yakalamaya çalışıyorsunuz?

Bir insan hem Müslüman hem Atatürkçü olamaz mı?

Ve daha önemlisi bu çatışmalardan ne kazanmayı elde ediyorsunuz?

 

Var olanı dillendirmek

Herkesin söyleyebileceği şeyleri dillendiren herhangi biri olmanın ötesine geçemez. Toplumların amigolara değil yol göstericilere ihtiyacı vardır. Sosyal medyada daha fazla etkileşim almak adına söylenen sözler toplumun kullandığı dilin de kirlenmesine neden oluyor.

Farkında olarak toplumu ateşleyenler görevlerini yapıyor da…

Farkında olmadan art niyetli olanların değirmenine su taşıyanlara üzülüyorum.