Sempatik olamıyorsanız empatik olun bari

 

Fransızcadan dilimize geçmiş bir kelime, empati. “Duygudaşlık” diye çeviriyor TDK. “Kendini karşındakinin yerine koymak” diye açıklayabiliriz, kısaca.

Karasu Belediyesi’nin bazı çalışanlarına gönderdiği ihtarnameyi konu alarak biraz empati yapmaya çalışalım. Açıkça söyleyeyim ki mektubun kime ya da kimlere gönderildiğini bilmiyorum. Araştırmayı da etik bulmadım.

Kısa bir hatırlatma yapmak gerekirse, Karasu Belediyesi, başka kurumlara borcu olan çalışanlarına gelen icraları gerekçe göstererek, çalışanlarına ihtarname göndermiş. Bu belgede, özetle, “Ya borcunuzu altı ay içinde ödeyin ya da biz sizi işten atacağız” deniyor.

Kimin, neden, ne şekilde ve neye güvenerek borçlandığı konusunda en ufak bir fikrim yok. Pandemi şartlarında maaşınıza haciz geldiğini öğrenseydiniz ve hemen ardından da çalıştığınız kurum size borcunuzu ödememeniz halinde işsiz kalacağınızı bildirseydi ne hissederdiniz?

Yine farazi konuşuyorum. Devlet kurumu olan belediyede çalışıyorsanız mesela… buradan alacağınız maaşa güvenerek ev kredisi kullandıysanız, seçim sürecinde belediye maaşlarınızı üç ay kadar ödeyemediyse ve siz de aslında belediyenin maaşınızı ödeyemediği için icralık duruma geldiyseniz ve üstüne de yeni yönetim sizi bu icralık durumunuzdan dolayı işten atacaksa…

Ya da bir adım ilerisinde ne olabilir?

Mesela anneniz rahatsızlandı. Bu durumda belediye size, “Sizin annenizin rahatsızlığı sizin iş veriminizi düşürüyor. Ya altı ay içinde annenizi gömün ya da sizi işten atacağız” mı diyecek?

Veya daha ileri gidelim.

Peki dönüp empati yapalım.

Karasu Belediyesi 46 milyonluk kredi dolayısıyla ciddi bir borç yükü altında. İshak Sarı yönetimi borcun vadesini uzattı ve üstüne de borç miktarı 140 milyonu aştı. Şu durumda Karasu Belediyesi’nin kurumsal borcu boyundan fazla. Bu durumda İç İşleri Bakanlığı Karasu Belediyesi’ne bir ihtarname çekse ve dese ki, “Sayın Karasu Belediyesi. Sizin borcunuz bütçenizin üç katından fazla. Yemeden içmeden üç yıl İller Bankası’na borç ödeseniz bile bu borç bitecek gibi değil. Ya bu borcu altı ay içinde ödeyin ya da görevi bırakın!”

Ne hissederdiniz?

 

Açın kapıyı

Çok Güzel Hareketler Bunlar programında bir karakter var, “Açın kapıyı” diye bağırıyor.

Kapı bizde önemli bir kavram. Ahmet Genç’in döneminde makam kapısının kapalı olması seçimde propaganda malzemesi yapıldı. Mehmet İspiroğlu, 2009’daki seçim konuşmalarının çoğunu bu konuya ayırdı.

Zamanında Genç Parti’nin sloganı “Açın Türkiye’nin önünü” idi. İspiroğlu, 2009 seçiminde tabiri uygunsa “Açın kapıyı” dedi ve vatandaş açtı. Yaklaşık 12 yıldan bu yana da o kapı (gördüğüm kadarıyla) hiç kapanmadı.

İshak Sarı döneminde de kapı açık. CHP Belediye Meclis Üyesi Şakir Şen de kendi anlatımına göre makamı ziyaret ediyor. Randevu almamış. Belediye Meclis Üyesi, Başkan ile görüşmek için randevu almalı mı? Tartışılır.

Kapının açık olduğunu görünce de içeriye yöneliyor. İddiaya göre İshak Sarı odasında tek başına bir şeyle ilgileniyor. Ancak görevliler “Hocam lütfen” diyerek engel oluyor.

Şen bu durumu Şubat Ayı Meclis Toplantısı’nda gündeme getirdiğinde Başkan İshak Sarı, Belediye Başkanlık Makamı’nın esnaf dükkanı olmadığını, içerde bulunan kişinin yalnız olmasının meşgul olmadığı anlamına gelmediğini söylüyor.

Makamdayken söylenen bazı sözler seçim zamanları slogan oluyor.

Babaannem “Kırk kere ölçeceksin, bir kere biçeceksin” derdi.

SEV’emediler gitti

Karasu-Kocaali temelli bir firma, Sakarya SEV. Kurulduğu günden bu yana diğer firmalarla fiyat rekabeti halinde.

İstanbul’a diğer firmalardan ucuz taşıyor.

Ancak firmanın kurulduğu günden bu yana Sakarya Büyükşehir Belediyesi Terminali’nde yazıhane sorunu var.

Yazıhane kiralama yolu ile terminalde bilet kesebiliyor. Kendi yazıhanesi yok.

İlgili bakanlıklardan izin alınıyor. Yazıhane için ihale yapılması isteniyor. Yazıhane sahibi kendi eli ile terminale rakip sokmak istemeyebilir. Bu normal. Ancak Sakaryalı bir firmanın Sakarya Terminali’nde yazıhane ve dolayısıyla peron sahibi olamaması düşündürücü.

İddiaya göre şimdi kiracı olarak durduğu yazıhane sahibi de SEV firmasına, yazıhaneyi boşaltması için yasal belge (ihtarname) göndermiş. Yazıhanenin ve dolayısıyla peronun boşaltılmasını istiyor.

Sakarya Büyükşehir Belediye Terminali’nde hangi illerden hareket eden firmaların peron ve yazıhane sahibi olduğunu burada yazmayayım.

Siz Sakarya SEV’in bu durumunu bilin yeter.

 

Pandemi döneminde esnaf

Pandemi sürecinde herkes kendine göre güçlük çekti. Gözümüzün önünde var olma mücadelesi verenleri gördük de gözden ırak yok olanlardan haberimiz olmadı.

Hizmet sektöründe faaliyet gösteren esnaf bitme noktasını geçeli çok oldu da…

Bir de onların yanında gündelikle çalışan personel vardı.

Kendi sağlığını hiçe sayıp vatandaşa hizmet etmeye çalışan esnaf da vardı. Bir yandan kendi sağlığını korumaya çalışıyor, diğer yandan müşterilerinin mesafesini ayarlıyor, öte taraftan bir anlık dalgınlığı sonucu ceza yememek için direniyor.

Zaten zor şartlarda hizmet veren, canını tehlikeye atan esnaf bir de uyarı ve cezalandırmalarla kontrol altına alınmaya çalışılıyor.

Karasu’da kimsenin hele de esnafın devletin aldığı tedbirlere isyan edeceğini ya da bilerek insanların hayatını tehlikeye atacağını düşünmüyorum.

Hal böyleyken esnafa uyarı ve cezalarla yüklenmenin koronavirüs ile mücadeleye ne şekilde bir katkısı olduğunu düşünmek lazım.

Esnafa uyarıda bulunulduğu kadar aslında bankamatik kuyruklarında bekleyenlerin arasındaki mesafe ayarlansa ya da PTT önünde kuyruk bekleyenlerin sıralarının düzgünlüğü denetlense (en azından yoldan geçen vatandaşlar için yer açılsa) sanki daha faydalı olunur.

Ben “Hepten esnafı salıverin” demiyorum. Ama pandemi sürecinde güçlükle ayakta kalmaya çalışan esnafa bu kadar yüklenmenin doğru olup olmadığını düşünün.

İdareci olmak biraz da “idare” etmekten geçer. İdare etmek biraz babacan düşünmeyi gerektirir.

Devletten büyük baba, devletten daha merhamet sahibi yoktur. Devleti temsil edenlerin bu bilinçte olması gerektiğini düşünüyorum.

 

Yasakta sokağa çıkmak

Bazı ayrıcalıklı meslek sahiplerinin sokağa çıkma hakkı var. Ancak bu hak bir zorunluluk içerdiğinde anlam ifade ediyor.

Koronavirüs tedbirleri kapsamında sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Doğru ya da yanlış kısmını tartışmak aslında bizzat vatandaş tarafından yetkilendirilmiş olan karar alıcılara isyan etmek anlamına gelir. Eleştiri tamam ama bozgunculuk kabul edilemez.

Gazeteciler de sokağa çıkma yasağında dışarı çıkma hakkına sahip olan meslekler arasında. Biz de bu grupta yer alıyoruz. Bazı dostlarımız, “Sana nasılsa yasak yok” diyor. Ancak sokağa çıkma yasağının olduğu saatlerde gerçekten lüzumlu değilse biz de bu hakkımızı kullanmıyoruz.

Ne yapacağım sokakta?

Kendi başıma kar topu mu oynayacağım?

Her yer kapalı! Kendi başıma mı gezeceğim?

Acil durumlarda herkes sokağa çıkabiliyor.

Hiçbir ayrıcalıklı meslek sahibinin de keyfiyetten sokağa çıkacağını sanmıyorum.

Dolayısıyla sokağa çıkma yasağında ayrıcalıklı meslek sahibi olmanın vatandaşa hizmet dışında kullanılması aslında kul hakkına da girmeye neden oluyor. Onun için herkesin duyarlı davranması gerektiğini düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.