Lunapark konusunda diyalog şart

 

İnsanlar arasındaki sorunların çözülmesi aslında çok basittir. En zor olanı insanların bir araya gelmesidir.

Anlaşması mümkün olmayan iki insanı bir araya getirin, tüm zorlukların yarısından fazlasını aşmış olursunuz.

Karasu’da pek çok sorun iletişim krizinden dolayı çözümsüz hale geldi. Pek çok çözülmez sandığımız problem de insanların sadece bir araya gelmesi ile ortadan kalktı.

En basitinden Atatürk Bulvarı’ndaki çaycıların masa talebi. Tartışma ve gerginlik nereye kadar devam etti? İnsanlar bir araya gelene kadar!

Yine sahilde biç (beach ya da plaj da diyebilirsiniz) meselesi. Ne zaman çözüldü? Diyalog kurulduğunda!

Karasu Plajı’nın marka yerlerinden biri lunaparktır. Burası özel bir işletmedir ancak Karasu’nun Karasu olmasında önemli rol oynamıştır.

Şimdilerde daha cazip pek çok işletme ve güzellik olmasına rağmen burası bir değerdir.

Lunapark alanın belediye tarafından değerlendirilecek olması bir tercihtir. Burası kıymetli bir arsadır. Karasu Belediyesi de burası için proje geliştirmiştir.

Bu proje de Karasu’ya değer katmayı amaçlamaktadır. Ancak bu iki değerin de korunması bizce mümkün!

Evet lunapark bir özel teşebbüs. Bu yatırıma, “Kendine yeni yer bul” denmesi hukuken de uygun. Ancak insani olarak gösterilebilecek azami kolaylığı göstermek kimseye bir şey kaybettirmez.

Gerginlik ya da belirsizlik de kimseye bir şey kazandırmaz.

Lunapark yapılacak alanda eğer yaz sonuna kadar bir çalışma başlatılmayacaksa (ki yaz aylarında sahilde inşaat yasağı oluyor ve yanlış bilmiyorsam bunu bizzat belediye denetliyor) Lunapark bu sene de aynı yerde hizmet vermeli. Seneye için de şimdiden kendine yer bulmaya çalışmalı.

Aslında çözüm bu kadar basit görünüyor.

Ancak diyalog olmadığı zaman pek çok basit çözümlü konu kriz haline dönüşüyor.

Umarız bir temas sağlanır da konu tatlıya bağlanır.

 

Felaketten fırsat çıkar mı

Marmara Denizi’ndeki kirlilik (deniz salyası ya da müsilaj işte adına ne derseniz diyin) ciddi boyutlara ulaştı. Bu kirlilik denizdeki canlı yaşamını tehdit ettiği gibi kıyılardaki tatil beldelerini ve düşük maliyetle tatil yapmayı planlayanları da yakinen ilgilendiriyor.

Dünya çevre gününde bu konu daha ciddiyetle ele alındı. Ülke gündemine geldi. Hatta dünyadaki pek çok çevreci kuruluş konuyu incelemeye aldı.

Bu kırım uzmanların işi. Karasu’nun bu krizi fırsata çevirme imkanı var. Kuzey Marmara Otoyolu sayesinde İstanbul’dan Karasu’ya ulaşım çok kolaylaştı. İstanbul’dan tatile gelmek isteyen bir aile yola çıktıktan en fazla iki saat sonra denize girmeye başlayabilir. Yani sabah saat 10:00’da sabah kahvaltısını tamamlayan bir aile 12:00’da Karasu’ya gelebilir, 16:00’a kadar deniz kenarında kalıp, 18:00’a kadar sahil turu atabilir. 19:00’da yola çıksa 21:00’da evinde olur.

Aynı aile İstanbul’da mangal yapmaya kalksa daha fazla zaman kaybı yaşar. Temiz deniz, kolay ulaşım ve uçsuz bucaksız sahil buraya gelen günübirlikçilerin zaman içinde burayı ikinci adres yapmasına ve bu bölgedeki ticaretin canlanmasına neden olur.

Ama bunların düzgünce ve doğru kanaldan anlatılması lazım.

Turizm derneği bulunmayan, kendi içine kapanmış bir Karasu bunu müteahhitlerin gayretine terk etmiş durumda. Yani “Para kazanacak olan Karasu’yu tanıtsın” düşüncesi hakim.

Topyekun bir seferberlikle Karasu yeni cazibe merkezi haline gelebilir. Ancak her şeyi kadere bağlarsak bize sunulanı yaşamak zorunda kalırız.

 

Cuma’da bunların yaşanması normal mi

Cuma namazlarını farklı camilerde kılmaya gayret ediyorum. Her hutbede aynı şey söylendiği için nereye giderseniz gidin bir şey kaçırmış olmuyorsunuz.

Genelde dışarıda kılma huyum var.

Neyse bir camide farz öncesinde hoca biz dışarıdakilere seslendi ve “Dışardakiler! Size söylüyorum. Kıbleyi doğru ayarlayın. Biriniz Hanya’ya birini Konya’ya dönmeyin!” dedi. Ben mi naif düşünüyorum yoksa cemaate daha kibar olmak gerekir mi? Neyse “Herhalde ben çok alınganım” diye düşündüm.

Farz bitti. Sünnete devam ederken namazını erken bitiren biri namaza devam eden bir başkasına seslenerek, “… Efendi! Ben elli lira veriyorum. Bakalım sen kaç lira vereceksin?” dedi. Sonra da sesini az daha düşürerek, “Beş liradan fazla vermez” dedi. Yoluna devam etti. Ardından seslendiği kişi namazını tamamladı. Arkasından seslenerek, “Ulan adi adam! Hiç namaz kılan adama böyle denir mi? Ben senin gibi bilmem kimin paralarını vermiyorum. Ga..at” dedi.

O kadar insan namazını kılmaya devam ederken yaşanan bu konuşmalar normal mi? Hoca “Hanya Konya” diye cemaati yönlendirirse cemaat de birbirine böyle konuşur. Bence normal yani!

 

Siyaset başka ticaret başka

Kocaali Belediyesi Ak Parti’de. Bir önceki dönem İstanbul Büyükşehir Belediyesi de Ak Parti’deydi.

Tamamı Kocaali Belediyesi sınırları içinde yer alan ve İstanbul’a su taşıyacak olan Melen Barajı ile ilgili Kocaali Belediyesi’nin zamanında belli talepleri vardı. Bunlar arasında yanlış hatırlamıyorsam Belediye Hizmet Binası da geçiyordu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi el değiştirdi. CHP’ye geçti.

Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasının ardından üçüncü kez Melen Barajı’nda incelemelerde bulundu. İlginçtir Baraj’a giderken Sakarya’dan geçmedi. Kocaali Belediyesi’ne de bildiğimiz kadarıyla uğramadı.

Ama baraj halen Kocaali topraklarında. Önünde sonunda bir temas etmek durumundayız.

Kocaali Belediyesi’ne sözü veren kişi kendi namına değil kurumu adına vaatte bulundu. İmamoğlu da o kurumun başında. Devlette devamlılık esas ise Ekrem İmamoğlu’nun kendisinden önceki başkanın verdiği sözü yerine getirmesi gerekir.

Kocaali Belediyesi de bu noktada talepkar olmak zorundadır. Zira talebi şahıs adına değil kurum adına olacaktır.

Seçimlerden bu yana iki yıla yakın bir süre (İmamoğlu’nun iptal edilen seçimin ardından seçildiğini düşünürsek) geçti.

Kocaali Belediyesi’ne İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılacağı vaadedilen bina ile ilgili ağızları bıçak açmadı.

Siyaset başka ticaret başka.

Ben vatandaş olarak kazancıma bakarım.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi verdiği sözü tutacak mı tutmayacak mı?

 

Şu mahsup konusu

Geçtiğimiz hafta yapılan Belediye Meclis Toplantısı’nda İshak Sarı bizim daha önce yazdığımız bir konuya gönderme yapıp, “Bazı arkadaşlar mahsuplaşmadan anlamadıklarını söylüyor ama…” dedi ve bir açıklama getirdi.

Karasu Belediyesi bildiğim kadarıyla bizim gazeteye abone değil. İshak Başkan bizim gazetemize bir yılı aşkın süredir ilan vermiyor da… Duyumlarımıza göre Ak Partili Belediye Meclis Üyelerine de, “Başkanın ilan vermediği yere siz de ilan veremezsiniz” diye baskı yapılıyormuş. (Bu duyum umarız ki doğru değildir. Doğru ise de  bunun açıkça tarafımıza söylenmesi gerektiğini düşünüyoruz.)

Yine de İshak Bey’in köşemizi okuyor olduğunun sinyalini vermesi güzel bir şey. Demek ki dolaylı da olsa bir iletişim var aramızda.

Bizim orada eleştirdiğimiz konu mahsuplaşılması ya da mahsuplaşılmaması değil! Mahsuplaşma ile ödeşme kavramlarının doğru kullanılmamasıydı. Yani bildiğimiz kadarıyla Hilmi Bey yüksek lisans falan yapmış biri. Mahsuplaşma kelimesini doğru kullanmadığını ya da doğru ifade edemediğini söyledik.

Latife yaptık yani!

İshak Bey uzun süredir espri diye bir şey duymadığından muhtemelen esprilere de alınır olmuş.

Hilmi Bey “Büyükşehir ile mahsuplaşıyoruz” demek yerine “Ödeşiyoruz” demeliydi bize göre. Hepsi bu.