İş bitmedi asıl şimdi başlıyor

Karasu’da 675’lik sorunu yıllardan bu yana gündemde. Sahile sıfır satılan arsalar zaman içinde kıyı kenar içinde hatta denizin içinde kaldı. Bazı arsa sahipleri bina yaptı. Bazıları yapamadı ya da yapmadı. Bine yapanların bazıları bu binaları kanuna uygun hale getirdi bazıları getiremedi.
Bu arada kıyı aşındırması başladı. Denize üçüncü parsel olan yerler bile deniz kenarına geldi. Arsalara yeni yapılmasına müsaade edilmedi. Kanuna uygun olmayanlar yıkıldı, kazanılmış hakkı olanlar ise bu haklarını kullanmaya devam ediyor.
14 Mart 2025 günü de bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayınlandı. Bu kararnameye göre 675’likleri kapsayan alan afet bölgesi ilan edildi. Afet bölgelerinde kamulaştırma yapılır. Ancak 960 civarında bir arsanın kamulaştırılması sanıldığı kadar kolay olmayacak. Zira arsa sahiplerinden bazıları hayatta bazıları değil. Bazılarının varislerinin varisleri var. Tüm bunlara ulaşıp pazarlık etmek gerçekten büyük iş.
Bu arsaların aslında maddi değeri veya ekonomik kullanılabilirliği yok. Ama liman yapılırken ya da tersane yapılırken bazı 675’likler kamulaştırıldı. Haliyle bir rayiç bedel oluşmuş oldu.
İşi çözmek isteyen herkes aslında elini taşın altına koymalı. Ancak burada adaletli de davranmak lazım.
Bir kriter belirlenmeli. Denize olan parseli, üstündeki yapının kullanılabilirliği gibi kriterler değerlendirilmeli ve sonuçta hem belediyenin zarar etmemesi hem de vatandaşın mağdur olmaması lazım.
Bu açıdan bakıldığında iş bitmedi, aksine daha yeni başlıyor.
Boş müdürlükler
Bir çokbilmiş, bir arkadaş “Karasu, Karasululara bırakılmayacak kadar kıymetli bir şehir” demiş. Biz de bu durumu yaşıyoruz. Karasu’da Sosyal Gelişim Merkezi Müdürlüğü var. Yıllardan bu yana boşta. Buraya layık bir tane Karasulu yok mu? Yurt Müdürlüğü var. Gençlik Spor İlçe Müdürümüz vekalet ediyor. Adam bir yandan sahaya, bir yandan spor salonuna bakıyor. Yıllardan bu yana bu alana atama yapılmadı. Yine Karasulu kimse yok.
Karasu Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürü Ayşe Hanım evlendi. Dolayısıyla bu kadro boşaldı. Bu kadroya atama yapılmadan önce de Karasulular değerlendirilebilir. Yine çok yakın zamanda hastane kadrosuna atama yapılacak. Hadi başhekimdeki ısrarımızdan vazgeçtik diyelim. Bari yönetim kadrosuna Karasulular atansın.
Karasulu olmak tek kriter olmasın da… Eşitler ya da yakınlar arasında tercih Karasulular arasından seçilsin.
Bir kere de Karasu’yu Karasulular yönetsin.
Kanala da sıra gelir mi
Karasu’nun merkezinden geçen kanalla ilgili şikayet almaktan bihal olduk. Şimdi de başkan yardımcılığı yapan bir arkadaşla 2007 yılında yaptığımız konuşmada bir yıla kadar Karasu’nun içinden geçen kanalla ilgili İshak Başkan’ın da bir çalışması oldu. Bizim beklediğimiz çalışma kanalın iyileştirilmesi iken köprü geçişleri düşünüldü. Bizim derdimiz temelde kanalın temizlenmesi iken, var olan geçişler bozuldu ve yeniden yapıldı. Kanal Projesinin başladığı yıllar oldu ama kanaldaki otlar aynen duruyor. Kanal ile ilgili çalışma başladığında ilçe başkanlığı yapıyordum. Dönemin (ve sanırım halen) görevde olan bir yetkili, kanaldaki otlardan şikayet eden bir protokol mensubuna “Aslında ot ilacı atsak sorun kökünden hallolur” demişti. Sonra da kenardaki ağaçların kesilmesini önermişti. Suya ot ilacı atılırsa canlı hayatı biter. Bunu en cahil insan bile bilir ama… Neyse.
O zihniyetteki bir arkadaşın Karasu’ya vereceği bir şey var mı? Onu da zamanla göreceğiz.
Ancak kanalın temizlenmesi için kepçe bile kullanılabilir kanaatindeyim. Zira kanalın üstündeki otlar, kanaldaki kötü görüntü falan… Bu arada kanalın etrafında evim yok benim. “Oradan ev alırken bana mı sordun” demeyin diye peşinen söylüyorum.
Bu konuda tüm önyargılarımızı bir kenara bırakıp sadece Karasu için düşünmemiz lazım.
Kokarca günleri
Geçen sene bölgemizde görülmeye başlayan ve fındığın randımanını ve verimini düşüren kahverengi kokarca böceği ile mücadele konusunda hassas davranmamız gereken günlerdeyiz.
Havaların kısa süreli de olsa ısınması bu zararlıların kendini dışarı atmasına imkan tanıdı. Kahverengi kokarca böceği havaların ısınması ile kışlak diye tabir edilen alanlardan çıkıyor ve istilaya başlıyor.
Bu böcekle mücadele tek başına yapılamıyor. Tek tek elle öldürmek mümkün değil. Tavukların bile bazıları bu böceği yemiyor. Dolayısıyla bu böcekle mücadele hem devlet eliyle yönlendirilmeli hem de koordineli yapılmalı. Rastgele ilaçlar atılmamalı. Bahçeler, komşu bahçelerden bağımsız düşünülmemeli. Ancak havalar ısınmaya başlamadan da mücadele başlamalı. Fındıkçının kaybı sadece birkaç kişinin değil, ülkeye sağlanan döviz girdisinin de kaybı anlamına gelir. Bunun için kahverengi kokarca meselesi sadece fındık sahiplerinin değil ülkenin topyekun problemidir. Bu bilinçle hareket etmek ve kahverengi kokarcanın etkilerinden kurtulmak ana hedefimiz olmak zorunda. Sakarya Büyükşehir Belediyesi bu alana el atıyorsa, “Ben belediyeyim bana ne tarımdan” demiyorsa durumun ciddiyetini daha iyi anlamamız lazım. Herkesin elini taşın altına koyma vaktidir. Aksi halde gelecek senelerde sadece fındık için değil diğer meyve ve sebzeler için tehlike vardır. Kıtlık olma ihtimali bile gözümüzün önündeyken, duyarsız, umarsız davranamayız.







