İnşallah’la Maşallah’la olmaz ama

 

Malum olduğu üzere yılın bu zamanları bizim için geride kalan birkaç kış ayına göre nispeten daha haraketli geçirdiğimiz bir dönem. Destekleme ödemeleri ile iç piyasanın canlandığı, bağ bahçe işlerinden dolayı hem ticari faaliyetlerin hem de aile ekonomisinin hareketlendiği canlı bir süreç. Hele bir de mevsimsel şartlar uygun olduğu sürece tabiri caiz ise keyfimize diyeceğin olmadığı günleri yaşıyoruz. Bu aynı zamanda alternatif gelir kaynağı olarak düşündüğümüz deniz ve sahil turizmi için de yeni yeni planların ortaya koyulması, özellikle de yerli yatırımcımızın yavaş yavaş alıma yönelmesi anlamında geliyor. Ancak buna rağmen altyapı anlamında birçok şeyden yoksun durumdayız. Özellikle sahil kesiminde. Mahallenin iç kesimlerinde belediye ve büyükşehir belediyesi eli ile yapılmış güzel işler olsa da sahil şeridinde durum pek te öyle değil. Yani daha geçtiğimiz yıl, millet aya giderken biz yüz binlerce liralık yatırım yapan işletme sahiplerinin nereye sandalye koyup koyamayacaklarını tartıştık. Nereyi kapatıp kapatamayacaklarını, yolun ne zaman açılıp açılmayacağını konuştuk. Takdir edersiniz ki bu, turizmde ön plana çıkmak isteyen bir bölge için hoş biri durum olmamakla birlikte henüz yolun başı demek. Zaman zaman ümitlendiğimiz dönemler de oldu geçmişte. Mesela 2016-17-18 yılları arasında sıkça konuşulan hatta projesi falan hazır edilip neredeyse ihale aşamasına gelmesine rağmen yasal düzenlemelere takıldığı için iptal olan rekreasyon projesinin olduğu dönemlerde. Tam, her şey yoluna giriyor derken birden tersine döndü. Sonrasında da elimiz kolumuz bağlı beklemeye başladık ki henüz bir ses seda yok. Bundan birkaç gün önce bu işleri yakından takip eden ve bilen bir yakınımla bir süre sohbet ettik. Sahil için neler yapılabileceği nasıl geliştirilebileceği hakkında bir çeşit beyin fırtınası yaptık diyebiliriz. Ve aradan geçen birkaç yıllık sürecin aslında bir fırsat olabileceği kanısına vardık. Zira geçtiğimiz yıla kadar her şey normal şartlar altında ilerleyen ve sosyal hayatın herhangi bir kısıtlamaya tabi olmadığı bir çerçevede ilerliyordu. Ama geçtiğimiz yıl hayatımıza giren bu koronavirüs belası neredeyse bütün planları yerle bir etti. Ve öyle görünüyor ki önümüzdeki birkaç yıl hatta belki de on yıl daha etkisini sürdürecek. Geçtiğimiz günlerde bir anda zirveye çıkan ve 45 bin seviyelerini zorlayan yeni vaka sayısı bunu işaret ediyor. Yine de ölümcül etkisini yitiriyor olması kötü gidişata göre iyi bir durum. Zira bu gevşemeye imkan tanıyacak.

Bir de bu salgından kurtulmak için Ramazan ayının bir fırsat olduğunu ancak geçtiğimiz yıl bu fırsatı kullanamadığımız için sıkıntı yaşadığımızı birkaç kez yazmıştım. Beklediğim, sosyal hayatın nispeten daha durgun olduğu Ramazan ayının sıkı tedbirlerle değerlendirilmesiydi ve bu konuşulmaya başlandı. Muhtemelen önümüzdeki Ramazan döneminde bu salgın belasına en büyük ve en ağır darbeyi vuracağız. Bunun konumuzla ne alakası var sahilden salgına nasıl geçtik diye düşünmeyin. Zira Ramazan Bayramı’nın hemen sonrası baharın ortayı geçip yaza döndüğü bir döneme denk geliyor. Şayet Ramazan’da tam kapanma veya yakın ve sıkı bir tedbir süreci geçirirsek önümüzdeki yaz aylarını da daha rahat geçireceğimiz anlamına geliyor. Koskoca bir ay.. İstenirse bu süre zarfında vaka sayıları yeniden 4 bin 5 bin seviyelerine hatta daha altına bile iner. Böyle olursa da yazın kısıtlama olmaz, hareket artar esnafın da yüzü güler. Ama öncesinde yapmamız gereken şeyler var.

Daha önce de söylemiştim salgın insanların tatil anlayışların ve planlarını değiştirdi, insanlar artık daha steril, kalabalıktan uzak ve doğa odaklı tatil planları yapıyor diye. Hatta birkaç araştırma sonucunu da paylaşmıştım. İşte konuyu az önceki yere bağlayacağım nokta burası. Evet, son birkaç yıldır sahil planlaması ile ilgili herhangi bir adım atamadık ama belki de bizim için iyi oldu. Zira tatilci nasıl planlarını artık salgına göre yapıyorsa tatil beldeleri de turizm yatırımcıları da planlarını buna göre dizayn etmeye başladı. İşletmelerdeki oturma düzenlerinden alışveriş reyonlarına, kaldırımlara ve yürüyüş yollarına hatta insanların denize girdikleri noktalara kadar her şey önceden ve hastalık şartlarına göre belirlenip düzenleniyor hatta nokta olarak işaretleniyor. Yapabilir miyiz, yapamaz mıyız bilemiyorum ama bu bahsettiğim şey kötüyü fırsata dönüştürmek denilenin ta kendisi. Hem konum olarak hem de doğal yapı olarak, yukarıdaki bahsettiğim şartlar doğrultusunda altyapı oluşturmaya ve turizmi gerçek bir kazanç kapısı haline getirmeye o kadar müsaidiz ki yakın çevremizde bizim kadar güzel imkanlara sahip bir ilçe daha yok. İnşallah maşallahla olmaz, biliyorum lafla peynir gemisi de yürümez ama inşallah bu yıl güzel bir şeyler yapıp insanları cezbeder ve hem bolca insan kazanır hem de bu turizm işinden güzel paralar kazanırız. Sağlıkla kalın…