İnanıyor musunuz

 

İşsizlik, enflasyon!

Bu iki kavramın getirdiği sonuç stagflasyondur.

Ne demek istediğimi aşağıdaki bilgilendirme ile açıklamaya çalışayım.

Serbest piyasa ekonomisi uygulandığı bir toplumda fahiş fiyatlara karşı Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti tarafından başlatılan denetim mekanizması birden bire hızlandı.

Merkezi yönetim de, bazı yerel idareler de bu denetimler konusunda doğrusu pek kararlı görünüyor.

Bu operasyon akla bir dizi soru da getirdi ama en temel soru şudur:

Bu mücadeleye neden ihtiyaç duyuldu? Yoksa ufukta seçim mi var!”

Yanıt muhtemelen “Daha önce fahiş fiyat uygulanmıyordu ki” olacaktır.

Gerçi geçmiş yıllarda çok daha yüksek fiyat artışları da gördük ya…

Hatta yaş sebze ve meyve satış marketleri ile depolara baskın yapıldığına da şahit olmuştuk, değil mi?

Ta… O günden bugüne ne değişti? Koca bir hiç! 2019 yerel seçimler bitti, denetim de bitti!

Diyelim bu yaklaşım doğru; böylesine fahiş fiyat uygulanıyor olması ilk kez yaşanan bir durum ve buna karşı önlem alınıyor. Peki, kabul!

O zaman hal ve perakende yasası mecliste neden bekletiliyor?

Beş zincir market hedefe kondu, buralarda denetim yapılıyor. Bunlar mı enflasyonun artış nedeni? Elbette değil, o kadar çok neden var ki…

Esasen enflasyonu artıran parametrelerdeki sorunlar çözülmedikçe enflasyonda iyileşme beklemek ütopik bir yaklaşım olur.

Bakıyoruz fahiş fiyatlara müdahale kapsamı genişletiliyor. Bazı yörelerde kahvaltı hizmeti veren yerlerde “fahiş fiyat” var mı, diye denetime de başlanmış. Böylece enflasyon indirilecek sanılıyor. Ne demek istediğimi anlamanız açısından bu konuyu; “Bengladeş, Mısır, Irak ve Pakistan’dan daha kötü durumdayız” diyerek geçiyorum.

***

Enflasyondan daha önemli bir sorun “İşsizliktir

İşsizlik aslında toplumsal bir sorun olmaya devam ediyor. Pandemi nedeniyle hükümetin aldığı “Kısa çalışma ödeneği, ücretsiz izin desteği ve işten çıkarma yasağı” gibi kararlar 30 Haziran itibarıyla son buldu. Bu karar sonrasında geldiğimiz noktada işsizlik oranlarında artış görüldü ve görülmeye de devam edecek. Çünkü bu piyasa koşullarında fabrikaların kar etmesi mümkün değil. Ya batacak ya işçi çıkaracak. Siz olsanız ne yapardınız?

Geçtiğimiz pazartesi günü Türkiye İstatistik Kurumu tarafından Ağustos ayı işsizlik verileri açıklandı. Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı bir önceki aya göre 11 bin kişi artarak 3 milyon 965 bin kişi oldu. Görüldüğü gibi işsizlik oranlarında herhangi bir iyileşme söz konusu değil. Üstelik daha tehlikeli boyuta doğru evriliyor. Üstelik buna iş aramaktan vazgeçen işsiz sayıları dahil değil…

İşte, bir yandan halkın alım gücünün düştüğü yani enflasyonun arttığı, bir yandan da işsizliğin arttığı bu duruma “Stagflasyon” diyoruz.

Daha açık anlatımla stagflasyon, paradoksal bir durumdur (normalde enflasyon ve işsizlik oranı arasında ters orantı mevcuttur biri düşerken diğeri yükselir; ancak stagflasyon ortamında her ikisi de yükselmektedir).

Bakınız size bir bilgi vereyim:

Turizm bölgelerinde bulunan lüks otel ve restoranlara gidip bir bakın. Günlük kaç liraya kalınıyor, kaç liraya karnınızı doyuruyorsunuz? Emin olun, dudağınız uçuklar. Eğer milyonluk geliriniz yoksa sizi kapıdan bile içeriye sokmazlar…

Hadi buyurun;  denetimi buralardan başlatın, göreyim ciddiyetinizi!

Bu mücadelede hedef sadece gıda maddelerinin fiyatı mı?

Fiyatı vergilendirme ile devlet eliyle belirlenen otomobil, beyaz eşya, kahverengi eşya, içki-sigara gibi tekel maddeleri bu kapsamda neden yok? Onlara zammı bir anlamda zaten devlet yapıyor, dolayısıyla bir fiyat denetimi de söz konusu değil.

Konu gıda maddeleri ve temel soru şu:

Bunların fiyatında genel bir artış mı var?

Bu sorunun yanıtı belli ki “Evet” değil. Öyle olsaydı genel artışa karşı kurum bazında denetime tabii ki ihtiyaç duyulmazdı.

Ya da dolaylı olarak şu söyleniyor olabilir:

Normalde artış bu düzeye çıkmazdı, bu beş marketin tekel oluşturması yüzünden bu oranı gördük.”

Demek ki sorunun kaynağı bazı kurumlar. Hani hedef tahtasına konulmak istenen beş zincir market var ya, belli ki onlarda yaşanıyor bu fahiş fiyatlar. Esasen bakıldığında bu zincir marketlerin bazılarının AKP hükümeti destekçisi olduğu söyleniyor.

Bin civarında Tarım Kredi Kooperatifi Marketi kurulacağına hazır kurulu bulunan bu zincir marketler fiyatları yarıya indirse daha verimli olmaz mı? Hem bu diğer Alışveriş Merkezleri (AVM) nezdindeki fiyatların aşağıya gelmesinde rekabet ortamı sağlar, öyle değil mi?

Konuyu karikatürize etmeye gerek yok.

Enflasyon sepetinde bulunan 417 madde ürünün fiyatlarının artış nedeni hükümetin yanlış politikalarıdır. Geçmişte bunu yaşadık ve o dönemin siyasileri de bunun bedelini ödedi.

Daha önemli bir başka yön var.

Eğer fahiş fiyatlar dizginlenmek isteniyorsa elektrik, doğalgaz, akaryakıt, tohum, gübre, sulama gibi ana etkenlerden indirim yönünde bir miktar feragat edilsin!

Ticari alışveriş artık eskisi gibi yapılmıyor.  Özellikle son yıllarda dar gelirli vatandaş, parasının kuruşunu hesaplarken market market dolaşıp ucuz ürün arıyor.

Aslında fiyat denetimlerinin tersten okunuşu şudur:

Sen ucuz ile pahalıyı ayırt edemiyorsun, ben senin yerine fahiş fiyatın üstüne gidiyorum.”

Dolayısıyla, bu operasyon bana inandırıcı gelmedi. Siz inanıyor musunuz?