Köşe Yazıları

İmtiyazlı Zümreler

Ülkemizde her alanda kurulmuş kapitalist sistemi yıllardır eleştiriyorum,yazıp çiziyorum.
Endüstriyel futbol ve döker anlamında…
Değerli okuyucular; tekrara düşmeden bu gün size spor dünyamızın içinde sessiz ama etkili şekilde yer tutmuş bir gruptan söz edeceğim.Özelikle futbol dünyasını içeren ve kurulmuş bir saat gibi tıkır tıkır işleyen bir olgu.
Onlar kim mi?
Yazıyı okumaya devam edin o zaman.
Sakın yanlış anlamayın.Hemen yazımın başında belirteyim, bu yazı, alın teri ile,emeğiyle, bilgisiyle, bileğiyle çalışan,kulüplerimizde, milli takımlarımızda hakkıyla görev yapan antrenörlere yönelik bir eleştiri değildir.Onları başımızın üstünde tutmak boynumuzun borcudur. Onlar bu ülkenin gerçek değerleridir.
Benim bıkmadan usanmadan yazdığım ve her ortamda söylediğim sözlerim,yıllardır nitelik değil, ilişkiyle,liyakat değil, yakınlıkla, bilgi değil, bağlantıyla görev alan ve sistemin her boşluğunu kendi lehine kullanmayı becermiş bir zümreyedir…
O kesim bakın kimlermiş…
Onlar, başta futbolda olmak üzere hemen, hemen her spor dalında mutlaka bulunurlar ve Her zaman öne çıkarlar. Kraldan daha çok kralcıdırlar.
Nerede bir entrika yalan dolan varsa oradadırlar.Nerede bir kadro şekillenecekse listelere sızarlar.Nerede alengirli işler varsa oradadırlar.Nerede bir görev dağılımı yapılacaksa kendilerine mutlaka bir yer ayarlarlar.
Kapıdan almasanız, bacadan girerler. Bir yolunu öküzü bacadan çıkararak çalarlar Listede isimleri yoksa, son dakikada da olsa eklemlenirler.
Onlara sorulduğunda “sisteme hizmet ediyoruz” derler, ama aslında sadece kendilerine alan açıyorlardır.
En dikkat çekici özellikleri ise şudur…
Kendilerinden daha iyi olanı asla yaklaştırmazlar. Çünkü bilirler ki, gerçekten donanımlı bir antrenör sisteme girerse, kendilerinin yetersizliği ortaya çıkacaktır. Bu yüzden yetenekli gençleri küstürürler, bilgili olanları görmezden gelirler,lisans yükseltme (parasal) oranları katbekat artırarak, yetenekli antrenörleri sistemin dışına iterler yada itilmelerine sebep olurlar.
Korkularını, rekabet gibi gösterirler. Ama aslında tek korkuları kendilerinin üzerine gölge düşmesidir.
Değerli okuyucular, Asıl sorun nedir biliyor musunuz?
Bu tipler yalnızca bireysel değil, kurumsal bir refleksin de ürünüdürler.Çünkü bilirlerki  sistemin bozuk çarkları dönerken onlara alan tanır, hatta onları tercih eder. O yüzden en küçük bir zafiyeti hiç kaçırmazlar ve oradan balıklama dalarlar içeri.
Neden mi?
Çünkü onlar sorgulamazlar. Çünkü onlar emirle ve talimatla hareket ederler. Çünkü onlar koltukları ve sistemi sarsmazlar. Çünkü onlar için doğru yada yanlışın hiç bir önemi yoktur.
Bu yüzden gerçek antrenörler dışarıda iki sporcu daha yetiştireyim diye gecesini gündüzüne katarken, “bu imtiyazlılar” içeride günlerini gün ederler.
Bu imtiyazlılar  için sonuç yada skor farketmez. Onlar sistemi kutsamaya devam ederler. Çünkü oralarda kalmalarının yegane sebebi biat ve Körü körüne sadakattir.
Şimdi aklınızdan geçeni yazayım.Peki hocam çözüm nedir? Onun da yazında bilelim diyorsunuz eminim.
Çözüm aslında ülkemiz de hem çok zor ve hemde tehlikeli sularda yüzmek anlamına gelir. Basitçe bir kaç örnek sıralayayım.Şeffaflıkta, liyakatte, bilgi ve deneyime sahip olanın önünün açılmasında gizlidir.
Gerçekten sporun yükünü çeken, saha tozunu yutan, teri kurumadan çalışan özgün antrenörlerin yolu açılmadan, bu ülke, potansiyelini hep üç – beş adım geriden takip edecektir.
Lütfen çevrenize bir bakın; Sistemin içinde kimler gerçekten çalışıyor, kimler sadece orada bulunuyor? Alıcı gözüyle bir bakın göreceksiniz ki, Gerçek antrenörler sahaya karakter koyarlar,imtiyazlılar  ise sadece  sisteme makyaj çekerler…
Yani birçok gerçek emekçi antrenörler geleceği kurarlar,diğer imtiyazlılar ise mevcut düzeni korurlar…
Benden siz bir tecrübeli insan tavsiyesi.Unutmayın ki…
Spor tarihi ve tabiki futbol tarihi,sadece kazananları değil,birgün kimlerin kaybettirdiğini de mutlaka yazacaktır.
Sağlık ve esenlikle…