Esnaf güldü ama …

 

Kısıtlamalarla dolu bir buçuk yılı aşkın sürenin ardından iç ferahlatıcı olduğu kadar büyük riski de beraberinde getiren bir karar alındı ve 1 Temmuz itibariyle kısıtlamalar önemli ölçüde kaldırıldı. Bunun belli başlı birkaç sebebi var. Birincisi turizm sezonunu olabilecek en verimli şekilde kullanıp, turizm gelirini artırmak. İkincisi aylarca süren kısıtlama dönemlerinde yıpranan sosyal bağları onarmak. Üçüncüsü özellikle küçük ve orta ölçekli ekonomiyi yeniden canlandırıp geçmiş dönemde alınan hasarı bir nebze de olsa telafi edebilmek. Yine sağlık açısından da önemli bir sebebi var. Daha önce bu aşı meselesi ile ilgili yazdığım bir yazıda söylemiştim. Malumunuz olduğu üzere aşılama ülke genelinde tüm hızıyla devam ediyor ve aşılama oranları giderek artıyor. Ama aşılanan insanı evde tutmak bir şeye yaramıyor. Toplumsal bağışıklığın kazanılması aşılanan insan sayısının artmasıyla ne kadar doğru orantılı ise bir o kadar da virüsün aşı ile karşılaması ile de doğru orantılı. İşte kısıtlamaların kaldırılmasındaki temel amaçlardan biri de buydu. Aşılı insanları toplum içerisinde serbest bırakarak aşılanmayanların da toplumsal bağışıklığa katkı sağlaması amaçlandı. Ekonomik açıdan bakacak olursak da gerçekten faydası oldu. Özellikle geride kalan dokuz günlük bayram tatili turizm bölgeleri başta olmak üzere ülkenin her yerinde büyük bir canlanmaya nefes almaya vesile oldu.

Kocaali de de durum pek farklı değildi. Hemen hemen iki yıl aradan sonra dolu dolu bir bayram geçirmenin huzurunu yaşadık. İlçe merkezi bayram süresince hınca hınç doluydu. Çarşıdaki trafik birçok kez kilitlendi. Tabiri caiz ise ‘Adım atacak yer yok’ dedikleri türden bir bayram geçirdik. Sahil kesiminde ise benim en çok merak ettiğim konu, özellikle bayram tatilinin nasıl geçeceğiydi. Tatil öncesinde esnaf arkadaşlar konuşurken neyin nasıl olacağı konusunda fikirlerimizi paylaşmıştık ve şahsen birçoğunu oluşabilecek yoğunluğa karşı uyardım. İşin güzel olan yanı ise şu ki yaptığımız tahminlerin hiç birinde yanılmadık. Zira sahil kesiminde kısıtlama öncesindeki bayramlardan daha dolu daha yoğun ve kalabalık bir bayram tatili yaşandı. Havanın kötü olduğu biri iki gece hariç geri kalan zamanlar müthiş derecede güzel ve renkliydi. Valhasıl, esnafımızın yüzü bu bayramda güldü. Birçoğunu ayaküstü ziyaret edip hal hatır sordum, her ne kadar kendim bilsem de işleri sordum. Güzel olduğunu söylerken yüzlerinde oluşan tebessüm beni de en az onlar kadar mutlu etti. Onların işlerinin güzel olması hem bizim işlerimizin düzene girmesi hem de Kocaali’deki turizm potansiyelinin gelişmesi açısından oldukça önemli. Kimsenin kazancında gözümüz yok tabi. Kazançları hayırlı bereketli olsun. Rabbim helalinden bol kazançlar versin.

Yazının buraya kadar olan kısmı sevdiğimiz tarafıydı şimdi de dövdüğümüz tarafına başlıyoruz. Tabi her ne kadar kısıtlamalar kaldırılmış olsa da salgın tehdidi henüz geçmiş değildi. Böyle bir ortamda bu denli serbetslik beraberinde büyük riski de getiriyordu. Ve yapılabilecek tüm uyarılar yapıldı. İnsanlar hastalığı unutmamaları konusunda sıkça telkin edildi ancak üzülerek söylüyorum ki yapılan telkinler pek de dikkate alınmadı. Kendi ölçeğimizden kendi ilçemizden örnek vermem gerekirse, ilçenin en yoğun olan yeri sahil kesimi bu rehavetin canlı canlı görüldüğü en güzel yerdi. Tatil süresince hemen hemen her gece ama iş için ama gezmek için olsun mutlaka birkaç saatliğine indim. Aşırı kalabalığa girmemeye özen gösterdim, bolca yürüdüm ve etrafı gözlemlemeye çalıştım. Yine üzülerek söylüyorum ki aşırı derecede rehavet içindeyiz ve bunun faturası ağır olacak. Zira geride kalan tatil bunu net olarak gösterdi.

Maske ve mesafe kurallarına pek riayet edilmedi. Tıpkı salgın öncesinde olduğu gibi sarılmalı tokalaşmalı kucaklaşmalı tebrikleşmeler aralıksız devam etti. Cafeteryalarımızda oturma düzenleri ve sıklığı olması gerekenden daha yoğundu. İnsanlar dip dibe, omuz omuza saatlerce oturdu. Temizlik ürünleri ve dezenfektan kullanımı beklediğim düzeyde değildi. Bu arada ilginç bir şey daha dikkatimi çekti ve bunu özellikle paylaşmak istiyorum. Bu tatil dönemlerinde, kısıtlamalı hafta sonlarında bir de sezon başlangıcında ilçeye dışarıdan yoğun bir misafir akını oldu. Ve bizde toplumda çatlak seslerin çıkmasına neden oldu. Şu an söylediklerim elbette bir ayrımcılık değil ama sürekli olarak dışarıdan gelenlerin ilçeyi riske attığı vaka sayılarının dışarıdan gelenler nedeniyle artabileceği söylendi. Ama işin aslının hiç te öyle olmadığı bu geride bıraktığımız bayram tatilinde ortaya çıktı. Şahsen gözümün erişebildiği her yerde dikkatli olarak inceledim. Ve Kocaali’ye dışarıdan gelenlerin bizden çok daha dikkatli, çok daha temkinli ve titiz davrandıklarını gördüm.  Hatta birkaç tatilci ile ayaküstü de olsa sohbet etme imkanımız oldu. Biz onlardan endişe ediyorduk ama maalesef tam tersi oldu. biz salgın tedbirleri ve kurallarını onlardan daha çok ihlal ettik. Bu konuda kendilerinden şikayet bile aldım. “Biz İstanbul’da odadan odaya bile maskesiz geçmiyoruz. Burada kimse kural tanımıyor. Herkes maskesini koluna takmış” Bu sözler üç çocuklu İstanbullu bir misafir aileye ait. Ve konuyu özetliyor.

Öte yandan yurt genelinde de durum pek iyi görünmüyor. Gevşeme kararları açıklandığı andan itibaren vakaların yeniden yükselişe geçeceği tahmin ediliyor ve bekleniyordu ama açık konuşmak gerekirse böyle hızlı bir yükseliş beklenmiyordu. Pazartesi günü açıklanan vaka sayısı 16809 vefat sayısı 63. Yüzde 300’e yakın bir artış var. Ve uzmanlar şu an salgında yaşanan dördüncü dalga ve yeni varyantlar nedeniyle Ağustos ayında vakaların 25 bin sınırını geçebileceğini söylüyor. Böyle olması demek aylarca uğraşıp 5 binlere kadar düşürdüğümüz vaka sayıları için harcanan emeğin boşa gitmesi anlamına geliyor. Şimdiden dillendirilmeye başlandı bile, yeni kısıtlamalar kapıda görünüyor. Ramazan’da olduğu gibi tam kapanma olur mu olmaz mı bilmem ama içinde bulunduğumuz şu serbest günleri olabildiğince verimli kullanıp, muhtemel kısıtlamalara karşı tedbir almakta ve hazırlıklı almakta fayda var diye düşünüyorum. Sağlıkla kalın…