Dokuzuncu köyün ahalisi

 

Bu hafta çok önemli bir konuyla, daha doğrusu futbolumuzun kanayan yarası hakemlik müessesini irdeleyen bir yazı ile siz değerli okuyucularımın karşısındayım.

Bir bakıma zülfü-yare dokundum dersem pek de abartmış sayılmam. Uzun yıllar futbol hakemliği yaptım. İl hakemiyken millilik statüsüne kavuştum. Çok eskiden böyle bir unvan vardı. İl hakem kurulları teklif ederlerdi ve Spor Bakanlığı GSGM’lüğü onaylardı. O zamanlar TFF, Spor Bakanlığı’na bağlı idi ve bende sınavına girip kazandığım bölge antrenörlüğü unvanını elde etmiştim. Aynı zamanda il hakemliği daha klasman ve milli hakemlikti. Daha sonra yine sınavına girerek spor uzmanlığı kadrosunu kazanmıştım. Tabi kimine hikaye gibi gelebilir bu yazdıklarım ama işte bu da benim hikayemin sadece bir ufak kısmı.

Daha sonra uzun yıllar klasman hakemliği yaptım ama boyum hiç uzamadı. O sisteme ve sistemin başındaki, içindeki kişilerin dönen çarkına ayak uydurmadığımdan, daha doğrusu isteklerini yerine getirmediğimden hiç sevilmedim. Çünkü gördüğüme düdük çalıyordum. Eyyamcılık yapmıyordum. Daha doğru ifade ile şöyle yazayım. Hep “baba” maçlara, dayak ve küfür yenilen maçlara, risk derecesi üç olan, yani en kritik maçlara çıkardım. Ne yalan söyleyeyim çok dayak yedim, çok küfür yedim ama hep başım dik çıktım yönettiğim maçlardan.

Eğer bir takımın taraftarı küfür ediyorsa işte o zaman hep kendime derdim ki haksız düdük çalmışsın. Ama iki takımın taraftarı da eğer küfür ediyorsa anlardım ki adaletli düdük çalıyorum ya da çalmışım diye prensip edinmiştim.

Çünkü ülkemizde oynan her türlü, başta futbol olmak üzere maçlara taraftarlar sırf deşarj olmaya içlerini boşaltmaya ve küfür etmeye gidiyorlar. Yani ister inanın ister inanmayın “evinde eşine laf geçiremeyen bir takım kişiler sırf acısını çıkarmak için” hakemlere küfür etmeye gidiyorlar maçlara. Yani hakemlerin soyadlarının ne olduğunu bilmeyen yoktur bu dokuzuncu köy ülkesinde. Bir gün hatıralarımı bir kitap halinde yazmayı düşünüyorum, düşünmesine de kaç cilde sığar bilemem. Onun için bir aralar bu konuyu çok işledim ama fayda etmedi. Ne fırıldaklar dönüyor bir bilseniz aklınız durur. Onun için sormayın, anlatırsam yer yerinden oynamaz bundan eminim de, yazarsam bana kafayı üşütmüş dersiniz, yani o boyutlarda.

Bu güne dönersek şimdiki TFF’nin Başkanı olan Nihat Özdemir bir soru üzerine demiş ki, hakemlerden biz de rahatsızız!” diye. Kendisine “günaydın” dileklerimi iletiyorum buradan. Ve tabi yine de kutluyorum kendisini. Geçte olsa gerçekleri açıklamış. Gündemden düşmeyen hakem kararlarıyla ilgili konuşmuş. “Bazı hakemlerimizin kamuoyunda tartışma yaratan bazı kararlarından biz de rahatsızız” diye.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir, özellikle Süper Lig ve TFF 1. Lig’de tartışmalara neden olan hakem kararlarıyla ilgili ulusal basından Spor Yazarı Murat Çelik’e konuşmuş. Son haftalardaki tartışılan hakem kararlarıyla ilgili “Biz de devamlı bunu konuşuyoruz. Bizim de en büyük gündemimiz maalesef hakemler. Futbolun konuşulması gereken çok önemli konuları varken, maalesef mesaimizin çoğu bunlarla geçiyor. Biz de rahatsızız bu olanlardan dolayı. Başkan olarak ben ve yönetim kurulundaki bütün arkadaşlarım, biz de üzülüyoruz hakem kararlarının kamuoyunda bu kadar gündemde olmasına. Eğer varsa bir hata, biz de bunlardan büyük üzüntü duyuyoruz” demiş.

Daha sonra devamın da yaptığı açıklamada şunları kaydetmiş. VAR’da da sıkıntı var…

Hem bazı hakem kararlarından hem de bazı VAR (Video Yardımcı Hakem) uygulamalarından biz de rahatsızız. Biz bu kadar büyük VAR tesisleri kurmuşken, bütün bu yatırımları yapmışken bu durumların yaşanmasına üzülüyoruz diyerek, “Bakın hakem hata yapabilir. Diyelim ki hakem hata yaptı, peki protokole göre uygun pozisyonlarda VAR neden müdahale etmiyor?” Ama size şunu da söyleyeyim. İtalya’da da, Fransa’da da bu böyle. Aynısı onlarda da var. İngiltere’de biliyorsunuz geçen sene hakemler sebebiyle futbol kamuoyu ayağa kalktı.

Maalesef oluyor işte. İşin içinde insan olunca, takdir olayı işin içine girince maalesef istenmeyen olaylar olabiliyor diyerek bir bakıma içini dökmüş Sayın Başkan.

Ve tabi ki eklemiş; Merkez Hakem Komitesi (MHK) Başkanımızla da devamlı konuşuyorum. Konuşmaz olur muyum? Ama şunu da hepimizin bilmesi gerekiyor, netice olarak bu insanlarla götüreceğiz bu işi. Burası bir özel şirket değil ki, memnun olmadığınız bir personeli yollayıp yerine başka birini koyun. Bu insanlarla gideceğiz, bu hakemlerimizle devam edeceğiz.

Konuşuyoruz, çalışıyoruz. Bakın sizin vasıtanızla duyurmuş olayım. Şu anda bütün hakemler İstanbul’da bir otelde eğitimde. Uilenberg (MHK Eğitim Danışmanı, Hollandalı eski hakem Jaap Uilenberg) de orada. Yapılanlar, yapılmayanlar, yapılmış hatalar varsa, nedir; bütün bunlar bu milli maç arasında masaya yatırılacak, konuşulacak tartışılacak. Ben federasyon başkanı olarak, biz TFF olarak elimizden geleni yapıyoruz. Bu ifadelerin üzerine bende iki cümle ile bitireyim sözlerimi. Bunun gibi kırk tane eğitim semineri yapılsa ki yapılıyor. Bizim dönemimizde de yapılıyordu. Hiç bir işe yaramıyordu ve bu seminerler devam ettiğine göre yaramayacakta. Dedim ya bizim ülkemiz garip bir ülke.”Dingonun ahırı desem değil, veliler ve alimler ülkesi desem değil.” Ben bu ülkenin adına bu yüzden dokuzuncu köy diyorum.

Çünkü bende o dokuzuncu köyden kovulanlardanım ve işin tuhafı hala onuncu köyü bulamadım vesselam.

Kim bilir belki bir gün adaletin hakkın hukukun eşitliğin ve tabi ki spor ahlakının eşit ve adaletli düdüğünü çalan kişiler, yani liyakat sahibi kişiler iş başına gelir.

Bunları yazan ben, yılların “Kenan hocası” olarak hala bir gün düzelecek diye içimde sönmeyen bir umut ışığı taşıyorum. Selam ve dua ile…