Böyle olmaz yarın da dövmeye gelin

 

Pazaryeri’ne giriş için HES kodu getirileceği ilan edildi. Elbette kodu kontrol edecek görevli de lazım. Bu görevlinin insan ilişkileri konusunda bilinçli de olması lazım.

Yetkiler insanlara sorumluluklar getirir. Sorumsuz yetki, yetkisiz sorumluluk düşünülemez.

Mesela size aracı kullanma yetkisi verilir ama trafik kurallarına uyma sorumluluğu da yüklenir.

Pazaryeri’nde pazartesi günkü görüntü ne yazık ki can sıkıcıydı. Zabıta Müdürü vatandaşın birine bağırıyor. Şirket işçisi olan (ve doğal olarak zabıta üniforması giymesi suç olan) arkadaşlar vatandaşa bağırarak uyarıda bulunuyor.

Hele bir video vardı ki Zabıta Müdürü vatandaşa bağırıyor. El hareketi yapıyor. Sonunda da adama “Biz sizin sağlığınız için uğraşıyoruz” diyor.

Sağlık sadece bedenle alakalı bir kavram değildir. Mesela o videoyu o adamın tanıdıkları izlediyse o adamın ruh sağlığına zarar vermişsinizdir. Zabıta Müdürü olarak vatandaşa bağırdığınızda toplumun ruh sağlığı ile de oynamış olursunuz.

Hangi yasanın neresinde “Zabıta vatandaşa bağırabilir” yazıyor? Allah aşkına bir söyler misiniz?

Bir göreve geldiğinizde duygularınızla değil aklınızla düşünmek zorundasınız.

Arada bir canınız sıkılabilir. Vatandaşla uğraşmak zor gelebilir. O zaman çıkmayın vatandaşın içine.

Vatandaşa kanunları uygulayabilirsiniz. Ama kanunların ötesine geçmemelisiniz.

Adam suç işlediyse kesin cezasını. Zaten hatalı park eden aracı uyarmak yerine ceza kesmek için gayretinizi görüyoruz.

Onun ötesinde yapacağınız bir şey var mı?

Vatandaşa bağırmak ne devlet görevlisine yakışır ne de sorunun çözümüne katkı sağlar.

Zabıtanın temel görevleri toplumsal huzuru sağlamaktır. Vatandaşa bağırarak toplumsal huzur sağlanıyor diyorsanız diyecek sözüm yok.

Ama öyle olmadığını düşünseniz vatandaşın da sizden “Gönül belediyeciliği” beklediğini hatırlarsanız iyi olur.

 

Nasıl yapıldı nasıl yapılmalıydı

Karasu Pazaryeri’ne girişlerin HES (Hayat eve sığar) kodu ile olacağı ilan edildi. Bu durumun beraberinde bir kargaşa getirmesi muhakkaktı.

Bunun belli sebepleri var. Birincisi bu karar vatandaşa duyrulamazdı. Çarşı merkezde hadi anons falan yaptınız diyelim, kırsal mahalle olarak adlandırılan köylere bu bilgi nasıl iletilecek? Muhtara söyleseniz zaten kahvehaneler kapalı. Muhtar işi gücü bırakıp ev ev gezerse bu iş çözülür.

Müftülüğün merkezi ses sistemini kullanmak da kimsenin aklına gelmedi sanırım.

Kaldı ki bu durum duyrulsa bile kırsal mahallelerden pazara gelen vatandaşların HES kodu alacak bilgi ve donanıma sahip olması beklenemez. (Örneğin benim annem. Mesajlaşma uygulamasını bile kullanmayan annemden kendi kendine HES kodu almasını nasıl isteyebilirim?)

Bunların tamamı sağlansa bile…

Pazaryerine kırsal mahallelerden dolmuşlar geliyor. Neredeyse her mahalleden saat başlarında dolmuş kalkıyor. Ortalama buçuklarda da pazaryerinde oluyor. En az 20 mahalleden bu şekilde araç geldiğini düşünürsek… Bunların her birinin de 10’ar kişi taşıdığını düşünürsek, pazarın rutin akışı dışında bir anda 200 kişinin daha sıraya gireceğini öngörmek çok zor olmamalı.

Peki ne yapılabilirdi?

Pazara girişlerin HES kodu ile yapılacağı mevcut yöntemlerin dışında minibüs taşımacılığı yapan vatandaşlar üzerinden de vatandaşa ulaştırılırdı. Pazara gidecek olan dolmuşlar bir süre müşteri bekliyor. Bu bekleme esnasında şoför vatandaşlara HES kodunun nasıl alınacağını söyleyebilir, hatta yardımcı olabilirdi. Pazaryerine gelindiğinde müşterileri araçtan indirmeden zabıtayı (ya da kodu kim kontrol edecekse) davet ederdi. Kimse araçtan inmeden, sosyal mesafeyi bozmadan kod kontrolü yapılır ve kargaşanın önüne geçilirdi.

Ama biz hayatımızı deneme yanılma yolu ile yaşadığımız için bu önce olayla karşılaşıyoruz sonra çözüm arıyoruz.

Hayırlısı olsun…

 

Karizmayı çizdirmeyin

Askeriyeye girerken bazı kararları imzalarsınız. Bunların pek çoğu komik gelir.

Ben mesela. “Üniversite mezunu adamım. ‘Çatıya çıkmayacağım, çıkarsam düşmeyeceğim’ diye bir maddenin altına neden imza atayım” diye düşünmüştüm. Ama askerliğin son günlerinde kepimi çatıya atan bir arkadaş yüzünden o imzaladığım maddeyi hatırlayarak çatıya çıkmak zorunda kalmıştım. Neyse ki sözleşme maddesinin ikinci kısmına uydum da çatıdan düşmedim.

Karasu Belediye Meclisi’nde bir önceki dönem (yani en iyi ihtimalle 2 yıl önce ama yanlış hatırlamıyorsam 2015 yılında) kırsal mahallelere merkezi ses sistemi kurulması önerilmişti.

Öneri Karasu Belediye Meclisi’nde oybirliği ile kabul edilen kararın “Zaten camilerin merkezi sistemi var. Bu ne işe yarayacak” şeklinde düşünülerek ertelendiğini biliyoruz.

Ancak şunu düşünelim! Eğer 15 Temmuz gecesi Karasu’da camilerin merkezi sistemi ele geçirilmiş olsaydı, kırsal mahallelerde yaşayanlar kalkışmayı ne şekilde yorumlayacaktı?

Yine Limandere’de bir hayvan pazarı kurulması için önerge verilmişti. Bu önerge kapsamında hayvan pazarı oluşacaktı. Alıcı ile satıcı yüz yüze gelecek, aracısız alışveriş olabilecekti.

Enteresandır bu karar da oybirliği ile kabul gördü. Karasu’nun girişindeki (eski Cezaevi’nin oradaki) alanda kurulan hayvan pazarı kaldırıldı. Bu şekilde artık Karasu’da hayvan almak isteyenler ya kulaktan kulağa yöntemi kullanmak ya da cambazlara ulaşmak zorunda.

Yine Karasu Belediye Meclisi’nde süpermarketlerle ilgili kararlar alınmıştı. Hatta bu yönetim tarafından bile (yanılmıyorsam) üç kez karar alındı. Hangilerine uyuldu konusuna girmeyeceğim de…

Karasu’da açılan süpermarketlerin kış aylarında kapatılması yasaklanmıştı. Sahile gidip bakalım. Kış aylarında kapatıp, yaz aylarında parayı süpüren süpermarketlerin sayısını birlikte tespit edelim.

Belediye meclisinde alınan kararlar çok mühimdir. Öyle önemlidir ki bu kararları bozmak yine aynı meclisin alacağı karara bağlıdır.

Ancak karar alıp uygulamamak, uygulayamayacağı ya da uygulatamayacağı karar almak meclisin saygınlığına zarar verir. Meclisin saygınlığını sorgulamak ise meclis üyelerinin görevidir.

Özetle belediye meclisinde ya karar almamak lazım ya da alınan kararı uygulatmak lazım. Yoksa karizma çiziliyor.

 

Tek suçlu vatandaş olamaz

Bizim millet Sünni ağırlıktadır. Yani “vasat ümmet” olmayı bilir. Yeter ki ikna edilsin. Fazla da sorgulamaz. Devletten gelene “Amenna” der önüne bakar.

Pek bir asilik görmezsiniz.

Siz kuralları baştan doğru koyarsanız ve olası aksilikleri hesap ederseniz vatandaş olabildiğince kolaylık sağlar.

Seçimden kaybedenler, sıklıkla “Vatandaşa küsmek olmaz! Biz kendimizi nerede anlatamadık, ona bakacağız. Önümüzdeki seçimde kendimizi daha iyi anlatacağız” derler.

Bu da şu demektir, “Vatandaşa küsmek olmaz…”

Karasu’da koronavirüs tedbirleri kapsamında vatandaşların tehlikede olduğu ana konu sıra beklemeleri.

PTT’nin önünde sıra bekleyenler tehlike altında.

Bankamatik önünde sıra bekleyenler tehlike virüse çanak tutuyor.

Geri kalan kurallara ekseriyetle uyuluyor. Kimse kendi sağlığını ya da toplum sağlığını tehlikeye atmaya meraklı değil.

Ancak vaka sayılarının artmasının tek sorumlusu vatandaş olamaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.