Yine başa döndük

 

11 Mart 2020’de Türkiye’de görülmeye başlayan Yeni Tip Koronavirüs (kovid-19) yeni mutand çeşitleriyle ilk dönemindeki etkisini daha da artırarak endişe kaynağı oluşturuyor.

Her gün yüzlerce vatandaş vefat ediyor. Binlerce vatandaş kovid-19 taşıyıcısı durumda.

Birde buna İngiltere, Güney Afrika, Brezilya gibi yeni muttanlar eklenince endişemiz daha da artıyor.

Önlemler noktasında maalesef etkili bir çalışma yürütüldüğünü söylemek çok zor. Çünkü 1 Ocak itibariyle 12 bin 203 kişide pozitif vaka tespiti yapılmışken, bugünlerde 50-60 binli seviyelere çıktı. Aynı tarihteki verilerde 212 kişi hayatını kaybetmişti. Bugün bakıyorum, yine bu sayının üzerinde hayatını kaybeden vatandaşlar mevcut.

***

Yeni bir sözcükle tanıştığımız “Lebaleb” kongreler, vatandaşların duyarsızlığı ve başka gerekçeler olsa da 13 ayı geçen zamanda aşılamanın da olmasına rağmen vakalarda yine de bir gerileme olmaması çok düşündürücüdür.

Elbette bunda aşılamada yaşanan aksamaların da payı var. Bütün ümidimiz yerli aşının piyasaya çıkması ve uygulanması. Biliyorsunuz, bu konuda Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca, NTV’de yayınlanan “Hayatın Senin Elinde” programına yerli aşı çalışmaları ile ilgili Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’na, “Eylül ayı itibariyle yerli aşının hazır olacağını düşünüyorum” mesajı verdi.

O da kesin değil, düşünüyormuş…

Oysa Sayın Cumhurbaşkanı yerli aşının en geç Nisan ayında kullanılacağını söylemişti.

Şu bir gerçek ki:

Toplumu pandemiden daha çok, belirsizlikler olumsuz etkiliyor. İnsanlar önünü görmek ve planlarını buna göre düzenlemek istiyor.

***

Şimdi, alınmış olan iki haftalık kısıtlamaların başladığı ikinci haftasına girmiş bulunuyoruz. Önümüzdeki Çarşamba gününe kadar vaka sayılarında bir azalma olmazsa işimiz çok zor. Zaten Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan da iki haftalık dönemde hedeflenen iyileşme olmazsa daha sert önlemler alınabileceğini söylemişti.

Diğer taraftan; Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı ve Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, vaka sayısının aşağıya doğru yol alması gerektiğini belirterek, “Sürecin başından beri bunu dile getiriyoruz; vaka sayısı azalmadan bir şeyi kontrol etme şansımız pek yok. Biliyorsunuz vakaların bir bölümü hasta oluyor, onların bir bölümü 10-15 gün sonra ağır hasta oluyor, maalesef bunların da bir bölümü 10-30 gün arasında ortalama olarak hayatını kaybediyor. Bunun için bizim ilk işimiz vaka sayısını düşürmek” diyerek durumun ciddiyetini ortaya koyuyor.

Maalesef” sözcüğü çok dikkat çekicidir. Demek ki yapılan mücadele bir devlet ciddiyetinde olmuyor.

***

Bundan önce bu deneyimleri hep beraber yaşadık. Bundan bir sonraki aşama AVM’lerin kapatılması, kuaför, berber salonlarının kapatılması, okula giden çocukların artık hiçbirinin okula gitmemesi (ki; zaten öğretmenlerin büyük çoğunluğu henüz aşılanmadı) özel sektör ve kamuda çalışma ile ilgili kısıtlamanın arttırılması gibi… Bileşenler söz konusu olabilir.

Kurallara uyulmazsa, önümüzdeki aylarda hiç istemediğimiz durumlarla karşılaşabiliriz. Dolayısıyla kısmi kısıtlamalar değil, bütünsel kısıtlamalara gerek duyuluyor. Aslında bunda çok da geç kalındı.

Elbette bunun bir ekonomik maliyeti var. Ama böyle uzadıkça maliyet daha da artıyor.

Uzman hekimler vakaların 10 binin altında olması gerektiğini söylüyor. “Eğer vakalar 10 binin altına düşmezse radikal önlemlerin sürmesi zorunludur” görüşündeler.

Diyelim ki kurallara uyduk, vaka sayımız 15 gün ya da 1 ay sonra 10 binin altını gördü. O zaman da toplumsal bir ciddiyetle kurallara uyma konusunda gayret etmeliyiz. Aşılar konusunda kafalarda soru işareti bırakmayacak şekilde açıklamalar yapılmalı. Aşıları olmamız gerekiyor ki tekrar bu günlere gelmeyelim.

Aksi takdirde önümüzdeki yaz sezonu turizm kaybının maliyeti 84 milyona yansıyacak. Yeniden başa dönmek, yeni önlemler almak, yeni bedeller ödemek yoruyor bizi artık. Gereksiz siyasi çatışmalarla çok zaman kaybettik. Artık pandemiye odaklanmak zorundayız. Gerekirse aşılamayı çeşitlendirmenin yolunu açmalıyız. Hem de geç kalmadan!