Yazı yine mi kucağımızda bulduk

 

Ben her sezon sonunda bir yazı yazıyorum. Alışkanlık oldu artık. Hani “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir” derler ya. Aslında sezon bittiğinde yeni sezonun başlayacağı da ortada değil mi?

Yani bir sonraki yazın geleceği bu sonbahardan bilinmiyor mu?

Hadi önceki sene seçim vardı. Seçimden hemen sonra yaz geldi. “Yapacak bir şey yok” diyelim.

Geçtiğimiz yaz için de “Pandemi vardı” diyip konuyu kapatabiliriz.

Bu sene de “Pandemi bitti mi kardeşim” diyelim.

Önümüzdeki sene de bahane bulduk mu, iş tamamdır.

İyi de Karasu’nun bahaneye mi yoksa düzenlemeye mi ihtiyacı var? Sene sonunda diyoruz ki, “Kardeşim, sezon bitti. Yeni sezonla ilgili planlama yapın. Genellikle kış bitince bahar ardından da yaz geliyor. Muhtemelen önümüzdeki yıl da bu şekilde olacak. Onun için siz geçen yazdan ibret aldıysanız gelecek yazı geçen yaza göre planlayın…”

Çok mu zor? Demek ki çok çok zor.

Karasu Sahili’nde deniz kenarında özel plajlar kuruluyor. Bunların düzenlenmesi gerekiyor mu? Gerekiyorsa bu ayda mı yoksa kış aylarında mı bunların planlaması yapılmalı? Bu aylarda işler başladığı için, vatandaşlar akın ettiği için düzenleme yapmak için geç oluyor. Bundan dolayıdır ki bu düzenlemelerin kış aylarında yapılması gerektiğini ifade ediyoruz.

Bunu yönetici konumunda olanların düşünmesi lazım da…

Haddimiz olmayarak aklınıza getirmeye çalışıyoruz.

Bir Kızılderili atasözü der ki, “Susadığınızda kuyu kazmak için geç kalmışsınız demektir…”

 

Acil takviye lazım

Karasu’ya acil takviye kuvvet lazım. İlk olarak hastanemize. Karasu’da yaz aylarında bir yoğunluk yaşanıyordu. Bu sene bence son yılların rekoru kırılacak. Çünkü geçen yıl kredilerdeki düzenleme ile pek çok kişi Karasu’dan ev satın aldı.

Karasu’da yazlığı olanların pek çoğu senede birkaç hafta geliyordu. Bu sene gelenlerin uzun vadeli kalacağını düşünüyorum. Özellikle İstanbul’da yaşanan depremden sonra insanların erkenden geleceklerini öngörmek zor değil.

Dahası iki yıldan bu yana ülkelerine ve sevdiklerine hasret kalan gurbetçiler de buraya gelecek. Geride kalan yıl kullanmadıkları izinlerini de kullanırlarsa nüfus yoğunluğu biraz daha artacak.

Her sene gelen fındık işçilerimizin bu sene de gelmesi normal karşılanmalı. Geçen yıl pandemi dolayısıyla hemen memleketlerine dönen işçiler bu sene muhtemelen daha kalabalık gelecek ve daha uzun süre bölgede kalacak.

Tüm bu şartlar ortada iken Kocaali Devlet Hastanesi uzman hizmeti vermekte güçlük çekiyor. Yetmezmiş gibi Karasu Devlet Hastanesi’nde de uzman eksiklikleri var. Bir de bunun yanı sıra aşı seferberliği var. Sayıları binlerle ifade edilen kişiye aşı yapılması gerekiyor.

Dolayısıyla Karasu Devlet Hastanesi’nin acilen takviyeye ihtiyacı var. Gerekirse geçici personel görevlendirmesi yapılmalı. Ama mutlaka destek olunmalı.

Elbette tüm kurumlara bu takviye gerekli. Bu kadar insanın yoğunlaşacağı bir alanda suç olmaması mümkün mü? Demek ki bu insanların güvenliği için emniyete de takviye lazım.

Bu kadar insanın banka işi olmayacak mı? 65 binlik bir ilçenin bankacılık işlemleri ile yüz binlerce kişinin ihtiyacı aynı sayıda personelle karşılanabilir mi?

Peki bu kadar insanın elektrik kullanması durumunda meydana gelecek arıza aynı mıdır?

GSM operatörleri seyyar baz istasyonu getirirken diğer kurumların var olan durumları ile idare etmesi, var olan personelden mucize beklemesi anlamına gelmez mi?

Biz her kurumda çalışan personelin maaşını helal kazanmak için gösterdiği gayretin farkındayız. Ancak bu personelin insanüstü gayret göstermesine bel bağlayarak, “Su akar yolunu bulur” mantığı ile Karasu’nun büyük bir krize doğru sürüklendiğini ifade etmeliyiz.

Karasu’ya her alanda acil takviyeler yapılmalı.

 

Deprem kendini unutturmuyor

İstanbul’da AFAD’ın dediğine göre 3,9, Kandilli Rasathanesi’nin ölçümü ile 4,2 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.

Deprem bizi sallıyor ama biz depremi sallamıyoruz. Bir iki gün konuşuyoruz. Sonra işimize bakıyoruz.

1999 Depremi’nin üstünden geçen geçen sürede Karasu’da kaç bina güçlendirildi? Kaç bina kentsel dönüşüme sokuldu? Hangi konuda önlem alındı?

Karasu Atatürk Bulvarı’ndaki binalar, deprem bile olmadan yıkılabilecek durumda gibi görünüyor. Ben uzman değilim. Ama kendiliğinden bazı parçaları kopan binanın depremde ayakta durmasını beklemek de biraz hayalperestlik olur gibi.

Bu iş elbette sadece yönetici pozisyonundakilerin derdi değil. Olsa bile pek çok yönetici sağlam binalarda oturuyor. Herkes kendi ikamet ettiği binadan mesul. Öyle olmadığını düşünüyorsanız, bina yıkılırsa kimin zarar göreceğini düşünün.

Bakın hasarlı binalar yıkılacak. Gerçek bu. Bu ya depremden önce bizim tarafımızdan bilinçli bir şekilde yapılacak ya da deprem olacak ve kaderimiz neyse onu yaşayacağız.

Matematiksel olarak aslında durum bu kadar basit.

Siz bu binalarda oturmaya devam etmek isteyebilirsiniz. Yakın zamanda deprem olmayacağını düşünebilirsiniz. Bundan sonra deprem olmayacağına bile inanabilirsiniz. Ancak bilim Sakarya’da her 30 yılda bir büyük deprem olduğunu söylüyor. Olacağı Allah bilir. Dedim ya belki de bundan sonra hiçbir zaman deprem olmaz. Keşke de olmasa. Ama olacakmış gibi yaşamanın kime ne zararı olabilir?

“Siz önünüzü kış tutun. Yaz çıkarsa bahtınıza” diyen atalarımızı bir kere olsun dinlesek mi?

Kötü bir şey duymaktan korktuğu için doktora gitmemeye çalışan ihtiyarlar gibiyiz. Doktor bize tüm gerçekliği ile söylemeli ve tedavi bir an önce başlamalı.

Aksi halde bizi oyalayan reçeteler zaman kaybından başka bir anlam taşımaz.

Binalarımız yıkılması gerekiyorsa bunu kendi ellerimizle ve kendi kontrolümüzde yapmamız lazım. Yoksa…

“Allah korusun” demek Allah’ın koruyacağı anlamına gelmiyor.

 

Yasaklar kalkınca

1 Temmuz’dan itibaren pek çok yasak kalkıyor. Maske bile kalkabilir. Bizim bölgemizde de hamdolsun ki koronavirüs yok denecek kadar azaldı.

Yasaklar kalkınca tedbir elden bırakılır mı, mezun olan öğrencilerin kep fırlatması gibi maske fırlatma partileri yapılır mı bilemiyorum. Ama ciddi bir rahatlama olacağı kesin.

Evde bunalan ev hanımlarından, sokağa çıkamayan yaşlılara, dükkanını açamayan esnaftan dostları ile zaman kavramı olmaksızın çay içemeyen vatandaşa hatta ve hatta evlenemeyen ve sevdiğine hasret kalan gençlere kadar herkes bu günleri bekliyor.

Her polis veya kamu görevlisi gördüğünde “Acaba maskem yerinde mi” “Acaba saat geç oldu mu” diye düşünüp potansiyel suçlu konumuna düşen vatandaşlar ciddi bir nefes alacak.

Kamu görevlileri de vatandaşla daha barış içinde yaşayacağı için iş yükü hafifleyecek.

Hayat eskisi gibi olacak ama eskisi gibi hayatın bayram gibi bir şey olduğu artık kanıtlanacak.

İnşallah gitsin de gelmesin virüslü günler.

 

Oluyor mu öyle

Gazetemizin yayınlandığı Çarşamba günü iddiaya göre (ama sağlam bir iddia, hani “birinci ağızdan” derler ya öyle iddia) Karasu Belediye Başkanı İshak Sarı basın açıklamasını görmüş. Sonra da sinirlenmiş ve zabıtayı çağırıp, “Kaldırın çaycıların masalarını. Parasını veren masasını koysun” talimatını vermiş.

İddianın doğru olduğunu bildiğim için bu yazıyı yazıyorum.

Belediye makamları sinirlenerek yönetilirse yanlış yapılır. Hataya düşülür. “Çelik gibi sinirleriniz olacak” demiyorum, “sinirleriniz hiç olmayacak” diyorum.

Belediye başkanlığı sinirle karar alınacak yer değil ki! Hem kim olarak kime sinirleniyoruz? Her seçim döneminde “Biz sizin hizmetkarınız olacağız” diye vaatte bulunan siyasiler seçimden sonra sinirlenip racon kesebiliyor mu?

“Her Şeye Şaşıran Adam” diye bir karakter vardı zamanın mizah dergilerinde. Şaşırma cümlesi olarak da “Oluyor mu öyle” derdi.

Şimdi ben de kendimi o adam gibi hissediyorum ve huzurunuzda bir kez daha soruyorum: Oluyor mu öyle?