“Öğrenciler olmasa okulları çok kolay idare ederiz” demişti zamanında bir Milli Eğitim Bakanı. İddia ediyorum ki edemezdi de neyse…
Hastanede hekimleri ve hastane personelini en çok yoran aslında hasta değildir. Hasta yakınlarıdır.
Okulların açılması öncesinde oryantasyon dönemi oluyor ya hani öğrencileri kaynaştırmak için… Aslında velilerin oryantasyona ihtiyacı var.
Her birimizin çocuğu kendimiz için kıymetli de… Başkalarının çocukları da kıymetli ya.
Çocuğumuzu okula nasıl getirip nasıl almamız gerektiği, okul önüne ve çevresinde nasıl davranmamız gerektiği gibi konularda bilgilendirilmemiz lazım.
Okula öğrenci bırakan veli, arabasını park ederken dahi çocuğuna örnek teşkil eder. Okul önünde çocuğunu bekleyen ebeveyn, sigara içmeyerek ve çevreye çöp atmayarak örnek olur.
Eğitim kurumuna öğrenci emanet eden anne-baba çevredekilerle sohbet ederken kendi kalitesini ortaya koyar.
Öğrenciler hakkında bilgilendirme için whatsapp grupları açılıyor. Aslında veliler gecenin saat 2:30’unda ’ gruba mesaj atmamaları gerektiğini biliyor. Ama yine de atıyorsa bir yerlerde yanlışlık var demektir.
Herkesin çocuğu kendi hayatında başrol oynuyor olabilir. Ancak unutulmaması gerekir ki okula giden tek çocuk bizim çocuğumuz değil.
Hastanedeki derdimiz sadece doktor değil
Karasu Devlet Hastanesi’nde 1990’ların sonunda bina sorunu vardı. Teknik personel sorunu vardı. Ekipman sorunu vardı ama… Ayda bilmem kaç ameliyat gerçekleştiriliyor, hayatlar kurtarılıyordu.
Bugüne geldiğimizde Karasu Devlet Hastanesi eski hastane ile kıyaslanmayacak kadar pahalı bir binaya, eski ekip ile kıyaslanmayacak kadar çok personel var, o yıllarla kıyaslanmayacak kadar bilgisayar vesaireye sahibiz ama… En hızlı çalışan birimimiz halen ambulanslarımız.
Karasu Devlet Hastanesi halen Sakarya’nın en çok hasta nakli gerçekleştiren kurumları arasında zirvede yer alıyor.
Hastanemizdeki eksiklik sadece hekim de değil bu arada. “Alet işler el öğünür” derdi babaannem. Doktor geliyor ekipmanı yok. Ameliyat yapacak, ameliyathane malzemeleri eksik.
Bu şekilde doktor hem hekimlikte geriliyor hem de döner sermayeden alacağı pay düşüyor. Haliyle o durumda ilçede görev yapmak istemiyor.
Karasu Devlet Hastanesi’ne ek bina yapılacak. Ek binaya da ihtiyaç vardır mutlaka ama en önemli ihtiyaç fiziki iyileştirme midir? Bunu düşünmek lazım.
Bizim araştırmalarımızdan ve izlenimlerimizden elde ettiğimiz netice, hastanenin ekipman ihtiyacının giderilmesi, hekim sayısının artırılması ve son olarak fiziki şartlarda iyileştirme. Tüm bunların yapılmasının ardından hastanenin halkla kaynaşması sağlanmalı, hekimler arasındaki dostluk güçlendirilerek ekip ruhu ve hastane aidiyetinin oluşması gerekli.
Buna toplam kalite yönetimi de diyebiliriz.
Ancak tüm bunların ötesinde bizim yazdıklarımıza karşı savunma mekanizması geliştirilmemeli. Bizim hastaneye saldırdığımız izleniminden, yazılarımıza alınganlık gösterilmekten vazgeçilmeli.
Bizim de iyi niyetle, çözüm önerileri ile bir şeyler yapmaya çalıştığımız kanısında hemfikir olunmalı.
Ben yazı yazıyorum, beni arayıp sitem eden sağlık personeli oluyor. Etkili, yetkili, kıdemli, siyasi herkese karşıymışım gibi bir hava estiriliyor. Sanki ben yazmasam hastanede sorun yok gibi. Hastanenin tek sorunu benmişim gibi.
Allah aşkına ben işinizi kolaylaştırmak için elimden geleni yapıyorum. Birlik olalım diye bir şeyler yapıyorum.
Hastane Derneği’ni aktif hale getirelim. Bu derneğin de hiçbir yerinde ben olmayayım. Sadece ulaşılacak insanlara erişilmesi noktasında yardımcı olayım ve hiçbir yerde adım geçmesin. Ne siyasi ne de ticari olarak bana bir rant sağlanmasın. Ama Karasu kazansın, istiyorum.
Siz de öyle istiyorsanız birlik olalım. Yok benim art niyetle yazdığımı düşünüyorsanız o zaman enerjinizi benim yazılarıma sinir olmaya harcayın.
Babasını Karasu Devlet Hastanesi’nde hekim olmadığı için kaybetmiş birinin sağlık konusunda duyarsız olmasını beklemeyin.
Sezon uzadı gelir azaldı
Ekonomik krizin etkilerini bu yıl çok daha fazla hissettik. İnşaat sektöründeki durgunluktan kaynaklı sıkıntılı bir yaz geçirdik. Karasu’nun ana gelir kalemlerinin başında inşaatın geldiğini net bir şekilde anlamış olduk.
Karasu’da bu gelir azalınca piyasada dolaşan parada da eksiklik hissedildi.
Bu arada yaz sezonu da geçen yıllardan uzun sürdü. Önceki yıllarda havaların müsaade ettiği ölçüde sezon 30-40 gün devam ediyordu. Bu yıl bu süre 100 günler civarında seyretti. Gelen yazlıkçı sayısı aynı harcanan para miktarı benzer ancak süre uzun olunca esnaf “İşler eskisi kadar iyi değil” yorumlarında bulunuyor.
Ancak sağlıklı bakış açısı ile değerlendirdiğimizde yine benzer paraları kazanıyoruz. Sadece eskiden olduğu gibi yoğun değiliz. Sadece süreç uzuyor.
HECATİ: Dünyanın her yerinde çocuklar ölüyor. O halde zalimler için yaşasın cehennem…
