“Tulsa” dünyanın, en iyi cins sığırlarının yetiştiği, geniş otlakların olduğu, Amerika’nın Oklahoma eyaletinin en gözde tarım topraklarına sahip bir yöresi iken, o acımasız vahşi kapitalizm, “bu toprakların altından zenginlik fışkırıyor, en büyük ve zengin petrol yatakları burada” diyerek, bu toprakları yerli halkı da “sizleri çok zengin edeceğiz” vaatleriyle zapt ediyordu…
***
Birkaç cılız karşı duruşa rağmen, o verimli topraklar, artık petrol kuyularıyla işgal ediliyordu… Bir tarafta “Tulsa” kenti gökdelenlerle ihtişamlı büyük zenginliklere kavuşurken, topraklarını petrol zenginlerine satan yerliler de, bu zenginlikten paylarını alıyorlardı…
***
Artık o mütevazi sığır besiciliği ve tarımsal yaşam, yerini büyük binaların, lüks otomobillerin ve şatafatlı gece eğlencelerinin olduğu, hızlı ve renkli yaşam alanlarına bırakırken, bu arada o eski mütevazi dürüst insan ilişkileri de, yerini çeşitli entrikaların döndüğü kirli ilişkilere bırakıyordu…
***
Zenginliğin aracı maddi menfaatler, bürokraside, yargıda, haklı ve güçsüzü ezen ilişkiler, toplumsal kargaşayı da beraberinde getiriyordu Tulsa’da…
***
Günlerden bir gün, o dünya çapında cins sığırların yetiştiği, otlaklardaki akan tertemiz su kaynaklarının, kirlenerek, buralardan su içen sığırların öldüğü dereden başlayan yangın, büyük bir afet neticesi, tüm petrol kuyularının patlamasına ve yok olmasına sebep oluyordu…
***
İşte bu büyük felaketten ders alan petrol zenginleriyle, sonradan zenginleşen yerliler, Tulsa’yı yeni baştan ele alarak, daha modern ve çevreye zarar vermeyecek şekilde petrol kuyularını açma, yerlilerin de, sığırlarını otlatacak alanlarını da koruyup kollanması fikriyle, daha modern, daha zengin ve toprak altı zenginlikler kadar toprak üstü zenginliklere de saygı duyarak, daha mutlu, daha sağlam ilişkilerin yürütüldüğü bir toplumsal yaşama kavuşuyorlardı böylece…
***
Tulsa, bugün 400 bin nüfusuyla, Amerika’nın 46’ncı ve en zengin petrol kenti olarak, hem tarımı, hem de petrol kuyularıyla, mutlu ve müreffeh yaşamını sürdürüyor…
***
TRT 2 televizyonun kanalında her pazar saat 10.00 da seyretmekten büyük keyif aldığım kovboy filmlerinden biriydi, geçen hafta izlediğim Tulsa filmi…
***
Bu filmi seyrederken, mütevazi ve doğal yaşamdan, birdenbire, vahşi bir şekilde zenginleşme sonucu başlarına gelen felaketten sonra, gelişimciliği, zenginliği ve büyümeyi daha kurallı ve çevreye zarar vermeden, yine o mütevazi yaşamlar da gözetilerek, nasıl da başarılabildiği gerçeğini görürken, bir zamanlar, altın sarısı kumsal sahili, pırıl pırıl suyu ile
Küçükboğaz Gölü, Marmara bölgesinde mütevazi balıkçı restoranlarıyla Mersin balığı ve havyarıyla adı anılırken başına “Cennet” ifadesi konan o güzelim memleketim Karasu aklıma geliyor…
***
Tıpkı, Tulsa’nın petrolü gibi, “İnşaatçılık!” cazibesi de, Karasu halkını, tıpkı, Tulsa yerlilerinin kapıldıkları göz kamaştırıcı zenginliklere esir etmiş, bu talan ve yağmacılık karşısında adeta, “Para”nın kölesi yapmıştı…
***
Bir zamanların, tarımsal alanları, hatta göller doldurularak, hesapsız, kitapsız bir şekilde, “beton şehre” dönüşmüş, atalarının yemeyip yedirmeyip, miras bıraktıkları bu topraklar, toprak sahiplerinin ellerinden çıkmış, o eski dostluklar, o sıcak sohbetler, artık özlenir olmuştu…
***
Aile içi ilişkilerde bile, paylaşımlardaki anlaşmazlıklar sebebiyle, dargınlıklar, küskünlükler, o derece artmıştı ki, düzenli, birbiriyle barış içerisinde yaşayan aileler, parmakla sayılacak kadar azalmıştı…
***
Bilhassa, 1980’den sonraki “vizyonsuz idarecilerin acziyeti” sebebiyle Karasu, ne tarım kenti, ne turizm, ne de sanayi kenti olabilmiş durumda bugün…
***
Geçtiğimiz haftalarda, Sakarya Üniversitesi İnşaat Bölüm Başkanı Profesör Emrah Doğan ve ekibi tarafından hazırlanmış çalışma raporundan esinlenerek, “Amasra” felaketinden sonra, (sular altında kalması muhtemel konulu) “Karasu’da felaket kapımızda” diye yazı yazmama, bazı platformlarda feryat etmeme rağmen, ne seçilmiş Belediye Başkanından, ne de, atanmış Kaymakam beylerden, “bu neyin nesidir, bir kez de biz bakalım” diye, bir tepki gelmediği gibi, gözünü rant bürümüş “Halk”dan da, ne bir ses, ne bir nefes duyuldu…
(Muhittin Aşık isimli yürekli demokrat işçi emeklisi dostum “ne yapılacaksa her zaman yanındayım” desteği dışında)
***
Sözün özü olarak; Tulsa, akıl bilim ve sağduyu ile değerlerini koruyarak, hem zenginleşmiş, hem de mutlu insanlar diyarı olurken, kapısında iki, hatta üç otomobil, en az 2-3 daire sahibi Karasulular, ellerindeki çok değerli toprakları yok yere sattıklarını anladıkça, aynı Amerika’daki Kızılderililer durumuna düştüklerini anlamaya başlamışlar ama artık çok geç kalınmıştı…
***
Bu sebeple hiç de mutlu değiller artık…
