Oraya doğru gidiyoruz

Önceki hafta Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarının izleri ve sonrasında bıraktığı etki hafızalarımızda tazeliğini koruyor. Ardı ardına yaşanan iki olay sadece sıradan bir asayiş olayı değil. Aslında herkesin çok iyi bildiği bir sorunun gün yüzüne çıkmış haliydi. Hepimiz son birkaç yıldır gerek televizyonda olsun, gerekse sosyal medyada Amerika’da, Avusturalya’da ve çeşitli Avrupa ülkelerinde bu tür olayların yaşandığını görüyorduk. Rahattık çünkü bu tür olayların sadece manevi değerlerini yitirmiş toplumlarda olabileceğine kanaat ediyorduk. Olaylar Türkiye’de yaşanmaya başlayınca da aslında içten içe bildiğimiz bir korkuyla da yüzleşmiş olduk.
Tabi hemen ardından güvenlik birimleri ve mülki idare amirleri devreye girerek katı kuralların uygulanmasına karar verdi. Hafta sonu olmasına rağmen sadece iki gün içerisinde, okullarda emniyet güçleri tarafından nöbetler tutulması, öğrencilerin okul giriş çıkışlarında güvenlik taramalarından geçirilmesi, veliler dahil okulla ilgisi olmayan kişilerin okul bahçelerine ve binalarına girişlerinin kısıtlanması, emniyet ve jandarma ekiplerinin, sivil ekiplerin devriyelerinin artırılması gibi birçok konuda önemli adımlar atıldı.
Hatta geçtiğimiz günlerde İstanbul’daki bir okulda, giriş ve çıkışların kartlı turnike sistemine dönüp, giren öğrencinin fotoğrafının ve girişi bilgilerinin anlık olarak veliye mesaj olarak iletildiği bir sistemin hayata geçirildiğini gördük.
Elbette alınan bu tedbirler bazı olayların engellenmesinde önleyici tedbirdir. Ancak bunu sadece bir okul meselesi gibi görmek veya sıradan bir asayiş olayı gibi görmek bizi yanıltır. Buradaki asıl sorunun sosyal medya ve online oyunların toplum üzerinde, özelliklede gençler üzerinde olumsuz etki yarattığı gerçeğidir. Şayet biz sorunu yaratan psikolojiye karşı tedbir almazsak yanlış yaparız. Zira ortada gördüğümüz tedbirler dizisi sadece planlanmış olayların meydana gelmesini önlemekten ibaret. Bizim asıl mücadelemiz onu yaratan psikolojik sorunlara yönelik olmalı.
Geçtiğimiz ay Kocaali’de inşaatı devam eden Gençlik Merkezi Projesi ile ilgili, sosyal medyada yaşanan bir tartışma üzerinde köşe yazısı yazmıştım. Gençlerimizin kötü alışkanlıklardan kurtarmak için çeşitli adımların atılması lazım. Toplum buna düz bir mantıkla bakıyor. Deniyor ki “Kocaali’de iş imkanı artırılırsa olay çözülür”. Buna karşın ben de dedim ki siz gençlerimize psikolojik manevi değer yüklemesi yapmadan, ona bolca para kazanacağı bir imkan sunarsanız o genç bugün yasadışı yola 10 lira harcıyorsa, daha fazla kazandığında harcadığı miktar 10 liradan, 50 liraya, 100 liraya yükselir. Kaş yapalım derken göz çıkarırsınız. Dolayısı ile önce, ilçe genelinde gençlik faaliyetleri, spor faaliyetleri, seminer, konferans, kurs gibi faaliyetleri artırıp gençleri buna dahil etmelisiniz. Çocuğu sosyal soruna neden olacak ortamlardan uzak tutmalısınız. Sonra iş imkanı, para… ne istiyorsa olur.
Yine aynı yazıda sosyal medya ve oyun bağımlılığının sadece manevi değil maddi anlamda da çöküşe neden olduğunu ve bunun önlenmesi için neler yapılması gerektiğini de yazmıştım. Bakın bu sadece okullarda yapılabilecek bir iş değil. Okulda bir rehber öğretmenin tahtaya çıkıp “şunu yapmayın, bunu yapmayın” demesiyle çözülebilecek bir mesele değil. Biz olaya toplumsal mesele olarak bakıp sahiplenmemiz lazım. Mülki idaremizin, yerel idaremizin, sivil toplum kuruluşlarımızın, emniyet ve sağlık kuruluşlarımızın koordine bir seferberlik başlatması lazım.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş olaylarından sadece iki hafta önce dedim ki, ‘kaymakamlık ve belediye öncülüğünde ilgili kurumların desteği ile Kocaali’de bir birim kuralım. İçinde doktor olsun, psikiyatrist olsun, emniyet mensubu olsun. Gençlerimizi, özellikle de sorunlu olduğu çevresi tarafından bilinen gençlerimizi davet edip meseleyi yüz yüze görüşelim. Olay hiç iyi yere gitmiyor, erken tedbir alalım’. Daha üzerinden 20 gün geçmeden olaylar patlak verdi.
Bugün, benim dediğim noktaya geldik. Okullarda sorunlu olduğu öngörülen öğrencilerle yüz yüze rehberlik görüşmeleri yapılıyor. Ben bunu yetersiz buluyorum. Sadece okulda değil sokakta yapılmalı, okul dışı bir yerde de yapılmalı. Ve yavaş yavaş oraya doğru gidiyoruz. Afişler, broşürler, etkinlikler yapılmalı. Gençlerin asıl etkilendiği yer olan sosyal medya çalışmaları yapılmalı. Televizyon, radyo ve kamu yayıncısı mecralarda olduğu gibi sosyal medyaya da kamu spotu zorunluluğu getirilmeli.
Velhasıl bahsettiğimiz mecra çok büyük ve çok kontrolsüz. Bunun hukuki düzenlemesi elbette yapılır. Ama bizim ondan önce gençleri karşımıza alıp manevi ve ahlaki düzenlemesini yapmak zorundayız. Sağlıkla kalın…






