İsmail Hakkı Akbıyık’tan Bir Açmabaşı Hikâyesi

Denizaşırı Mandaları;
Önce Açmabaşı köy hakkında kısa bir bilgi verelim. Rahmetli Hikmet Yıldırım babası Hacı Hafız, Hopa’dan Açmabaşı’na gelip yerleşir. O zaman henüz adı yoktur oranın. Sırf ormanlıktır oralar. Biraz orman açar ve o ormanın da üst tarafına bir sayfan yapar. Ve akşamları Ortaköy’e çay içmek için gittiğinde, nereden geldiğini soranlara; “Açmanın başından geliyorum!” dediği için oranın adı Açmabaşı olarak kalır.
Rahmetli babam, 1935’li yıllarda, İlkokul 3. sınıfa kadar, Açmabaşı köyünde okumuş. “Benim Açmabaşı’nda kapısını tıklayıp da yemek yemediğim ev yoktur oğlum, der ve ilave ederdi; Onların hepsini amca-dayı, ya da hala- teyze gibi bileceksiniz!” Açmabaşı’nı sevmemiz o yüzdendir.
Öncelikle belirteyim ki Akbıyıklar da çok sevdiğim bir sülaledir. Gelelim İsmail Hakkı Akbıyık abimizin hikâyesine:
50 yıl kadar önce, bir akşamüstü, Açmabaşı’nda bir kahvede tatlı bir sohbet vardır. Açmabaşı’nda sohbetler hep tatlıdır zaten. Bir Hacı Ahmet Serhoş amcası vardır Açmabaşı Köyünün. 120 kilo civarında hatırı sayılır bir hacısıdır köyün. Sohbet bir ara Ege’deki adaların nasıl yunanlıların eline geçtiği konusuna gelir. Herkes fikrini söyler ama Hacı Ahmet Serhoş amca sohbete yeni bir rota kazandırır. Der ki “Yunanlılara geçen Ege Adaları bize o kadar yakındır ki, bizim Türkler mandalarını o adalar tarafına yönlendirince hayvanlar da yüzerek karşıdaki bir adaya geçerek karınlarını doyurup tekrar geri dönerlermiş. Yunanlılara kalan o adaya ulaşan bir yol da olmadığında aşırı derecede büyük yeşil otlaklar varmış orada!”
Bizim bu taraflarda deniz tarafında öyle yakın adalar olmadığı için konu bizimkilere tuhaf gelir ve bıyık altından da gülmeye3 başlarlar.
Gerisini İsmail abimizden dinleyelim: Ben uzun yıllar Tır şoförlüğü yaptım. Bir keresinde İzmir’e yük götürdüm. Yükü boşalttıktan sonra şirket merkezinden bir telefon aldım. İzmir Çeşme’de bir yük var. Onu tıra yükle ve Yunanistan’a götür dediler. Malı önce tıra sonra da gemiye yükledim. Benim, Yunanistan’a otobüsle gitmem gerekiyordu. Bilet aldığım otobüs gece saat 24.00’te kalkacağı için hava karardıktan sonra Çeşme Sahilindeki güzel bir çay bahçesine gittim. Orada tek başına oturan 90 yaşlarında, çok beyefendi bir amca vardı.
Yaklaşıp selam verdim.
Oturduğu koltuktan kalkarak ” Evladım buyurmaz mısınız, size bir çay ısmarlayayım.!”
Güleryüzlü ve sevecen bir amcaydı. Oturdum, çayımızı içerken tatlı bir sohbete koyulduk. Oturduğumuz yerden karşıdaki adalar çok yakın bir şekilde görünüyordu. Sanırım gördüğümüz ada Sakız adasıydı.
Aklıma yıllar evvel Açmabaşı’ndaki bizim Hacı Ahmet Serhoş Amcanın anlattığı, mandaların yüzerek karşıya geçip, otladıktan sonra tekrar geri dönmeleri anısı geldi. O sevimli amcaya dedim ki; Karşı kıyı çok yakın. Buradan o tarafa gidip de otladıktan sonra tekrar geri gelen hayvanlar oluyor muydu? Amcanın yüzünde tatlı bir tebessüm çiçeklendi.
Ve başladı anlatmaya; Biz varlıklı bir aileyiz. Bizim çok sayıda mandalarımız vardı. Onlar aynı senin dediğin gibi yüzerek karşıya geçer ve karınlarını doyurduktan sonra geri dönerlerdi!” Bunu anlatırken bile İsmail Hakkı Abimin yüzü gülüyordu. Yıllar evvel dinlediği bu hikâyenin gerçekten doğru olduğunu öğrenip, Hacı Ahmet Serhoş amcaya boş yere haksızlık edildiğine bizzat kaynağında şahit olmuş.
Ve daha sonra da köyde önüne gelen herkese Hacı Ahmet Amca’nın söyledikleri tamamen doğru diyerek, konuya netlik kazandırmış…
İsmail Hakkı Abi seni seviyorum.







