Köşe Yazıları

Neden elendik

Ve son maçımız ev sahibi ABD ile idi. Oynadık koştuk mücadele ettik, girdiğimiz pozisyonları değerlendirdik ve son saniye gölü ile  3-2 kazandık. Yani haddimizi bilerek oynadık, Galip gelerek turnuvaya veda ettik.
Gelelim bu maçın istatistiklerine; topa sahip olma yüzde kırk yedi,atılan şut dokuz,gol üç,534 pas olumlu pas yüzde seksen dört…
Yenildiğimiz ilk iki maçta 65 şut, isabet oranı yüzde beş, gol sıfır, yüzde 70 topa sahip olma,567 pas, olumlu pas 476 ve sonuç iki mağlubiyet.
Neden mi yenildik, neden mi elendik? Okumaya devam o zaman.
Değerli okuyucular, Dünya kupası turnuvasında, ilk iki maçta bana göre futbol kaybetmedi, yenilmek farklı kaybetmek farklı bir sey. Türk Milli Takımı yenildi, kaybetmedi. Her türlü formsuzluğa ve beceriksizliğe rağmen, futbolcuların kılık kıyafetleri, saç şekilleri de kaybetmedi, yani sahada yenilseler de, genel anlamda futbolcularda kaybetmedi.
Çünkü sahada iyi oynayan kazanır, yeteneklerini ve taktik uygulamaları harfiyen yerine getirenler kazanır, yani sporda yenmek ve yenilmek işin doğasında var. Kaybetmek çok farklı bir şey.
Bizim bu Dünya kupası turnuvasındaki Futbolumuzun öncesinde ve arka planında olan bitenler kaybetti…
Yenildiğimiz iki maçın öncesinde neler vardı? Sporu tekbir sesleriyle, el ve kollarla yapılan siyasi imgeler, başkasına bayrak sallayanlar, parmak göstererek, kendisini başkasından üstün görerek ve sokakları tahammül edilmez taşkınlıklarla kirleterek spora bunları bulaştıran anlayış vardı ve iki maçı böyle kaybettik.
Peki son maçımızın öncesinde ve arka planında ne vardı derseniz. Sakinlik, hiçbir ibadethanede toplu namazlar kılınmadı, Parklara dev ekranlar kurulmadı, kibir yoktu, kendisini dev aynasında görmek yoktu, haddimizi bilerek oynadık ve mücadele ettik. Futbolun gerekenlerini az da olsa yapmaya çalıştık ve asıl on birimizden yedi eksikle oynadığımız maçı şans topu da olsa, uzatmaların son saniyesinde de olsa attığımız golle kazandık. Golün uzatmaların uzatmasında atılması ise ilahi adaletti bana göre. Yüce Tanrı dedi ki futbolcularımıza, aklınızı basınıza alın ve haddinizi bilin. Bu spor, futbolun gereğini yapın ve sonucu kabullenin…
Yani değerli okuyucular; kimler kaybetti derseniz bakın bir kaç örnekle belirteyim.
Futbol maçlarını ırklar savaşı ya da dinler savaşı gibi anlamlar yüklemeye çalışan zihniyet kaybetti. Uluslararası bir milli maçı, varoluş mücadelesi gibi algılayan anlayış kaybetti.
2002 Dünya Kupası’nda üçüncülük elde etmiş bir takımın başarısını görmezden gelerek, küçümseyen hor gören, yok sayan ve bugünkü kadroyu “tarihimizin en şerefli takımı, en maneviyatlı takımı diyen TFF başkanı Sayın Osmanoğlu kaybetti.
Ömrünü futbola adamış Fatih Hoca gibi duayen insanların eleştirisini kabullenmeyen ve kendini duayen olarak kabul eden gerekirse bizde hesap sorarız diyen zihniyet ürünü kaybetti.
Televizyon ekranlarından “Dünyaya meydan okuyoruz” diyerek ölçüyü kaçıran, ihaları sihaları spora eklemleyerek reklamını yapan ve bununla da böbürlenenler kaybetti.
Fransa’ya, Almanya’ya ABD ye ve birçok ülkeye bakın; milli takımlarındaki oyuncuların önemli bir kısmı (sömürge de olsa farklı kökenlerden geliyor. Bizde de bu durum var atletizmde, ferdi sporlarda ve basketbolda, voleybolda yabancı sporcuları Türk vatandaşlığına geçirerek yarıştırıyoruz, gayet de başarılılar bu sporcular. Onların başarılarını hazmedemeyenler kaybetti.
Fakat hiç bir ülke bizim kadar, bunu başka anlamlara çekmiyor. Herkes işini yapıyor, oyununu oynuyor ve spordan keyif alıyor.
Türk milli takımı yenildi sadece. Kaybeden futbol değil; futbolun üzerine gereğinden fazla anlam yükleyen, onu ayrıştırmanın ve üstünlük yarışının aracı haline getiren anlayış kaybetti
Türk Milli Takımı’nın genel panaromasına bakacak olursak, dışarıdan ve içeriden görünen tablolar var. Bunları iyi incelemek ve araştırmak gerekir ki; ileride oynayacağimiz ulusal turnuvalarda ders çıkarmak için.
Değerli okuyucular Montella benim için başarılı bir teknik direktör değil ama çok şanslı biri.
ABD galibiyetinden sonra yaptığı açıklamaya bakar mısınız: “Bu galibiyet bin zafer kazanma niteliğindedir.” Çok vahim ve aciz bir açıklama. Adam Dünya Kupası’ndan eleniyor ve bir galibiyetle kendisini ve ekibini eleştirenlere içi öfke dolu bir yorum yapıyor.
Adamı iyice kendimize benzetmişiz. Tıpkımızın aynısı olmuş mübarek.
Nedeni ise şu son yirmi beş yıldır hangi alanda olursa olsun başarısızlıktan sonra özür dileyen yok, utanan yok istifa eden hiç yok. Yok yok yok…
Montella çok çok iyi bir jenerasyona denk geldi. Özellikle Avrupa’da oynayan oyuncularımız takımlarının ve hatta liglerinin en iyilerinden olması kadro kurulumu açısından avantajlı idi.
Montella kafasına koymuş bir kere forvetsiz oyunu ama forvetsiz de değil; gerçek forvet kullanmayıp kanattan forvet ısrarı. Ki forvetimiz de gene Almanya’da kendinden söz ettiren ve piyasa değeri sürekli yukarı çıkan bir oyuncu. Yani neyse, bildiğiniz gibi işte; rakip analizleri, Avusturya’nın boy ortalamasını hiç hesaba katmayıp Kerem Aktürkoğlu’nu santrafor mevkisinde oynatması yanlışlığı gibi şeyler.
Peki teknik anlamda tek suçlu Montella mı?
Tabi ki hayır!
2002 siyasi iktidar değişmeden hemen önce dünya 3.’sü olduk. Bilin bakalım o dönem kim ya da kimler yoktu?
Veliaht prens yoktu mesela. Şaka gibi değil mi?
Bilal Erdoğan sosyal medyayı çok iyi kullanan biri. Her hangi bir mesleği yok, her hangi bir becerisi yok, her hangi bir uzmanlık alanı yok bildiğim kadarı ile.Tek özelliği cumhurbaşkanının oğlu olması.
Sayın Erdoğan’ın oğlu sosyal medyada, sağına TFF Başkanı’nı almış, soluna takımın hocasını almış. Koşarak kareye son anda giren bir Spor Bakanı, Bilal Erdoğan medya mensuplarına açıklamalar yapıyor, görüşlerini belirtiyor kafasına göre çözümler sunuyor.
Peki asıl konuşması gereken Spor Bakanı ne yapıyor? Acaba şunu içinden geçirmiş midir  “Lan, neler oluyor böyle! Bu Bilal Erdoğan denilen şahıs da kim ve benim yerime niye konuşuyor” diye.
Bırakın içinden geçirmesini aklının bir köşesinde düşünmesi bile izne tabi olduğundan geçirmemiştir, cesaret edememiştir diyelim buna.
Avrupa’da hâlâ bazı ülkelerde şeklen de olsa krallıklar var ama hiçbirinin oğlunun ülkesi adına veya futbol takımı adına konuşurken görmemişsinizdir, göremezsiniz…..
Futbolun patronu orada, ülkeyi temsilen spor  bakanı orada, takımı temsilen hoca var ama mikrofon Bilal Erdoğan’da. O konuşuyor, sorulara cevap veriyor, öneriler sunuyor, vs vs…
2002’de başka ne yoktu biliyor musunuz?
Milli takım üzerinden siyasi propaganda yoktu. Toplu şekilde göstermelik olarak ibadethanelerde sabah namazına davet yoktu. Talimatla Türk A Milli Futbol Takımı’na marş yazın siparişi yoktu. Tv’lerde Milli Takım’la ilgili dönen reklamlarda ihaların sihaların o reklamın içine bir yerlere sıkıştırılıp iktidar reklamları yoktu. Futbol kafilesini taşıyan otobüsün arkasına “yerli ve milli” ibaresini yazmak yoktu, vs vs…
Bir Arap kültürü olan, hak etmedikleri hâlde abartılı hediyeler, şımartılmalar, villalar, daha değişik değişik pahalı hediyeler yoktu.
Değerli okuyucular dikkatle takip ediniz, biz de takip edeceğiz. Dünya Kupası’nı kazanan takımın ülkesi, takımına bizim sadece katıldığımız için, verdiğimiz hediyeleri verecekler mi?
Bir ay öncesinden ben size söyleyeyim, imkânsız.
Doğruları yazmam gerekirse Takımımız iyi, hepsi futbol dünyasının en iyilerinden fakat gereksiz şişirilmeler, haksız yere hediyelere boğulmaları, daha yolun başında kahraman ilan edilmeleri, ülke için milli takımın siyasi propagandaya dönüştürülmesi, ne alakası olduğunu veya hangi unvana sahip olduğunu bilmediğimiz Bilal Erdoğan’ın mesajları…
O fotoğraf karesine dikkat edin, Hocanın bakışlarına bakın ya, ne kadar komik duruma düşmüş.
Sabah namazlarında edilen dualar ABD çok uzak olduğu için ulaşmamış olacak ki, Ankara’da oynanan milletler ligi voleybol müsabakalarında, Kadınlar Türk Milli Voleybol Takımı önüne geleni yendi ve şampiyonluğa doğru koşuyor.
Şimdi soru şu;
Villaları, milyon milyon avro primleri, övgüleri ve duaları ve tabi ki teşekkürü kim hak etti diye.
Yine tekrar ediyorum. Kadın Milli Voleybol Takımımız ve bireysel sporlarda Uluslararası şampiyonluk  kazanan kızlarımız ,ülkemizin yüz aklarıdır. Her türlü övgüyü ve pirimi hak eden onlar. Ama geçtiğimiz yılda Milletler ligi şampiyonu olduğumuzda Eda kaptan ne demişti röportajında Biz milli takımız milli maçlarda pirim mirim olmaz, o bir ruhtur ve çıkar oynarsın kazanırsın, milletimizin alkışı ve takdiri bize en büyük pirimdir” diye…
Bunun üzerine söz söylenir mi?
Sağlık ve esenlikle…