Köşe Yazıları

Münir Ali Kara 787

Sarı ile samimi sohbet
Karasu Belediye Başkanı İshak Sarı, geçtiğimiz hafta basın mensupları ile bir araya geldi. Konu aslında ralli sporu ve Karasu Belediyesi’nin Gözde İlter’e desteğiydi. Ama söz döndü dolaştı güncel konulara geldi.
Başkan Sarı’nın söylemleri arasında aklımıza yatan da oldu yatmayan da.
Önce Karasu Merkez İnönü İlkokulu’nun yıkımı ve daha sonra yerinin değerlendirilmesi konusu gündeme geldi. Başkan Sarı, bu alanı almakta kararlı olduklarını söyledi. Ama “Belediye buraya çöküyor mu” ifadelerini kabul etmediklerini de ekledi. Dedi ki, “Belediye burayı alıyorsa gene kamu adına kullanacaktır. Alıp birilerine peşkeş çekecek değildir. Şehrin merkezinde bir trafik sorunu var. Bunun ortadan kaldırılması için otopark ihtiyacı var. Bunun için de alıp burayı katlı otopark yapacağız.”
Bence şehrin merkezinde katlı otopark da olmaz ya neyse. Kaldı ki 200 metre aşağıda pazaryerinin orada açık otopark da var. Kaçta kaçı dolu?
Bu kısımda bizim açımızdan açıklanması zor yerler var. Aklımıza yatmadı diyelim. Sonra İnönü’nün Namık Kemal İmam Hatip Lisesi’nin binasına taşınması gerektiğini, Namık Kemal’in de Karasu İmam Hatip ile birleşmesinin lazım olduğunu söyledi. Bu şekilde olursa ilçedeki imam hatip kalitesinin artacağını, İnönü’deki çocukların yeni binaya kavuşacağını, trafik sorunun da hafifleyeceğini ifade etti.
Tabi bürokraside işler ne olursa olsun bu kadar hızlı ilerlemiyor. İlerlese hayat akışı bu kadar hızlı gerçekleşmiyor.
Okulların birleştirilmesi bir yana yeni atanan İlçe Milli Eğitim Müdürü Furkan Enşici’nin ilk icraatının imam hatip kapatmak olduğunu düşünsenize…
Kimse bu riski almak istemez. Kaldı ki Karasu İlçe Merkezi’nde ortaokul yok. Bu durumda milli eğitim, İnönü’nün arsasını terk etmek istemiyor. İmam Hatipler birleşirse ve İnönü Namık Kemal’in binasına taşınırsa yine merkezde ortaokul eksikliği sürecek.
Bir diğer konu Karasu’daki sağlık ocağı meselesi. Mevlana Sağlık Ocağı’ndan karot örneği alınmış. Binanın yıkılmasına kesin gözü ile bakılıyor. Binanın tarihi 1999 Depremi sonrasına dayanıyor. Bina yeri dönemin Belediye Başkanı Ahmet Genç tarafından gösterilmiş. Çok hisseli olan binanın kamu yararına kullanılması mümkün. Arsa üzerinde ipotek falan da var.
İshak Bey, bu alanın sağlık ocağı için uygun olmayacağını söylüyor ve alanın farklı şekilde değerlendirileceğini net bir şekilde ifade ediyor.
Bu durumda rahatı bozulacak kişilerin ses çıkardığını söylüyor. Bu kısım doğru da… Rahatı bozulacak olan kişiler, devletin attığı adımlara göre planlama ve yatırım yapıyor. Yani devlet bir yere TOKİ konutları yapıyor, özel şirket o alana minibüs hattı düzenliyor. Ruhsat alıyor falan. Her şey tamamlandıktan sonra “Biz buraya konut yapmaktan vazgeçtik. Burada rantı olan minibüsçüler dışında buna karşı çıkan olmaz” diyemeyiz.
Yine benzer şekilde, devlet bir yere hastane ya da sağlık ocağı yapıyor. Eczacılar da oradan bina kiralıyor, devletten ruhsat alıyor ve işletmesini buraya taşıyor. Siz “Ben buradan sağlık ocağını kaldırıyorum. Rantı olan eczacılar dışında kimse karşı çıkmıyor” dememelisiniz.
Başkan İshak Sarı eğer şehri yaymak istiyorsa…
Bence öncelikle Karasu Kaymakamlığı’ndan karot almalı, sonra şehrin merkezinin de merkezinde kalan, başkan aracını dahi park etme yeri bulunmayan Karasu Belediye Binası’nı yerinden kaldırmalıdır.
Kemal Sunal’ın Kiracı filminde olduğu gibi. Önce kendi evini yıkıp sonra diğerlerine bakmalıdır
Siyaseten ölü dönem mi
Önceden muhalefet partileri seçimden seçime sahaya inmekle suçlanır ve “Beş yılda bir ziyarette bulunarak seçim mi kazanılır” eleştirisine maruz kalırlardı. Şimdi Türkiye kritik süreçlerden geçiyor. Gerek yerel siyaset gerekse genel siyaset vatandaşın hayatını etkiliyor.
Sade vatandaşlar siyaseti daha çok konuşuyor sanki.
Ama Karasuda halen İyi Parti’nin bir ilçe teşkilatı yok. Benzer şekilde Gelecek, Zafer ve Anahtar Partilerinin de yapılanma içinde olduğunu göremiyoruz.
Ülke gündeminde “Terörsüz Türkiye” konusu, ekonomik kriz, uluslar arası savaş ve çatışmalar var. Bunun yerele yansıması sıfır. Teşkilatı olmayan partileri bir kenara koyalım, teşkilatı bulunan partilerde bile bu konuda ses yok.
Yerel konularda fındığın fiyatı, su sorunu, yol yapımı konusunda neredeyse boşa geçen bir yaz sezonu, sahilin durumu, kentsel dönüşüm, okullardaki öğrenci yoğunluğu…
Daha bir çok şey konuşulabilecekken siyasi partilerin ilçe binaları bile açık değil.
Vatandaş kendi derdini çözmek için siyaset mekanizmasını bir kapı olarak görmüyor. Bu durumda da siyasete ilgi ve saygı azalıyor.
Babaannemin dediği gibi “Ne koydun ki avucuma ne süreyim suratına…”
Siyasetçiler bu dönemde (iktidar muhalefet ayırmadan söylüyorum) sahada yer almaz, vatandaşın sesini duymaz ve duyurmazsa seçim zamanı da vatandaş sandığa gitmez, “Ne haliniz varsa görün” der. Ki son yerel seçimlerde sandığa gitmeyenlerin sayısı bunu diyor.
“Siyaseten ölü dönem” dersiniz ama vatandaş hep canlıdır…
Fındık kaç lira olur
Bazı şeylere muhataplarından önce yandaşların cevap vermesi, toplumun gelişmesine engel oluyor.
Ben ilçe başkanıyken muhatap ile vatandaş arasına hiç girmedim. Zira eğer muhatap o soruya cevap veremeyecek yetideyse o koltukta olmamalıdır. Muhatap gittiğinde, vatandaşla ben karşı karşıya kalıyorum. Ben uğraşacağıma asıl muhatap uğraşsın.
Seçimler öncesi Kurudere Mahallemizi ziyaret ederken vatandaşlar o zamanki Grup Başkanvekili Levent Bülbül’e yüksek sesle sorular sormaya başladı. Partililerimiz de vatandaş ile Bülbül’ün arasına girip vatandaşı uzaklaştırmak istedi. Bunun üzerine ben müdahale ettim ve, “Vatandaş derdini ayağına gelen vekile değil de bana mı anlatacak. MHP’nin Grup Başkanvekilinin yanıt veremeyeceği bir soru mu var? Varsa, o gittikten sonra o soruya ben mi yanıt vereceğim” dedim.
Ardından Bülbül vatandaşı dinledi ve gerekli açıklamayı yaptı.
Şimdi muhalefet partileri bir talepte bulunduğunda, iktidar mensuplarından önce vatandaş “Ergene karı boşamak kolay” diyip yola çıktı. Üstelik de kendi lehine olacağı kesin olan şeylere bunu yaptı. Mesela CHP’nin o zamanki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun emekli maaş ve ikramiyelerine ilişkin vaadini gerçekçi bulmayıp yuhalayan vatandaş, daha sonra iktidarın bu vaadi gerçekleştirdiğini gördü.
Daha sonra EYT ile ilgili muhalefet partilerinin vaatleri ile alay edildi. Ama bu vaat de iktidar tarafından gerçekleştirilmek durumunda kaldı.
Gelelim son konuya. Saadet Partisi Karasu İlçe Başkanı Murat Ali Aksoy, temmuz ayındaki bir basın açıklamasında “Fındık 300 lira olmalı” dedi.
Bizim sosyal medya sayfalarında haberin altına yapılan yorumlarda bile “Ne diyor bu adam” tarzında eleştiriler yapıldı. Peki bugün tüccarda fındık kaç lira? Söyleyeyim 310 lira.
Fındık kaç lira olur bilinmez. Ama fiyatın daha yüksek olacağı anlaşılıyor.
Peki fındığın fiyatının yükselmesi aslında o “Ne diyor bu adam” diyen adamın lehine değil mi?
Fındık 300 değil daha yüksek olsa daha iyi olmaz mı?
Siyasi görüşlerimiz, kendi çıkarlarımızın hatta çoluk çocuğumuzun rızkının önüne geçiyor. Muhataptan önce ön alıp kendi lehimize olan şeylere engel oluyoruz.
Gelelim sorumuza…
Fındık kaç lira olur?
Benim ön görüm 2007’de yaşanan tablo gibi bir durum yaşanacak. Fındık hayal edilenden daha yukarı çıkacak. Bu elbette bir yatırım tavsiyesi değil. Sadece benim öngörüm…