Modern futbol ve çağdışılık

 

Süper Lig maçları da dahil olmak üzere bütün liglerimizde ve tabi ki altyapılarımız da çokça olmak kaydı ile yeni bir futbol kültürü oluşmuş durumda ülkemizde. Bu durum birazda eskiden kalma yöntem ve öğretme şekillerinin bir bakıma modern futbola ayak uyduramamızla ilgili elbette. Tıpkı matbaanın üç yüz yıl sonra ülkemize gelmesi ve zoraki bir şekilde kabul görmesi gibi.

Ülkemizde şöyle bir öğreti şekli hala kabul görüyor maalesef. Al topu ayağına, önüne gelene çalım at kimseye pas verme, rakip kale önünde çok daha müsait olan arkadaşına topu atıp onun gol atmasını sağlamak yerine, kendin zor pozisyon da o kadar efor sarf ettikten sonra, şut atmaya kalk diye bir çok olumsuz davranış biçimi hakim futbol kültürü olarak. Son zamanlarda iyi eğitmenler sayesin de bu oran yüzde olarak düşse de yine istenilen seviyede değil.

Bilimsel olarak ve bizim öğrettiğimiz futbol ise, öncelikle “topa tekme atma” ile başlayan daha sonra tekme atmanın pasa ve şuta dönüştüğü motor davranış becerilerinin gelişerek oynama biçiminin de geliştiği ve değiştiği bir oyundur.

Sanılıyor ki ülkemizde çocuklar hemen öyle “pat” diye maç yapmaya başlasınlar. Nerde o yoğurdun bolluğu…

Zaten maç yapmaya başlatsanız bile, çocukların maçları büyüklerin maçına hiç benzemez. Onların kendilerine göre bir dünyaları ve olan biteni algılayışları vardır. Dolayısıyla onların “maç”ları da farklıdır. Ve tabi ki bu dünyayı ve algılayışı iyi bilmek gerekir.

Topa tekme atma aşamasındaki bir çocuğa pas ve şut atmayı öğretemezsiniz. Öğretmeye kalkarsanız çocuğu kaybedersiniz. Ya da çocuk sizi kaybeder. Sonuçta kaybeden önce çocuk sonra ülke futbolu olur.

İlerleyen süreçlerde de bu aynen böyledir. Örneğin bütün sahayı top ayağında baştan sona tek başına kat etmeyi düşünen bir çocuğa “taktik” öğretemezsiniz. Öğretmeye kalkarsanız daha işin başın da deyim yerinde ise “çuvallamış olursunuz”

İyi eğitimci ne demektir bilenler bilir. Yine de ben küçük bir hatırlatmada bulunayım. Öğretilecek şeyleri çocukların gelişim psikolojilerine göre düzenleyebilen kişi demektir. Çocukları futbola değil, futbolu çocuklara uydurmak ve düzenlemek gerekir. Altyapı eğitimlerinin temel özelliği de zaten bu olmalıdır. Maalesef ülkemizde, çocuklara büyüklerin oynadığı futbolu oynatmaya çalışıyorlar. Böyle bir futbol öğretme anlayışı altyapı eğitiminin hiç bir yerinde yoktur. Eğer olsaydı “altyapı eğitimi” diye bir şey olmazdı zaten. Öncelikle, profesyonel futbol oynamış yarışmacı antrenörlük profili sergilemeye daha uygun eğitimci antrenörler görev almalıdırlar. Tabi bir şartla; temel altyapı dönem ve evrelerinde ve gelişim altyapı birinci evresinde görev alan antrenörlerin de “çocukların futbolunu” iyi bilmeleri gereğidir.

Bu şu demektir. Futbolu çocukların gözünden görebilme, onlara göre futbol çalışmaları ve oyunları düzenleyebilme yani, onların dünyasını ve futbolunu en az onlar kadar iyi bilecek durumda olmak demektir.

Hala modern futbol olarak gelişmiş ülkelerin çok çok gerisindeyiz. Üç yüz yıl olmasa da, bütün kategorilerde hala maç ve günü kurtarma peşindeyiz, teknik adamlar ve futbolcular olarak. Tabi iş bilmez yöneticiler en başta olmak üzere. O yüzden hala bir futbol kültürümüz oluşmuş değil. Biz de oynan oyun yamalı bohça türünden. Hala futbol kültürlerini oluşturmuş ülkelere göbekten olmasa da bağlıyız maalesef. Bu durum A milli takımımıza getirdiğimiz beş yabancı hocadan belli değil mi?

O zaman uzun söze ne gerek değil mi?

Selam ve dua ile…