Karasuspor için tarihi fırsat

 

Karasuspor bu yıl tarihi bir fırsat yakalamış durumda. Ancak kadere bakın ki maddi imkansızlıkların tavan yaptığı bir süreçteyiz.

Şöyle ki:

Yıllardan bu yana profesyonel ile amatör arasında bir yerde gidip gelen Karasuspor sadece yedi takımın mücadele ettiği bir grupta yer alıyor. 3. Lig aslında hiç bu kadar yakın olmamıştı. 3. Lig’e çıkınca ne olacak? Kulüp artık profesyonel kabul edilecek. Bu şekilde iddia gelirleri başta olmak üzere gelirler elde edilecek. Forma geliri olabilecek. Kulübün marka değeri yükselecek.

Size 3. Lig’i anlatacak değilim elbette. Ancak bu sayede Karasu lig atlamış olacak. Tüm bunları görmek için ise vizyon sahibi olmak lazım.

Sporu gereksiz olarak görmek yerine, ilçenin değerine değer katan bir aktivite olarak değerlendirmek lazım.

Karasu’da imkanlar kısıtlı olabilir. Başarısızlıkların bahanesi sonsuzdur. Ancak tarih “Rağmen” diyenleri yazıyor.

Karasu’nun marka değerine değer katmak da mümkün, “Paramız olsaydı neler yapardık” demek de.

Kaderimiz aldığımız karara, yaptığımız seçime bağlı.

Ben tüm karamsar tablolara rağmen Karasuspor’un 3. Lig’e çıkmasının mümkün hatta zorunlu olduğunu düşünüyorum. Bu zamana kadar kat edilen yolun 3. Lig ile taçlandırılması zorunludur. Bugüne kadar yaşana tüm kavga ve çekişmeler unutulmalı, “Konu Karasu ile gerisi teferruattır” düsturu ile yola çıkılmalıdır.

Aksi halde mi…

Aksi halde diğer takımların maçlarını izler ve “Bizim de profesyonel takımımız olsaydı bizim çocuklarımız da tonla para kazanırdı” diye hayıflanmaya devam ederiz.

 

Tercih böyle oldu

Karasu Sahili’ne yapılan proje ile ilgili hemen herkesin bir fikri var. Herkesin Karasu lehine düşündüğüne inanıyorum, en azından inanmak istiyorum. Partizanca tutumları bir kenara koyarsak proje ile ilgili eksiklikleri dile getirmek lazım.

Herkes duvardan bahsederken projeyi az da olsa inceleme şansı olan bir kardeşiniz olarak benim başka eleştirdiğim bir konu vardı. Bakalım sıra oraya ne zaman gelecek?

Yol tek gidiş tek geliş olarak tasarlanmış. İki şeritten de birer şerit alınmış ve otopark olarak düşünülmüş. Bu alanlar muhtemelen parkomat sistemi ile kiralanacak. Bu şekilde belediyeye gelir sağlanacak. Tamam da Doğu Karadeniz Caddesi’nin bir alternatifi yok. Minibüs de aynı yolu kullanacak, ambulans da… Özel aracıyla gelen ve denize gitmek isteyen özel araç sahipleri de aynı güzergahı kullanmak durumunda. Peki denizde bir boğulma vakası meydana gelse, aracı ile park yeri arayan adam veya yolcu indiren minibüs ne yapacak?

Muhtemelen hayati sorunlar yaşanacak.

Duvara gelince…

Hatalı bir durum olduğu aşikar. Zaten belediye de durumu savunmak yerine yıkıp yeniden yapmaya karar verdi. Duvarın yüksekliği konusunda ilk bakışta ürkütücü bir görüntü vardı. Tepki görmesi de gayet normaldi. Başkan İshak Sarı’nın söylediği linç kampanyası ile ilgili bir durum yaşanmadı.

Duvarın yeni şekli ile ilgili de durum değişmedi aslında. Sadece 10-20 santimlik bir alçalma söz konusu. Dahası duvarın karşı tarafına da merdiven yapılması gerekecek gibi. Zira kimse merdivenle çıktığı yeri atlayarak inecek değil.

Bu durumda da sahile biraz daha beton yığılmış oluyor. İşin estetik kısmını dert ettiğimiz kadar betonlaşma kısmını sorun etmeliydik.

İşin bir de bilgilendirme kısmı var. Belediye meclis toplantısında İshak Sarı, “Bu işin tanıtımı için en az projenin yüzde onu kadar tanıtım masrafımız olması gerekirdi” dedi. Ak Parti Gençlik Kolları bile şehirdeki raketleri kiralayabiliyor. Belediye de kiralayabilirdi. Üstelik kendi şirketinden olduğu için para cepte bile kalmış olurdu.

Gazetecileri çağırıp sunum yapabilirdi. Kimse haber için para da istemezdi.

Tüm partilerin ilçe başkanlarını çağırabilir ve birer çay eşliğinde proje ile ilgili bileği verebilirdi. Bunun için de kimsenin para isteyeceğini düşünmüyoruz.

Aslında projenin tanıtımı bu kadar kolaydı. Üstelik tüm bu işlemler yapım ve yıkım arasında Karasu Belediyesi’nin kasasından çıkan beton maliyetinden daha az tutardı.

Ama tercih tabi…

 

Denetim derken

Defalarca yazdım yine yazayım. İnsanların cezalandırılması neticesinde bir gelir elde edilmesi normaldir. Ancak gelir elde etmek için insanlara ceza yazılması zulüm olur.

Aracınızı yanlış yere park ederseniz ceza alırsınız. Ancak aracınızı yanlış yere park etmenizi kollayan kişiler olursa bu canınızın yanmasına neden olur.

Karasu Belediyesi Denetim Kurulu Raporu’nun birçok maddesi zabıtanın kestiği cezalara ayrılmıştı.

Zabıta yetkisi dışında ceza kesmiş. Dahası alt sınır varken üst sınırdan ceza kesmiş. Bu şekilde belediyeye ciddi bir gelir olmuş ama vatandaşa da adaletsiz bir yüklenme gerçekleşmiş. Bu durumda vatandaşın canı yanmış. Yönetime olan tepkisi yükselmiş. Kısa vadede gelir elde edilmiş olsa da orta ve uzun vadede vatandaşın tepki göstermesi muhtemel hale gelmiş.

Yöneticilerin gönül belediyeciliği dediği konumdan uzaklaşılmış. Derdimiz para kazanmaksa yaptığınız iş doğrudur. Fazlasını da yapmalısınız. Ama amacınız gönül kazanmaksa gittiğiniz yol, yol değildir bilesiniz…

 

Öğretmenler aşı bekliyor

Koronavirüs vakalarında ciddi bir artış olduğu görülüyor. Öğretmenler henüz aşılanmadı. Çocukları okula giden bazı ailelerde virüs görülmeye başlandı. Bu aileler virüsü çocuklarının okuldan getirdiğini söylüyor. Ancak tüm bu durumlara rağmen henüz milli eğitim camiasında aşılama olduğuna ilişkin bilgi gelmedi. Öğretmenlerin zor koşullarda görev yaptığını söylemeliyiz. Bu duruma umarız en kısa sürede çare bulunur.

 

Serbes siyaset

Pazartesi günü Ender Serbes Karasu’ya geldi. Serbes’i çok uzun süre öncesinden tanırız. Eğitimi iyi, maddi durumu yerinde, nezaketi var olan kısacası kökten görmüş ve kendini geliştirmiş bir kişi.

Siyasi görüşlerimiz denk gelmemiş olsa da ikili ilişkimiz iyidir.

Serbes Gelecek Partisi’ne gittiğinde bir dost sohbeti yapma imkanımız olmuştu. O dönem biliyorsunuz Yenihaber’in yayın koordinatörüydük. “Siyasi kimliğini bir kenara bırak. Nasıl görüyorsun bizim durumu” dedi. Biz de kendisine, “Abi, dışarıda başarılı olursun da içerde Ayhan Sefer Üstün sana huzur vermez” dedim. Gülüştük. Sonunda benim dediğime geldi. Pazartesi günkü sohbette, bağımsız siyaset yapmak istediğini söyledi. “İlla bir hedefim mi olmalı? İnsanların dertlerini dile getirip, sıkıntılarını paylaşıyorum. Üstelik de bunu seçilme kaygısı ile değil, içimden geldiği için yapıyorum. Bunu yaparken de hiçbir siyasi görüş ve baskı altında kalmıyorum. Bence serbest siyaset en iyisi” ifadelerini kullandı.

Aslına bakarsanız hiç de alışıldık bir durum değil.

Bizim aklımızda hep, “Asıl amacı ne acaba” düşüncesi oluyor. Ama Serbes bu konuda da rahat. “Her şey kader işi” diyor.

Merakla izlemeye devam edeceğiz.

Bakalım filmin sonu nereye varacak!