İyi de, bizim iş ne olacak?

 

Sadece Kocaali’nin ve Sakarya’nın değil, malum olduğu üzere Türkiye’nin en büyük projelerinden biri Melen Projesi. Zira yaklaşık 16 milyon nüfusuyla Türkiye’yi adeta hem ekonomik hem sosyal anlamda sırtlanan İstanbul’un orta ve uzun vadedeki içme ve kullanma suyu geleceği önemli ölçüde bu projeye bağlı. Dolayısı ile her aşaması oldukça hassas. Tabi önemli dedik ama açık konuşmak gerekirse en fazla etkiyi bize yaptığı için en fazla zararı bize verdiği için İstanbul’un önemsediğinde kat kat fazla ciddiye aldık. Binlerce insanımız yerinden yurdundan oldu. Ekolojik anlamda zararı oldu. Akla hayale gelmeyecek bölgelerde heyelan dahil birçok yeni tehlike ve risk oluştu. Yerinden edilen insanların nerelere ve nasıl yerleştirileceği sorun oldu. Sadece bu kadar değil tabi havza çevresinin nasıl korunacağı ayrı bir sorun oldu ve baraj tamamlanıp su tutulmaya başlandıktan sonra da bu devam edecek. Mesela o büyük su kütlesinin oluşturacağı buharlaşma ve sis etkisi hava sıcaklıklarını ve bölgenin iklimini değiştirecek aynı zamanda çevredeki fındık başta olmak üzere tarımsal faaliyeti de önemli ölçüde etkileyecek. Dediğim gibi Melen başından bu yana en fazla bizim için sorun oldu. İstanbul için ise olursa olur, olmazsa da sorun değil projesiydi. Daha önce de yazdım, şimdilerde neden yapılmıyor diye feryat figan edenler, zamanında Melen’e harcanan paranın israf olduğunu yandaşlara peşkeş çekildiğini söyleyip feryat figan ediyorlardı. Şimdi de hadi bitsin diye feryat ediyorlar. Ne zamanki son iki üç yıldır kuraklık kendisini gösterdi İstanbul susuzluğu yaşamaya başladı, o zaman akılları başlarına geldi. Projenin ne kadar hayati olduğunu ve devletin boş yere böyle bir şeye kalkışmayacağını anlamış oldular. Rahmetli Kadir Topbaş döneminde mevsimsel şartlar biraz daha iyi olduğu için proje ince elenip sık dokunarak gidiyordu. Ekrem İmamoğlu ise bu konuda biraz şanssızlık yaşıyor. Görevinin daha ilk yılında su meselesi için çanlar çalmaya başladı. İstanbul su konusunda sıkıntıyı görmeye başladı, İmamoğlu’nun üst üste Melen’e gelip gitmesi de bu yüzden.

Geçtiğimiz Pazartesi günü de Melen’e geldi, çalışmayla ilgili bilgi aldı. Hem kurumsal açıklamayı hem de basın açıklamasını dikkatlice takip ettim. Öncelikle geçmiş dönemde gerçekleşen diğer iki ziyarette yapılan söylemlere göre daha yumuşak daha uyumlu bir dil ve üslup kullanıldığını gördüm ki bu İstanbul’un aslında ne kadar zor bir duruma doğru ilerlediğinin açık bir göstergesi. Zira ihtiyaç artınca üslup yumuşuyor. Yine yapılan açıklamada vurgulanan şeyleri haber olarak kullandığımız için fazla detayına girmek istemiyorum. Zira Melen’e yapılan üç ziyarette de barajda oluşan çatlak üzerinden kurumsal çatışma zemini oluşturuldu suçlamalar yapıldı. Bu son açıklamada da üslup yumuşak ama ince yollu gönderme var. Neymiş DSİ barajla ilgili açıklama yapmıyormuş. Hem bakanlıkla müdürlükle aramızda bir iletişim bağı var deniliyor hem de açıklama yapılmıyor deniliyor. Açıklama olmayınca İSKİ proje yapamıyormuş. Ben de diyorum ki İSKİ projelerini diğer kurumların basın açıklamalarına göre mi yapıyor. Yazar resmi yazısını gereken bilgiyi alır projesini de ona göre hazırlar. Herkes işine bakar. Kanun kural budur. Yani DSİ’ye “Gizli kapaklı iş çeviren üç kağıtçı kurum” yaftası vuruluyor. Her neyse, dediğim gibi sürekli olarak çatlak konuşuluyor ama eskiden sürekli gündemde olmasına rağmen son iki yıldır hiç konuşulmayan başka şeyler var.

Bunların en önemlisi de havzanın korunmasını amaçlayan mutlak koruma ve koruma bantları meselesi. Zira bu mesafelerin genişliği yakındaki mahalle merkezlerine kadar uzanıyor. İnsanlar evlerinin akan çatılarını bile onaramıyor. İnşaat yapana ceza kesiliyor. Yine havzaya yakın bahçelerde tarımsal ilaçlama, gübreleme, bahçe evi inşası gibi birçok şey yasak, yapılamıyor. Yapana ceza var. Bunun nedeni ise İçme Suyu Havzaları Koruma Kanunu. Çünkü havza etrafındaki koruma bandının genişliği ve niteliği bu kanuna göre düzenlenmiş. Ve bütünüyle İSKİ’nin sorumluluğunda. Beş altı yıl önce kanun yürürlüğe girip cezalar kesilmeye başlanınca vatandaş tepki gösterdi. Madem bana nefes aldırmıyorsun. “O zaman bağı, bahçeyi, evi istimlak et, ben de işime gücüme bakayım”dedi. Rahmetli Kadir Topbaş döneminde bu konu gündeme geldi. İSKİ dedi ki, “Koruma bandı çok geniş, alan çok büyük. Bizim bütçemiz bu kadar büyük araziyi istimlak etmeye yeterli gelmez”. Hal böyle olunca ortaya bir belirsizlik çıktı. Sonra başkan Ahmet Acar, Cemal Angın başkan ve ilçeden temsilciler İBB’ye gidip konuyu Kadir Başkana ve İSKİ genel müdürüne aynı zamanda DSİ’ye izah ettiler. Vatandaşın mağduriyetini anlatıp orta yol bulunmasını talep ettiler. Bu girişim neticesinde kurumlar arasında bir görüş birliği oluştu. Koruma bandı mesafelerinin biraz daha daraltılması, hatta renk koduna göre kırmızı, turuncu ve yeşil bant gibi yeni kanuni düzenleme yapılması kararlaştırıldı. 2019 öncesinde ciddi mesafe de kat edildi. Bizim için en büyük sorunlardan bir bu. Koğukpelit, Karapelit, Açmabaşı, Yanıksayvant, Yalpankaya gibi sınır mahallelerde vatandaş evine çivi dahi çakamıyor, hayvanına ahır bile yapamıyor. Şayet İSKİ koruma bantlarını istimlak edebilseydi konu kökünden hallolurdu. Edemediği için DSİ uzlaşma yolunu açtı. Kanuni düzenleme çalışması başlatıldı. Ama her nedense 2019’dan buyana ses seda yok. Melen’le ilgili hiçbir açıklamada vatandaşın bu sorununu konuşmuyorlar. Vay efendim çatlak olmuş, vay efendim, DSİ açıklama yapmamış vay efendim bakan cevap vermemiş. Habire bir yerlere saldırılıyor. Ben de diyorum ki Melen İstanbul’un ve Türkiye’nin en büyük projelerinden biri. Sorun çıktı evet. Proje aksadı, uzadı evet. Ama öyle veya böyle ama bir yıl sonra ama iki yıl sonra baraj bir şekilde biter. Devlet başladığı işi bitirir, İstanbul’u susuz bırakmaz. Da, bizim bu koruma bandı meselesi ne olacak? Havza çevresindeki cezaya maruz kalan veya karşı karşıya kaldığı için hareket edemeyen binlerce vatandaşın sorunu, üreticinin sorunu ne olacak? İSKİ son iki yılda bu konuda hangi çalışmaları yaptı? Hangi kanuni düzenlemelere öncülük etti? Velhasıl benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Umarım bir dahaki ziyarette Melen’e gelen yetkililer sağa sola saldırmak yerine vatandaşın derdine nasıl derman olacaklarını da anlatırlar. Sadece bu koruma bandı meselesi çıktıktan sonra Kocaalili üreticilerin milyonlarca lira zararı var. Umarım yetkililer bu zararı nasıl karşılayacaklarını da anlatırlar. Sağlıkla kalın…