Alın terimizle oynamayın

Bir yönetici bir makama geldiğinde kendine ilk sorması gereken soru şu olmalıdır: Bu koltuk mu bana nasip oldu yoksa ben mi bu koltuğa…
Bazı yöneticiler koltuktan güç alır bazı yöneticiler ise koltuğa güç verir.
Her görev beraberinde sorumluluk da getirir. Türkiye’de her sene bu aylarda fındık rekolte tahminleri açıklanır. Bu tahminde bulunanlar duyarlı olmak zorundadır. Bu hiç şüphesiz ciddi bir sorumluluktur.
Fındık rekolte tahmini bilimsel verilerin yanı sıra kişisel gözlemleri de içerir. İşin içine insan öğesi girdiğinde duygusallık da girer.
Geçtiğimiz haftalarda bizim gazetenin haberine göre fındık rekoltesi 402 bin ton olarak öngörüldü. Bu rekolte tahmininin yüksek olduğu konuşulurken bu hafta başında da İhracatçı Birlikleri bir açıklama yaptı ve rekolteyi 602 bin ton olarak beklediklerini ifade etti.
Biri 18 Temmuz diğeri 4 Ağustos tarihli iki açıklama arasında yüzde 50 fark var.
İkinci açıklanan rakam yüzde elli daha fazla. İkisi de bilimsel çalışma ikisi de detaylı inceleme içeriyor.
İki taraf da kendi tahminlerinin bilimsel veriler ışığında yapıldığı ve tutarlı olduğu konusunda ısrarlı.
Öte yandan geçtiğimiz yıl Türkiye’deki fındık üretimine ilişkin net veri yok. Tam olarak kaç ton fındık üretildiği belli değil. Zira bazı ürünler kayıt dışı olarak işlem görüyor. Hal böyle olunca da bir veri birleştirilmesi yapılmıyor. Tahminler yapılıyor ancak gerçekleşen veriler kamuoyu ile paylaşılmıyor.
Peki ne anlama geliyor rekolte tahmini?
Rekolte tahmini aslında fındığın fiyatını doğrudan etkileyen bir unsur. Sizin fındığı kaça ürettiğiniz bile bu şekilde belirlenmiş oluyor.
Dolayısıyla taban fiyat belirlenirken rekolte tahminleri göz önünde bulunduruluyor. Fındık fiyat beklentisi 200 liranın altında 300 liranın üstünde olmaz. Gerçekçi olmak gerekirse de 220 lira gibi bir şey açıklanır. Ardından da serbest piyasada fiyatın şekillenmesi beklenir.
Peki rekolte tahmini tutmazsa ne olur?
Kim hesap sorar?
Rekolte tahmininin tutup tutmadığını kim sorar?
Geçen sene rekolte tahminini tutturamayanların bir sonraki yıl yine piyasada belirleyici olmasına kim engel olur?
Bu soruların bir yanıtı yok.
Rekolte tahminlerinin devlet eli ile yapılması, piyasa dengeleri kadar çiftçinin alın terinin ve emeğinin korunması ve tüm bunlar için de daha cesurca bu durumun gündeme getirilmesi gerekir.
Kaderimizi bağladığımız, 11 ayın bir çiçeğini, alın terimizi değerlendirirken, tarlada güneşin altında tırpan yapanları, karda kışta fındık dibi kazanları da düşünün.
Alın terimizle, emeğimizle, ekmeğimizle oynamayın.
Karpuz ve katma değer
Gözümüzün önünde bir kısım çiftçinin hakkı gasp ediliyor. Bu sene tüketici karpuza doydu ama üreticinin de anasından emdiği süt burnundan geldi.
Bir malı ürettiği değerin altında almak ne kadar helal bilmiyorum. Kimseye fetva vermek haddim değil. Ancak hepimiz aslında karpuzun 4-5 liraya satılamayacağını biliyoruz. Ama gene de satın alıyoruz.
Bugün karpuz üreticisinin başına gelen geçmişte patates üreticisinin başına da geldi.
Fındık üreticisinin başına da geldiği oldu. Bu denli büyük olmasa da biz de bu tip krizler yaşadık.
Tüm bu karmaşa içinde başka bir şey dikkatimi çekti. Çekirdeksiz karpuz.
Karpuz fiyatları en fazla 7 lira civarında seyrederken çekirdeksiz karpuzun kilo fiyatı 20 liralarda geziniyor. Bu da bir pazarlama taktiği aslında. Karpuzun çekirdeksiz olması ile çekirdekli olması arasında vitamin açısından da tat açısından da bir fark yok. Ancak pazarlama yöntemi olarak piyasada alıcı bulduğu da ortada.
Ekonomik sistemlerde cevabı aranan soru: “Neden ben” dir.
Yani siz diğer ürünlerden ne kadar farklıysanız, ne kadar katma değer ortaya koyabilirseniz o kadar tercih edilirsiniz.
Fındık için de benzer durum aslında.
“Karasu’ya senede bir milyonu aşkın turist geliyor, bir kilo fındık satmışlığımız yok. Katma değerden söz ediyorsun” diyebilirsiniz.
“Ancak okumasını bilirsek her şey kitaptır” derdi babaannem. Gözümüzün önünde çekirdeksiz karpuz 2-3 katı fiyata satılırken katma değeri olan fındığın bir farklılık ortaya konularak satılması gerektiğini ne zaman göreceğiz acaba…
İnsanı düzelt dünya düzelir
Küçük çocuk babasına gidip, “Baba beni dışarı çıkaracaktın. Hatırladın mı” diye sormuş. İşten yorgun gelmiş baba bir bahane aramış ama yok. En son masanın üstünde bulunan gazeteyi almış eline ve bir dünya haritası görmüş, kocaman. Gazeteyi parçalamış ve sonra “Bunu tam olarak yaparsan hemen dışarı çıkarız” demiş.
Çocuk sadece birkaç dakika sonra haritayı tamamlamış olarak gelmiş. Hayret ve çaresizlik içindeki baba, “Tamam da nasıl tamamladın” diye sorduğunda…
Çocuk, “Haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttim, dünya düzeldi” demiş.
Karasu’da bazı işlerin düzgün gitmediğini görüyorsunuz. O halde düzeltmeniz gereken iş ya da sistem değil, insan…
Siz istediğiniz kadar ceza verin, istediğiniz kadar kural koyun, istediğiniz kadar sistem geliştirin, insanı geliştirmediğiniz sürece sorunlar çözülmeyecektir.
Su sıkıntısı varken araç yıkayıp, bahçe sulayan, ambulans gelirken düzgünce park etmek için yavaş hareket eden, kendine verilen yasal hakları insani duyguların önüne koyan hep insandır.
Yani yapılması gereken sistemi düzeltmek değil, insanı düzeltmek olmalıdır.
Küçük çocuğun yaptığını yapıp, insanı düzelttiğimizde dünya düzelecektir.







