Köşe Yazıları

Hayır lazımsa hayır

Şimdi içinizden “Bunu bir tek sen mi düşündün” ya da “Hariçten gazel okuma” diyenler çıkacak. Herkesin gördüğünü bazen birinin dile getirmesi gerekir. Ben de bu noktada aslında her birinizin içinden geçen en azından aklına yatan önerilerde bulunuyorum. Çünkü bunları birinin söylemesi lazım.
Şimdi bilindiği gibi Menzil Tarikatı, bir karışıklık içinde. Bu karışıklık dışarıdan mal kavgası gibi görünüyor. İçeriden bakıldığında bir hak koruması ya da daha iyi hizmet etme gayreti olarak değerlendirilebilir. Ama buradan görünen şekli bu.
Karasu’da da güzel, modern inşa edilmiş bir bina mevcut. Bu bina ile ilgili de ihtilaf söz konusu. İki kola ayrılan eski yol arkadaşları, mevcut yapıya benzer bedeller ödemiş durumda. Binanın yasal sahibi olan kişiler de aslında bu paranın ortak toplandığını biliyor ve dile getirmekten çekinmiyor.
Ancak şimdi binanın kullanımı konusunda sıkıntı var. Binanın paylaşımı konusunda da anlaşmazlık var. Binanın parçalanması da satılması da ortak kullanılması da bundan sonra zor görünüyor.
Şimdi bu bina halka hizmet için, Allah rızası kazanmak için yaptırılmıştı.
Tam da bu esnada Karasu’nun tam da bu binanın olduğu alanda bir sağlık ocağı sorunu var. Yakında yıkılacak Merkez Sağlık Ocağı’nın yerine yenisi yapılmayacak gibi.
Bu alanda bir ihtiyaç olduğu ortada. Sağlık ocağı yapımına katkıda bulunmanın da topluma hizmet olduğu konusunda şüphe yok.
E bu binanın sulh içinde kullanılması zor, vatandaşın yararı için toplanan para ile yapılan bir bina var.
Tüm bu koşullar altında bu bina sağlık ocağı olmak şartı ile kamuya bağışlansa… Hem bu binanın yapılış amacına uygun hem de sadaka-i cariye olarak hizmet verse…
Olur mu?
Olmaz derseniz olmaz, olur derseniz olur…
Yıkım yaparken
Karasu’da kentsel dönüşüm ile ilgili adımlar atılıyor. Yıkımların sağlıklı şekilde yapıldığından emin miyiz?
Karasu’da son bir yılda yirmi civarında yıkım gerçekleştirildi. Bunlar arasında çok büyük binalar da var. Kaldı ki yıkım yapan firmalar da deneyimli ekipler ve modern ekipmanlarla çalışıyor.
Bu zamana kadar yıkım yapılan yerlerdeki vatandaşların nelerden şikayet ettikleri aslında deneyimlerle de ortada.
Mesela gece yıkım yaparsanız vatandaş rahatsız oluyor. Sulama yapmazsanız vatandaş rahatsız oluyor. Yolu kapatırsanız vatandaş rahatsız oluyor.
Yıkım yaparken molozları olur olmadık şekilde kenara alırsanız vatandaş rahatsız oluyor.
Yıkım yaparken caddeyi veya sokağı kesmeniz gerekirse esnaf ve vatandaş rahatsız oluyor.
Tüm bunlar birkaç gün değil birkaç saat bile sürse aslında kul hakkına girmiş oluyorsunuz.
Mesela caddeyi kapattığınızda esnafın bir günlük kazancına engel oluyorsanız bunu telafi etmeniz ya da en azından esnaftan helallik almanız gerekir mi?
Yolun bir şeridini trafiğe kapatırken yaya olarak yürüyen vatandaşın güvenle yürüyebilmesi için şerit çekip yayalara alan açmıyorsanız aslında bir hak ihlalinden söz edebiliriz.
Özetle arkadaşlar…
Yıkım yaparken sadece binaları yıkmak lazım.
Gönülleri değil…
Statüyü unutmadan izlemek lazım
Karasuspor Bölgesel Amatör Lig’de mücadele ediyor. Herhangi bir konuda eleştiride bulunurken ön bilgi sahibi olmak da lazım.
Tribündeki herkesin ortak eleştirisi Karasuspor’un ikinci yarı daha iyi olduğu yönünde. Ama bir de BAL’da amatör ruhu desteklemek ve gençleşmeye yardımcı olmak için genç oyuncu oynatma zorunluluğu var. Yani maça en az iki genç oyuncu ile başlamanız gerekiyor ve bu oyuncuları belli bir dakika sahada tutmak da zorundasınız.
Hocaya yönelik eleştiride bulunurken statüyü göz önünde bulundurursak daha sağlıklı iletişim kurabiliriz.
ÇEKOK “bomba atmıyoruz” dedi mi
Karasu’nun gündemini bir süreden bu yana ÇEKOK tarafından atılan dolu topları işgal ediyor. Bu dolu toplarının atılıp atılmadığı konusunda çeşitli fikirler var.
Kimse de çıkıp ÇEKOK yetkililerine sormuyor. Oysa ben önceki yıllarda arayıp sordum. “Dolu topu atıyor musunuz, atıyorsanız içeriği nedir” sorusunu sormak çok mu zor.
Ben sorduğumda oradaki yetkili dolu topu attıklarını ve bunun içeriğinde de asetilen diye bir madde olduğunu, bu maddenin dolu yağmasını engellediğini ifade etti. Bu konu ile ilgili Tarım Bakanlığı’ndan izin alındığını ve dolu topunun da otomatik olarak atıldığını ifade etti.
Yani dolu topu atılıyor. Atılırken de otomatik bir sistem kullanılıyor. Bu sistem gökyüzündeki bulut hareketlerini inceliyor ve top kendiliğinden fırlatılıyor.
Gelelim bu işin olumsuz etkisinin olup olmadığına.
Dolu topu atmak aslında doğaya müdahaledir. Doğaya müdahale edilmediğini söylemek mümkün mü? Değil!
Bir şeye müdahale ederseniz bir değişikliğe sebep olur musunuz? Olursunuz.
Peki siz dolu yağmasını engellerseniz yağmurun yağmasını veya dolunun başka yere yağmasına neden olur musunuz? Muhtemelen evet.
Bundan sonraki süreçte başka yerlerde felaket yaşanmaması adına da önlem almanız gerekir mi?
İşte mesele burada kopuyor. “Benim yumurtam pişsin de isterse komşunun evi yansın” mantığında olamayız.
Asıl yapılması gereken ÇEKOK’a eleştiride bulunmak mı yoksa bu sistemin vatandaşa zarar vermesini engellemek mi olmalı?
Birbirimizle laf yarıştırarak, birbirimize yanıt vererek değil de işi çözmeye enerjimizi harcamazsak ve en önemlisi doğru soruları sorar samimi cevapları bulursak sorunu daha kolay çözeriz.
Yoksa hangimizin ağzı daha iyi laf yapıyorsa o kazanır ama asıl kazanması gereken kişiler bir hayır görmez…