Havaya girdik

 

Malumunuz geçtiğimiz 2020 yılı, insanlık için tarihe kazınacak bir felaket yılı olarak geçti. Her şeyden önce başımıza musallat olan koronavirüs gibi bir belayla tanıştık ki etkilerinin ne zaman geçeceği konusunda herhangi bir tahmin bile henüz mevcut değil. Uzmanlar her ne kadar aşı ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi ile bunun sona ereceği yönünde fikir beyan etse de durum hiç te öyle görünmüyor. Daha birkaç hafta önce dünya gündemine oturan mutasyon meselesi işin boyutunu değiştirdi. Ve bu şekilde devam edecek. Zira birkaç gün önce bir Asya ülkesinde virüsün şimdiye kadar onlarca mutasyonu varken yeni bir evreye daha geçtiği, yeni bir türün daha ortaya çıktığı belgelendi. Sadece virüs meselesi değil tabi, kitlesel ölümlerin yaşandığı savaşlar ve doğal afetler de eklenince durumun vahameti çok daha büyük boyutlara ulaştı. 2020 yılı salgınlar kitlesel ölümler ve insanoğlunun doğaya verdiği zararların yanı sıra giderayak bize çok daha büyük bir sorun bıraktı. Bu da şu günlerde hat safhaya çıkan kuraklık meselesinden başka bir şey değil.

Kaldı ki bu durum az önce telaffuz ettiğimiz salgın ve kitlesel ölümler kadar ciddi ve önemli bir durum. Ülke genelinde yerüstü ve yeraltı su kaynaklarının alarm verecek seviyelere inmesi normal bir durum olmamakla birlikte, bence yeni ve şimdiye kadar gördüklerimizden daha büyük bir afet sürecinin sinyali niteliğinde. Demem o ki, bu daha başlangıç. Zira geçtiğimiz günlerde biraz vakit ayırıp bununla ilgili biraz araştırma yaptım. Geçmişte buna benzer mevsimsel değişiklikler birkaç yıllık uzun dönemler halinde nüksetmiş ve olduğu coğrafyayı haritasını değiştirecek, nüfusunu yarıya düşürecek boyutlara varıncaya kadar etkilemiş. Şu anda da aynı senaryo bizim için gerçekleşiyor. İlçe olarak, kullandığımız kaynaklar güçlü olduğu için içme ve kullanma suyunda bunu etkilerini görmedik ancak bu bundan sonra görmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Şu günlerde nasıl tarımsal anlamda susuzluktan etkileniyor, susuzluk ve değişen sıcaklıklardan dolayı ortaya çıkan tarım zararlıları ve yeni hastalıklarla mücadele ediyorsak yakın zamanda sağlık gibi hayati alanda da yeni tehlikelerle mücadele aşamasına gelmemiz muhtemel görünüyor.

Devlet, yaşanan kuraklığın boyutları milyonları tehdit edecek boyuta ulaşması ile birlikte yeni kaynakların üretilmesi ve tasarruf edilmesi anlamında ciddi bir atılım başlattı. Şimdiye kadar yapılanlara ilave olarak yüzlerce yeni projenin hayata geçirilmesi için onay verildi. Ama takdir edersiniz ki her yere aynı anda ve eş zamanlı olarak müdahale edilebilmesi kolay ve kısa vadede mümkün değil. Bu gibi doğal afet ve ekstrem durumlarda lokal adımlar atılması sorunun çözümündeki en büyük destekleyici faktör. Ve şu günlerde ülke genelinde birçok ilçe bu iş için çalışmaya başladı. Kocaali için ise henüz böyle bir durum söz konusu değil. Çünkü bizde İstanbul’a su veriyor olmanın rehaveti var. “Biz koskoca 16 milyonluk İstanbul’a su veriyoruz, kendimize mi bulamayacağız” havasına girdik. Ama gerçekler hiç te öyle değil zira geçtiğimiz hafta Melen’de de kuraklık belirtileri kendini göstermeye başladı. Öte yandan Çamdağı’nda bölgenin içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılanması için projeler var. Telaffuza geldiğinde 40 yıllık 50 yıllık ihtiyacı karşılayacağı söyleniyor ancak bu, iklim koşullarının ve yağışların ortalama düzeyde seyretmesi senaryosuna göre yapılan bir tahmin. Yağış yok ve önümüzdeki birkaç on yıl boyunca da olmayacak. Buna karşın nüfus da öngörülenden hızlı şekilde artıyor. Dolayısı ile en az salgın hastalık kadar ciddi bir tehlike ile karşı karşıyayız ve acil durum planı yapmamızın zamanı geldi. Henüz işin başında iken adım atmak durumundayız. Son yıllarda ilçe genelinde su sıkıntısının yaşandığı ciddi dönemler ve mağduriyet yaratacak boyutlarda kesintiler olmuş. Bunun en büyük nedeni altyapının yetersizliğiymiş. Şimdi altyapı konusunda eskiye nazaran pek sıkıntımız yok. Ancak israf ve boşa giden su konusunda öyle söylemek mümkün değil. Şu anlık yetiyor gibi görünüyor ama kuraklığın devam etmesi ve özellikle sahil kesimindeki nüfusun artması durumunda ilçe merkezi için yeterli olmayacak. Sonuç olarak şimdiye kadar olan bütün çalışma ve projelerden bağımsız olarak yeni bir çalışma başlatılması, Kocaali’nin su haritasının çıkarılıp tahmini rezervimizin belirlenmesi ve önlem alınması gerektiği kanaatindeyim. Mahalle depolarımızın büyütülmesi, tahliye suyunun verimli kullanılması, kaptajların büyütülüp koruma altına alınması, üzerlerine buharlaşmayı önleyici projeler yapılması, tarımsal kullanımın kontrol altına alınması, yağmur suyunun depolanıp arıtılarak kullanım suyu olarak değerlendirilmesi, şebeke eksiklerinin giderilmesi, yeni tasarruf önlemleri gibi onlarca çözüm yolu mevcut. Henüz yolun başında iken içinde bulunduğumuz rehavetten kurtulup konuyu masaya yatırmamız gerektiğini düşünüyorum. Salgın bir yandan kuraklık bir yandan tehdit ederken nasıl olacak bilmiyorum ama siz yine de sağlıkla kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.