Eğitim ve öğretimde en önemli faktör motivasyon ve hazır olmadır. Eğitim ve öğretimin öznesi ilk önce kendi ‘’beni’’nin farkına varmalıdır. ‘’Ben neyim?’’ , ‘’Ben kimim?’’, ‘’Süreçte neredeyim?’’ , ‘’Ne istiyorum?’’ , ‘’Amacım ne?’’, ‘’Hedefim ne?’’ gibi soruları kendine sormalı verdiği cevaplara göre yol haritasını çizmelidir.
Eğitim öğretim politikasında bir türlü istikrarı yakalayamadık. Somut, rasyonel donelerden hareket etmek yerine duygusal, mistik ve siyasal tercihlerimizi ön plana koyarak eğitimi şekillendirmeye çalıştık. Hal böyle olunca da bir türlü sabit hedefimiz olmadı her siyasal iktidar hatta aynı hükümet döneminde atanan bakanlar dahi kendi kişisel tercihlerini ön plana alarak eğitim alanında düzenlemeler yapmaktalar. Hal böyle olunca da bu alanda bir türlü istikrarı yakalayıp devlet politikası oluşturamadık.
Dünyanın gelişmiş hiçbir ülkesinde lise eğitimi zorunlu değilken biz lise eğitimini zorunlu hale getirdik. Lisede okuma yeterliliği ve kapasitesi olmayan çocukları o sıralara oturtturduk bu çocuklar sergiledikleri tavır ve davranışlarla sistemi de bozdular. Şimdi buradan nasıl döneriz diye çabalıyoruz.
Özgür birey yetiştirelim diye çıktığımız yolda elde ettiğimiz sonuç; salaş, dağınık ve sorumsuz elini taşın altına koymaktan imtina eden bir gençlik elde ettik. Üretimi değil tüketimi önceleyen hiçbir şey üretmeden her şeyin en iyisini kendisine layık gören egosu yüksek gençler oluşturduk.
Bu gelişmede velilerimizde pay sahibi. Veli çocuğunun dersine giren öğretmeni sırf çocuğuna yan gözle baktı psikolojisini bozdu saikiyle şikayet eder hale geldi her veli kendi çocuğunu merkeze koyup ortamı ona göre şekillendirmek istiyor. Geneli düşünen yok.
Bu konuyla ilgili farklı zamanlarda ortaya çıkan iki değişik örnek vermek istiyorum. Bayburt il olmadan önce zamanın Bayburt kaymakamı Sabahattin Çakmakoğlu’nun ilkokulda okuyan oğlunu yaptığı bir hatadan dolayı öğretmeni tarafından biraz kulağı çekilir. Öğretmen bu olaydan tedirginlik duymaya başlar ‘Acaba ilçenin kaymakamı kendisine bu konuda kızacak mıdır’ yarın ki günde çocuk sabah okula gelmeyince öğretmenin tedirginliği artar.
Dersin sonlarına doğru camdan kaymakamın cipinin okul bahçesine girdiğini gören öğretmenin tedirginliği biraz daha artar. Sınıf kapısını çalıp müsaade isteyerek içeri giren kaymakam ‘’Hocam benim çocuk bir hata etmiş özür dilemeye geldi müsaade ederseniz sizden özür dilemek istiyor’’ der ve ardından da ‘’ Hocam eti senin kemiği benim iyi dersler hocam.’’ Diyerek ayrılır. Bu çok önemlidir eğitime ve öğretmene duyulan saygının ve güvenin anlatımıdır. Hiçbir öğretmen öğrencisini kendi çocuğundan ayırmaz ona eza verecek hiçbir davranış içine girmez bütün eylemi öğrencisinin daha iyi yetişmesine yöneliktir.
Hal böyleyken günümüzde bakış nasıldır? 3-4 gün önce haber kanallarında bir haber servis edildi öğretmen hata yapan öğrencisinin yanlışı sebebiyle ona özür dilemesi gerektiğini söyler. Bunu öğrenen veli benim çocuğum özür dilemez dilememeli diyerek öğretmeni şikayet eder. Bunun üzerine de öğretmen ‘’Ben çocuklarıma doğruyu öğretemeyeceksem neden bu işi yapayım?’’ diyerek görevinden istifa eder.
Bu da eğitim öğretim alanında geldiğimiz sonucu anlatan trajikomik sonuçtur.
Geldiğimiz nokta ‘trajikomik’
