Fındık üzüyor

İnsan her nerede olursa olsun veya ticari kabiliyetini hangi sektörde değerlendirirse değerlendirsin bulunduğu coğrafyanın baskısı altındadır. Ve tepeden tırnağa bütün faaliyetleri yaşadığı yerin meteorolojik durumuna, tarımsal, turistik, doğal ve kültürel zenginliğine göre şekillenir. Bunu değiştirmek ise yaşadığı yeri terk etmediği sürece neredeyse imkansızdır. Biz de bu baskıyı canlı canlı yaşayan bir toplumuz. Daha önce de bahsetmiştik. Son yıllarda ekonomik gelişim için turizmi canlandırmaya ve onu devreye sokmaya çabaladık ama bir yere kadar getirdik sonra tıkandık. Bundan sonra da kısa ve orta vadede gidebileceğimiz yer sınırlı. Daha büyük yatırım daha gelişmiş bir turizm alt yapısını istesek de her şeyden önce iklimsel durumlardan dolayı bu pek mümkün değil. Dolayısı ile evet, alternatif olarak turizm var ama bizim en büyük dayanağımız fındık. Onun da durumu son yıllarda pek iç açıcı değil. Tamam, fiyat olarak üretici memnun gibi ama verim olarak sıkıntılarımız var. Hele de son iki üç yıldır ciddi sıkıntılarımız var. Öncellikle 2019 yazından buyana ciddi şekilde değişen hava koşulları beklenmedik sellerle belki de binlerce ton ürünün yok olmasına neden oldu. Buna ilave olarak tarımsal zararlılarla mücadele konusunda büyük ölçüde eksik ve geç davrandığımız için büyük zarara girdik. Sadece bu ikisi bile milyonlarca lira değerinde rekolte kaybına neden oldu.
Bu yıl ise daha ilginç bir sorunumuz var. Yaklaşık yirmi gündür bununla ilgili sohbetlere katılıyor alabildiğim kadar bilgi almaya çalışıyorum. Hem üretici cephesinden hem de tüccar cephesinden iki farklı bakış açısını gözlemlemeye çalışıyorum.
Sezon başladığında elini çabuk tutup işini gören ve ürününü yerden kaldırmayı başarabile üretici için fiyat dalgalanmaları hariç pek bir sorun görünmüyor ama hem iklim şartları, sürekli yağışlı giden hava ve işçi sıkıntısı nedeniyle geç kalanlar için sıkıntı halen devam ediyor. Evet, yerde ürün kalmadı ama şu an halen ürün kurutmaya çalışan yüzlerce üretici var. Bundan beş altı gün kadar önce iş için oradan oraya koştururken yüksek mahallelerimizden birinde ikamet eden ve genelde on tondan fazla fındık mahsulü olan tabiri caiz ise hali vakti yerinde olan bir büyüğümle denk geldik. Ayaküstü oturup birer çay içtik yaklaşık yarım saat kadar sohbet ettik. Daha masaya oturur oturmaz ben “Durumlar nasıl?” diye sordum. Zaten o da öyle bir şey sormamı bekliyormuş ki, daha sözümü bitirir bitirmez anlatmaya başladı.
Sezon daha yeni başlarken zayi olup giden ürünüyle başladı, sonra işçi sıkıntısını anlattı. İşçi bulduğu halde hava şartlarından dolayı uzun süre bahçeye giremediğini ve ürünün uzun süre yerde kaldığını. İlk günlerde topladığı birkaç ton fındığı iki parça halinde teslim etmeyi başarmış ama elinde halen üç tonun üzerinde, neredeyse dört tona yakın fındığı kalmış. Acil ihtiyaçları karşılayıp ödemelerini halletmiş. Geride kalan fındığa da pek ihtiyacı kalmamış. Bekletmeyi planlamış ama bu sırada fındığı aslında kurutamadığını fark etmiş. Sonra bir şekilde çuvallayıp depoya kaldırmış. Her zamanki yerine, yıllardır fındık koyduğu yere. İşte asıl sıkıntı burada başlıyor. Diyor ki “Bundan birkaç gün önce depoya girdim hem temizlik ve haşere için ilaçlama yapayım hem de hava güzelken depoyu havalandırayım istedim. Etrafı temizledim, ilaçları yeniledim tazeledim. Aynı anda da camı kapıyı açtım içerisi havalanıyor. Kenarda ağzı açık bir çuval vardı. Elimi sokup karıştırdım. Dip karası olmuş bir kaç fındık çarptı gözüme. Kırıp baktım ki fındık çürümeye dönmüş, içi lokum olmaya başlamış. Korkudan diğer çuvallara bakmaya cesaret edemedim. Ama o günden beri hemen her gün bol bol havalandırmaya gayret ediyorum”. Ondan duyduklarım bu şekilde.
Yine benim en çok insan içinde olduğum süre gazete dağıtırken geçirdiğim süre. Bunu yaparken tüccar büyüklerimle de sohbet etme imkanı buluyoruz. Velhasıl bir tüccar ağabeyimle de bunun üzerine konuştuk. Fındığın durumundan dolayı ciddi derecede rahatsız. Diyor ki, “Randıman alıyorum. Kırıyorum lokum, kırıyorum lokum, fındık erimiş gitmiş. Şimdiye kadar kaç kişinin fındığını alamadan geri gönderdim haddi hesabı yok. Hani geçtim 45,46 47’yi 40 randımana hatta daha altına düşen fındık bile gördük. Bu işin sonu ne olacak böyle bilemiyorum. Bu hem bize zarar hem fındıkçıya zarar hem de fiyata zarar. Mutlaka bir çözüm yolu bulunması lazım”.
Bundan hemen hemen 4 yıl kadar önce de buna benzer bir sorun yaşamıştık ve yine çok düşük randımanlar görmüştük. Sanıyorum bu sene durum biraz daha ciddi. Ve değişen iklim ve nem oranı yüzünden fındık hem kurumuyor hem de durduğu yerde çürüyor. Bu bize daha önce de sıkça dillendirilen lisanslı depoculuğun ve kurutma işinin daha profesyonel hale getirilmesinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Şu ana kadar rekolte bazında ne kadar zarar ettik, maddi anlamda kaç milyon lira içeriye gittik bilemiyorum ama bundan sonra da aynı sorunla sık sık yüzleşeceğimiz aşikar hale geldi diye düşünüyorum. Umarım bir an önce bir durum değerlendirmesi yapılır ve gereken adımlar ivedilikle atılır. Sağlıkla kalın…






