Eğitim üzerine

Türkiye Felsefe Kurumu başkanı İoanna Kuçuradi bir ülkenin dönüşümü için en az 15-18 yıla ihtiyacı var demiştir. Nedir bu 15-18 yıl? 15-18 yıl ilkokuldan yükseköğretimin sonuna kadar geçen süredir. Daha önce pek çok yazımda dile getirdiğim gibi bir ülkenin en önemli değeri çocukları, gençleridir ve onların eğitimidir.
Ne hikmetse her alanda olduğu gibi eğitim alanında da bir türlü nizam, intizam ve istikrarı yakalayamadık. Bu alan yapboz tahtasına döndü. Devlet politikası olması gereken bu alanda göreve gelen her bakan, akşam yatıp sabah kalkınca ilk iş sistemde değişiklik yapar oldu.  Bir türlü eğitim kurumuna rasyonel- reel, ülke gerçekleri ile milletimizin özelliklerini ve ihtiyaçlarını ön plana alan bir yaklaşım geliştiremedik. Bu alan devlet politikası olmak yerine siyasi iktidarların siyasi emellerine göre birey yetiştirme sahası haline geldi.
Yakın zamanda 28 Şubat sürecini yaşadık. Bu süreçte eğitim olgusuna tamamen siyasi mülahazalarla ve egemenlerin kafalarındaki insanı yetiştirme toplumun diğerlerini de yok sayma üzerine bir eğitim modeli kurgulandı. Doğal olarak da bu ucube sistem yürümedi, yürümesi de mümkün değildi.
2002 yılının sonlarında halk 28 Şubat zihniyetinin ötesindeki anlayışı iktidar yaptı. İktidarı ele geçiren anlayışta 28 Şubat’a rövanşist bir yaklaşımla eğitimi ele aldı. Oysa 28 Şubat muktedirlerinin yaptığı hatayı yapmamalı eğitime ideolojik mülahazalarla değil ülke gerçekleri, ülkenin geleceği açısından yaklaşmalıydı. Ama öyle yapmadı. Bugün de durum ortada. Genel yaklaşım ya taraf olursun ya da bir taraf. Oysa kimse herhangi bir konuda bir kişiye, bir kesime, bir görüşe taraf olmak zorunda değildir. Bir konuda taraf olunacaksa o hakkın ve adalet mefhumun tarafıdır.
28 Şubat sürecinde 2007’de ortaokullar zorunlu hale geldi. Bu duruma en fazla mütedeyyin kesimler karşı geldi. Bu şekilde çocukların dini eğitim almalarının önüne geçilmek istendiği iddia edildi. Daha sonra iktidar olan mütedeyyin kesimler 2012-2013 eğitim öğretim döneminde liseleri zorunlu hale getirdi. Yani 4+4+4 modeline geçildi. 2007’de 5+3 modeline karşı gelen kesim ne hikmetse bu yeni sisteme sesini çıkarmadı. Çünkü ne de olsa biz yaptık durumu vardı.
Şu anda da bu 4+4+4 lise eğitimiyle ilgili değişiklik yapılmaya çalışılıyor. Zorunlu olan son dörtte 2+2 veya 3+1 modeli tartışılıyor. Oysa gelişmiş ülkelerde lise eğitimi zorunlu değildir. Bizdeki değişikliklerde eğitimin gözdesi olan öğretmen, öğrenci, velinin de pek görüşüne başvurulmaz. Kısaca ağanın sözü üzerine söz mü söylenir.
Okullarımızda öğrencilerin seviye grupları yapılmasına da karşı çıkılır. Çocuklar doğal olduğu gibi kategorize edilmeden sınıflara alınır. Yani bir sınıfta çok zeki, anlama ve idrak kabiliyeti yüksek çocuk olduğu gibi bu bakımdan çok kıt çocukta aynı sınıfta olabilir. Bu durum eğitimin açmazlarından bir tanesidir. Öğrencinin biri öğretmenini bir seferde anlarken sınıftaki diğer öğrenci belki de beş tekrarda anlayamaz.
Oysa hayatın her alanında kategorize- sınıflandırma vardır. Fındık tüccarı deposundaki fındığı dahi randımanına göre birbirine karıştırmak istemez. En basitinden elma üreticisi dahi deposundaki elmaları cinsine ve büyüklüğüne göre ayrı kasalara koyar.
Biz önce liselerimize sınav koyduk, sınavla öğrenci aldığımız okullarımızı kategorize ettik isminin önüne Anadolu vb. sıfatlar ekledik. Daha sonra pek çoğundan sınavları kaldırdık.
Bugün geldiğimiz noktada özgür birey yetiştirmek için çıktığımız yolda salaş, dağınık ve amaçsız bir gençlik yetiştirdik.

Exit mobile version