Çiz de görelim

 

Bundan tam iki yıl önce yine bir Temmuz sabahıydı. Hafifçe kararan bulutları heyecanla izliyorduk. Uzun süren kuraklığın ardından yağmur bırakacak, toprak doyacak, başta fındık olmak üzere ekili bütün ürünlerimiz coşacak, bahçelerimiz suya yeşile doyacak diye geçiriyorduk içimizden. İlk damlalar düştüğünde de toprak kokusunu doya doya aldık. Bir süre sonra içimize sindirmeye çalıştığımız toprak kokusunun yerini yağmur ve su kokusu aldı. Yaklaşık bir saat kadar izleyip doyduktan sonra “Acaba ne zaman duracak?” diye düşünmeye başladık. Durmadı. “Şimdi durur” dedik. Yine durmadı. Aradan bir süre daha geçti. “Yeter artık dursun” dedik. Yine durmadı. Ta ki üç saatten fazla bir süre kesintisiz yağıp bütün yükünü boşaltıncaya kadar. Tabi o sıra elimizde telefon, bir yandan yağmuru izlerken diğer yandan sürekli sosyal medyayı takip ediyoruz. İlçenin dört bir tarafından yağmur paylaşımları geliyor. İlk bir saat, herkes mutlu mesut. Sonra her şeyin boyutu değişiyor. Heyecan ve coşkunun yerini giderek korku alıyor. Sonra birbiri ardına acı haberler. Her ne kadar maddi zararın en büyüğünü Kocaali yaşasa da, sınır komşumuz Nazımbey Köyü’nden dördü çocuk toplam yedi kişi yok olup gidiyor. Mal mülk bir şekilde hallolur da giden canın yerini hiçbir şey dolduramaz.

Tam iki yıl sonra yine bir Temmuz günü. Yine kararan bulutlar çöktü Kocaali’nin üstüne ve bütün yükünü boşalttı. Aldığımız ilk bilgilere göre binlerce küçük ve büyükbaş hayvan telef oldu. Milyonlarca liralık yatırım heba oldu. İşin maddi kısmı konusunda şu an için bir şey söylemek mümkün değil. Evet en büyük hasar Demiraçma ve Alandere’de görünüyor ama sadece orayla sınırlı değil. Şu ana kadar elimize ulaşan bilgilere göre yüksek mahallelerde hasarın tehlike boyutuna ulaştığı ciddi yereler var. Yaklaşık on farklı noktada heyelan ve kısmi heyelan olduğu bilgisi geldi. Yine hem mahalle içi yollarda hem de ana yollarda zarar olduğu ve yeni heyelan olabileceği bilgileri mevcut. Çok geniş bir alandan neredeyse ilçenin tamamını kapsayacak bir araziden bahsediyoruz ki bu bölgedeki hasar tespit işi öyle çabucak halledilecek bir şey değil. Şahsen önümüzdeki bir veya iki haftalık süreçte genel olarak netleşeceğini düşünüyorum. 2019 yılındaki sel felaketinden sonra sadece yollarda ve heyelan bölgelerinde oluşan hasarın giderilmesi 4 Milyon Lira’dan fazla paraya mal olmuştu. Öyle sanıyorum ki bu kez de o meblağlara ulaşacak hatta geçebilecek bir zayiatla karşı karşıyayız. En büyük tesellimiz ise (Allah’a şükürler olsun ki) bu kez can kaybımızın olmaması. Bu arada meteoroloji bu hafta boyunca bizim de içinde olduğumuz Sakarya ve Düzce için şiddetli yağışların devam edeceği uyarısında bulundu. Ve mobil uygulamalar yağış yüzdelerini çok yüksek gösteriyor. Yağdı geçti diye düşünmemek ve her an yeni bir felaket yaşanacak gibi temkinli ve hazırlıklı olmak lazım. Felaket tellallığı yapmak değil amacım ama bu konuda uyarmak da görevimiz.

Neler yapılabileceği konusuna gelince her şeye temelden başlamak gerektiğini düşünüyorum ama işin temelinde bu mahallelerin kurulduğu yerler var, onları kökten kaldırmamamız lazım ki bu pek mümkün gibi görünmüyor. Dolayısı ile yapılabilecek en iyi şey taşkına sebep olan mevcut kanalları derinleştirip genişletmek. Gerekirse imkan olduğu kadar güzergahın dışına kaydırmak ve yeni kanallar eklemek. Açılacak daha büyük kanallar sorunu önemli ölçüde çözebilir ama burada dikkat edilmesi gereken ciddi bir nokta var. Bizim Demiraçma ve Alandere mahalleleri böyle şiddetli olan her yağışta su baskını ve sel yaşıyor. Her ne kadar bu kadar büyük olmasa da daha öncekilerde de su seviyesi tehlike boyutlarına kadar ulaşmıştı. Ama bu baskınların ortak bir noktaları var. Suyun taşkın halinde mahallelere girdiği noktalar hemen hemen aynı. Kanallarımız sığ ve kanal boyları set oluşturabilecek ağaçlık alanlarla, dikenlik atıl alanlarla dolu. Yine kanal üzerindeki köprü ve menfezlerimizin hem genişlikleri az hem de su seviyesinden yükseklikleri yeterli değil. Dikkat ederseniz şimdiye kadar yaşadığımız su basmalarının neredeyse tamamında su bu köprü ve menfezlerin olduğu yerlerden mahalle içlerine girdi. Selin getirdiği ağaç, odun, pislik, çöp ne varsa bu kanal, köprü ve menfezlerden geçemedi takılarak birikti. Set ve baraj görevi gördü. Önünde biriken su da ulaşabildiği her yeri mahvetti. Derelerin yerini değiştirmek, temizlemek, genişletmek sorunu büyük oranda çözebilir ama bizim bu köprü ve menfezler konusunda da biraz daha detaylı düşünüp ona göre çare üretmemiz lazım.

Sonuç olarak, çok daha büyük ve ağır sonuçları olabilecek bir afetten kanaatimce az hasarla kurtulduk. Allah beterinden korusun. Bu arada sosyal medyada bazı fanatiklerin video ve yorumlarına denk geldim. Altyapı konusunda sağa sola sallıyorlar, hem üzüldüm hem de güldüm içimden. Eminim evdeki lavabosu tıkansa ilaç döküp açamaz, gider tesisatçı çağırır ama lafa gelince sanırsın şehir mimarı, sanırsın altyapı profesörü. Sanırsın Venedik’i o imar etti. Arkadaşım, bir ayda yağacak yağmur Kocaali’ye bir saatte yağdı. O yağmuru bir anda toplayıp atacak bir direnaj sistemin varsa sen yap da görelim. Yap derken, imar etmenden bahsetmiyorum, kağıt üzerinde çiz yeter. Ben ona da razıyım. Sağlıkla kalın…