Çam ormanı mı bal ormanı mı

 

Karapınar’daki orman sıra kesime girdi. 1970’li yıllarda oluşturulan orman 50 yıl sonunda kesildi. Şimdi buranın yeniden ağaçlandırılması gündemde.

Bu arada Karapınar benim dünyaya geldiği köy olduğu için tarihten bu yana köyün yaşadığı talihsizlikleri sıralayayım.

Karapınar biraz güneye doğru büyüdüğünde devlet konuya el atmış ve şimdi Çekok tarafından işletilen, TİGEM kurulmuş. Böylece köyün güney yönünde gelişmesinin önüne geçilmiş.

Ardından köy halkı kuzeye doğru yönelmiş. Bu defa da bu alanda kültür ormanı oluşturulmuş ve köyün bu yönde gelişimi de sona ermiş.

Tarım, hayvancılık, balıkçılık falan yapılmayan köy coğrafyada yol üstü köyü olarak geçiyor. Yani yoldan geçim sağlanıyor. O kadar ki 1980 yılına kadar köyde futbol turnuvaları düzenleniyor, Pazar kuruluyor. Dişçi, otel, fındık fabrikası, manav, pastane, kasap, petrol ve sinema salonu var.

Sonunda yol da Karapınar’ın dışına alındı. Artık “Karapınar Sapağı” var. Neredeyse kimsenin girmediği…

Köyün başına taşocağı kuruldu. Köylünün su aldığı yere önce toprak ocağı kuruldu sonra geri dönüşüm tesisi yerleştirildi.

Şimdi de köy muhtarı Oğuzhan Öztürk, “Buraya çam ormanı değil bal ormanı kurulsun” talebinde bulunuyor. Hey gidi Oğuzhan hey! Dua et de köyün merkezinde kum ocağı açmasınlar.

 

Yerel esnaf ne yapsın

Dolar yükseldi, düştü. Fiyatlar yükseldi, düşmedi. Bir müteahhit ile sohbet ediyoruz. “İnşaat sektörü durmadı. Demir fiyatı yükseldi. Müteahhit yüksek fiyattan demir aldı. Aldığı demirin fiyatı şimdi düştü. Bu adam maliyeti demirin yüksek fiyatından mı hesaplayacak yoksa demirin düşük halinden mi?”

Güzel soru.

Döviz düştü ama düşüşün kalıcı olacağına ilişkin intiba tam yerleşmedi. Bu nedenle maliyetlerde bir düşüş meydana gelmedi. Mesela petrol fiyatları gerilemedi. Hal böyle olunca nakliye maliyetinde düşüş olmadı. Pek çok ürünün ana maliyeti nakliye.

Yılbaşı dolayısıyla artan vergi ve harçlara bir de yeni zamlar eklenince vatandaşın cebine yansıyan bir şey olmamış oldu.

Biz bu arada ne yapıyoruz?

En yakınımızdakilere sitem ediyoruz. Yerel esnafımıza gidip, fiyatların yükseldiğinde artan maliyet bahanesi ile fiyatların yükseltilmesini anlayışla karşıladığımızı, şimdi de düşen döviz karşısında benzer hareketi görmek istediğimizi söylüyoruz.

Ekonomi dersi alanlar bilir. Ürünün satış fiyatını pek çok etken belirler. Üretim maliyeti (hammadde, işçilik, amortisman vb), nakliye ve depolama maliyeti, aracı maliyeti, reklam maliyeti derken… satış fiyatı.

Satış fiyatını belirleyen de aslında son satıcı falan değil. Biz son kullanıcı ile muhatap oluyoruz.

Toptancının istediği yüksek fiyat ile tüketicinin beklentisi olan düşük fiyat arasında sıkışan yerel esnaf ise krizi iliklerine kadar hissediyor. Kar marjından fedakarlık edenlerin sayısı inanın ki az değil. Yakın gelecekte dövizin gerçek değerini bulmasının ardından (bence şu an bulunduğu yerin biraz daha altında olacak) bu krizin son bulmasını bekliyoruz. Umarız kısa sürede bu iş sonuçlanmış olur.

 

Sözleşme iptali

Karasu Belediyesi’nde sözleşmeli işçilerin sözleşmelerinin karşılıklı feshedilmesi ve çalışanların Karsaş bünyesine geçmesi planlanıyor.

İşçiler bu durumun kendileri için avantajlı olup olmadığını bilmiyor. Özellikle hak kaybı yaşamaktan endişe ediyor.

Belediye meclis üyelerinin pek çoğunun durumdan haberi yok.

Oysa daha önceki hafta belediye meclis üyeleri bir araya gelmiş ve istişare yemişler (şey istişare etmişler)di…

 

Kurumlarla ilişkiler

Muhtarlar hiç şüphesiz merkezi yönetimin elini güçlendiriyor. Cumhurbaşkanı bunu en erken tespit eden kişilerden biri. Bu nedenle defalarca muhtarlarla bir araya geldi. Kendisine doğrudan ulaşılmasını istedi.

Muhtarlar günü ilan etti, yerel yönetimlerin muhtar müdürlüğü kurmasını zorunlu hale getirdi.

Pandemi döneminde muhtarlar kendi dertlerini unuttu. Mahallelerindeki vatandaşların maaşları, ilaçları, ihtiyaçları muhtarların ilgi alanına girdi. Kendi evlerindeki ihtiyaçları düşünmediler mahalle halkını dert ettikleri kadar.

Tüm bu şartlar altında muhtarlar hak ettikleri saygıyı görüyor mu? Pek çok kurumda önceliği olması normal karşılanacak olan muhtarlara şu kadarcık bir kolaylık çok görülmemeli! Muhtarların taleplerini “şımarıklık” olarak nitelendirmek aslında nankörlük olur.

En azından cumhurbaşkanımızın gösterdiği değeri göz önüne alıp, pandemi dönemindeki gayretlerini değerlendirip ona göre karar verin.

 

Sendika ne iş yapmalı

Sendikaların kuruluş amacı ve işleyişi bellidir. Kanunla da bu durum tespit edilmiştir. Sendikaların tüzüğünde başkalarının işine müdahale yoktur. Atama ve görevde yükselmeye müdahale olma sendikaların görev sahasının dışında yer alır.

Siyasilere baskı yapmak belki anlaşılabilir ama siyasilerden aldığı güçle memur ve işçilere baskı yapmak sendikaların görev alanında değildir.

Siyasi erkten aldıkları güçten ya da siyasi otoriteye muhalif olmalarından dolayı üyelerini daha iyi ya da daha kötü hizmet etmeye teşvik edemezler.

Kendi üyelerinin haklarını savunurken, kendi üyesi olmayanları ezemezler, başka çalışanların hakkını gasp edemezler. Sendika üye sayılarının fazlalığına ya da siyasi erke güvenerek çalışma barışını tehdit edercesine adım atılamaz.

Sendika başkanı kurum amirlerinin yetki ve sorumluluk alanlarına giremez.

Sendikaların birbiri ile çatışması ancak çalışanların ortak kazanımı için olmalıdır. Ama bizde sendikalar kendi işlerinin dışında her işi yapıyor. Siyaset yapıyor. Müdürlere parmak sallıyor ve “seni oraya biz getirdik” mesajı veriyor. Kendi üyesi olmayanlar üstünde baskı oluşturuyor. (Görevini layığı ile yapanları tenzih ediyorum elbette.) Bundan aslında sendikalar bile rahatsız. Çünkü çatışmaktan, atama takip etmekten, siyaset yapmaktan kendi işlerini yapmaya fırsat bulamıyorlar.

Yapılması gereken şey basit aslında.

Herkes kendi mecrasına çekilecek. Konu kapanacak.