Kocaali’mizin özellikle sahil kesiminde, Alandere, Yayla, Yalı ve hatta Ağalar Mahallesi’nin düşük kesimlerinde işi kontrol altına aldık. İnşaatlaşma ve yapılaşma anlamında palas pandıras işlere müsaade etmedik. Caddeleri sokakları geniş, sosyal alanları, park ve bahçeleri, halkın nefes alacağı alanların bolca bırakıldığı yeni bir mimari modelle gidiyoruz. Ben şahsen bu konuda gelecekten oldukça ümitliyim.
Yalnız burada bir hususu gündeme getirmeden geçmek istemiyorum. Hem gençlerimiz işin özünü öğrensin hem de unutanlar hafıza tazelesin istiyorum. Kocaali özellikle sahil kesiminde ve imara açılan yeni alanlarda az katlı ve yatay mimari temelinde bir gelişim gösteriyor. Bunun temelinde ise on beş, on altı yıl öncesinden yapılan planlamalar yatıyor. Eski kaymakamlarımızdan Necmi Akman’ın adını anınca geçmişe gittiğinizi tahmin edebiliyorum. O yıllarda Kocaali’de imar işleri hızlanıyor, yapılaşma şekillenmeye başlıyordu. Yerel idare ve mülki idare bu işin temkinli bir şekilde yürütülmesi, kontrolsüz bir şekilde patlamaması konusunda sürekli istişareler yürütüyordu. Dönemin Belediye Başkanı Ahmet Acar ve dönemin Kaymakamı (Merhum) Necmi Akman sık sık bir araya geliyor, hemen her platformda bu konudaki iradelerini ortaya koyuyorlardı.
Gazeteci olarak belki de yüzlerce toplantılarına katıldım. Kaymakam Necmi Akman’ın Başkan Ahmet Acar’a “Buranın doğallığını korumak için mutlak suretle yatay mimariyi öne çıkarmak ve kontrollü bir şekilde sürdürmek gerekir. Aksi takdirde önü alınamaz şekilde beton yığınlarıyla dolu bir yer haline gelir” dediğine canlı şahit olan biriyim. Keza Başkan Acar da Rahmetli Necmi Akman ile aynı görüşteydi ve görevi süresince buna riayet etmeye gayret etti. Velhasıl bugünün temeli o dönemde atılmış oldu.
Turan Başkan’ın döneminde de yine az katlı ve yatay mimariyi ön planda tutan yapılaşmaya şahitlik ediyoruz. Eksiği fazlası yanlışı doğrusu var mıdır derseniz. Elbette düzeltilmesi gereken yerler vardır ama genel olarak iyi gittiğimizi düşünüyorum. Yani kumsaldan Kocaali’ye doğru baktığımızda taa Çamdağı’nın zirvesine kadar, Kirazlı’ya kadar görebiliyoruz. Şayet bu düzeni koruyamasaydık, merkeze doğru baktığımızda beş altı yedi katlı binaların balkonlarındaki ve çatılarındaki çanak antenlerden başka bir şey göremezdik.
Buna rağmen maalesef aynı şeyi merkez ve merkeze yakın mahallerimiz için söyleyemiyoruz. Özellikle merkezdeki çarpık yapılaşma ve eski binalar iyiden iyiye can sıkıyor. Bu konuda sosyal medyada birçok tartışma oldu, bizler de çok kez yazdık. “Çarşı içinde itfaiyenin ambulansın bile giremeyeceği sokaklar, yorulup yaslandığında yıkılacak durumda olan binalar var. Bir el verin şu cenazeyi ortadan kaldıralım” dedik.
Bundan hemen hemen sekiz dokuz sene önce merkezdeki dört dönümlük alanda kentsel dönüşüm çalışması yapılmıştı. Elliye yakın binanın acil yıkılması gerektiği bir o kadar da hasarlı yapının olduğu o dönemin raporlarında yer almıştı. Ancak görüşmeler sonuçsuz kaldı. Konunun fazla detayına girmek istemiyorum, çünkü işin o kısmı vatandaşın kendi hür iradesi ile alması gereken karar.
Son bir iki yılda merkezde bireysel girişimler sonucu yenilenen binalar mevcut. Ve yeni yapılar ortaya çıktıkça ilçenin daha da güzelleştiğine şahitlik ediyoruz. Geçtiğimiz hafta da yeni bir kentsel dönüşüm çalışması başlatıldı. Önceki çalışma gibi sonuçsuz kalmaması gerektiğini düşüyorum. Mülk sahiplerimiz umarım bu konuda kapıları açık tutar ve Kocaali’mizin mimari açıdan geleceğini ilgilendiren bu işin altından alnımızın akıyla çıkarız. Biraz da hızlı olmamız lazım çünkü işimiz sadece merkezdeki birkaç dönümlük araziyle sınırlı değil… Birkaç parça halinde dönüşüm yapmamız gerekecek. Bu da zaman alacak. Sağlıkla kalın…
