Köşe Yazıları

BU NE YAMAN ÇELİŞKİ

Son zamanlarda eğitim kurumlarımızda arzu etmediğimiz olaylar cereyan ediyor. Sanki cinnet halini yaşıyoruz. Bir şeyler yolunda gitmiyor. Kurumlar üzerinde kaotik bir ortam hakim. Bu kaos hali birdenbire ortaya çıkmadı. Bu sona adım adım her anını görerek ve yaşayarak geldik ama hep safa yattık. Gördüğümüzü görmemezliğe duyduğumuzu duymamazlığa geldik. Genelde günü kurtarmanın derdine düşerek gerçeklerle yüzleşmek istemedik.

Eğitim sürecimizi kısaca gözden geçirirsek; Doğan her çocuk 0-3, 0-6 yaş aralığında anasınıfı, okul öncesi sonrasında sırasıyla ilkokul, ortaokul ve tabi ki 2012-2013 eğitim yılından itibaren zorunlu hale geldiği için lise eğitimine devam eder.  Bu şekilde 0-3, 0-6 yaşında 18 yaşına kadar devletin örgün eğitim kurumlarında eğitimciler nezaretinde zaman geçirir.

Dünyanın çoğu ülkesinde lise eğitimi zorunlu değildir. Örneğin Japonya’da durum budur. Zorunlu olan çoğu ülkede de ortaöğretimden sonra çocukların zihinsel kapasiteleri ilgi ve yetenekleri göz önünde bulundurularak akademik veya mesleki eğitim kurumlarına yönlendirilir. Yani her çocuk akademik liseye istese de gidemez bu yönlendirmelerde ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal potansiyeli imkanı ve ihtiyaçları da göz önüne alınır. Bizde ise böyle bir kategorize etme söz konusu değildir kısaca plan programdan yoksun rastgele, Allah ne verdiyse.

12 yıl zorunlu eğitimin sonunda da çocuklarımızı sınava sokar her tarafta ot gibi diktiğimiz çoğu içerikten ve nitelikten yoksun üniversitelere doldururuz. Orada da iki, dört veya altı yıllarını daha alırız. Mezun ettikten sonra da tamamına yakını için farklı bir dünya farklı bir arayış başlar. Çünkü mezun oldukları yıllarca dirsek çürüttükleri okul sıralarının onların gerçek hayata hazırlanmasında çokta bir etkisi olmamıştır.

Şu an da ülkemizde herhangi bir üniversiteyi kazanmak değil kazanmamak maharet ister çünkü hangi amaçla hangi plan gereğince açıldığı bilinmez yüzlerce kamu veya vakıf üniversitesi açtık. Vakıf üniversitelerin çoğu da eğitime, eğitim olgusundan ziyade ticari bir olgu olarak bakarlar. Tüm bu okul bolluğunda ve girme kolaylığında Türkiye’deki okullara girmeyi yine de beceremeyen varsa onlarda yakın çevremizdeki yani yurtdışındaki paralı üniversiteleri tercih eder siyasi nüfuzları da biraz fazla ise denkliği de kolayca aparırlar.

Bir başka paradoksta kamuya memur alımlarında kendini gösterir. Özel kadro, istisnai kadro bir de bunların dışında mülakat denen garibe ve ucube sistem amacının dışında kullanılarak dayısı olanlara öncelik sağlar. Yıllarca mülakatın kaldırılması veya daha şeffaf ve objektif olması için kameralar karşısında yapılması önerildi ve tabi ki reddedildi. Bu durumda nitelikli insanlarımızın moral ve motivasyonunu ve hakça mücadele azimlerini törpüledi.

Yurt dışında eğitim gören üniversiteli gençlerimiz hariç Türkiye’de şu an da üniversitelerde eğitim gören gençlerimizin nüfusumuza oranı binde doksanların üzerindedir. Bu oran gelişmiş batı ülkelerinde yüzde kırklar civarındadır. Bundan dolayı da üniversitelerimiz müzmin, müşteki gençler yetiştirme merkezi haline gelmiştir. Örneğin her tarafa ot gibi hukuk fakültesi açtık. Piyasayı hukukçularla doldurduk. İstatiksel olarak 423 kişiye bir avukat düşmektedir.

 

DEVAMI GELECEK..