Bilgi akışı sorunu

 

Bakın doktora gidersiniz. Doktor size hastalığınızı, uygulayacağı tedaviyi ve kullanacağınız ilaçları söyler. Sizi bilgilendirmesi yasal olarak hasta hakları içinde yer alır da… Bir işe daha yarar. Kendinizi güvende hissedersiniz. Karşınızdaki insanın konuya hakim olduğunu düşünür, güvenle tedaviye uyum sağlarsınız.

Dünyanın en önemli sorunu aslında iletişimdir. Kendini iyi ifade eden ile karşısındakini iyi anlayan insanlar genelde çatışmaz, uzlaşır.

Düşman aileleri bile bir araya getirmeyi başarırsanız büyük ölçüde sorunu çözmeye başlarsınız.

Ticarette de sosyal hayatta da aslında dilini iyi kullanan insan kazanır. Hatta aşkta bile öyledir.

Siyaset de doğru iletişimdir. Kendini iyi ifade eden yönetime gelir. Ancak yönetime gelmek işin yarısıdır. İkinci kısmı yönetimde kalmayı başarabilmektir. Yöneticiler genel olarak geçmişteki sözlerini, gelecekteki yerlerini korumak için tutarlar. (Bazıları verdikleri sözün namus olduğunu düşünür. Onları ayrı tutmak lazım.)

Yaz ayları belediyeler ve genel yönetim için hizmet dönemidir. Her ne kadar insanlar “Kışın evde bunaldık. Tam sokağa çıktık, ortalık şantiyeye dönmüş” dese de hizmetlerin samimi olması tüm muhalifleri ikna edecektir.

Ancak bu süreç içinde insanların daha az mutsuz olması için de bir şeyler yapılabilir. Ne gibi mi? Mesela fiiliyata geçileceği gün ne zaman olacaksa bu önceden vatandaşa haber verilebilir. Bu şekilde insanlar sürprizle karşılaşmamış olur. Daha az mutsuz olurlar en azından.

Uygulamanın ne kadar süreceği de vatandaşa haber edilebilir. Bu şekilde insanlar “Çektik ama şu gün bitecek” diye düşünür ve mutsuzlukları azalır.

Finalde de projenin bittikten sonra nasıl olacağı anlatılabilir. Bir görselle mesela.

Tüm bunlar için aslında çok kolay bir yol var. Basın! Bu iş için çalışan bir sürü arkadaşımız var. Hatta bununla ilgili pek çok kurumda özel personel bile istihdam ediliyor.

Ha basını sevmediniz.

O zaman sosyal medya var. Kullanın. İnsanların beğeni sayısının düşük olmasına bakmayın. Görme sayılarını da gözden geçirin. Daha geniş kitlelere ulaştığınızı göreceksiniz.

Bu ikisini de beğenmediniz.

Peki o zaman…

Kendi bülteniniz var. Oradan bilgilendirin. Bari kendi kurumunuza haber atlatmayın.

 

Samanyolu’nu açsaydınız keşke

Karasu Işıklar’da kavşak çalışması var. Bir haftadır edindiğimiz bilgiye göre hem bu çalışmanın sonunda hem kavşak olacak hem de ışık gelecek.

Kulaktan kulağa dolaşan “Pazartesi bitecek, hafta sonu tamam olacak” ifadelerini bir kenara bırakırsak…

Yolda çalışma olduğunda alternatif yollar açılır. Bu çalışmada da görüldüğü gibi Karasu’da ışıkların bulunduğu alanı kapattığınızda Karasu’yu kapatmış olursunuz.

İlçeye ne girebilirsiniz ne de ilçeden çıkabilirsiniz.

Peki bu çalışma başladığı anda Samanyolu (Siz burasını “Vatan” olarak okuyun) Caddesi’ni trafiğe açsaydınız…

Sahil ile şehir merkezi arasındaki bağlantıyı bu şekilde sağlamak çok daha kolay olurdu.

Yoldaki çalışma kazasız belasız bitirilirse ne ala. Ancak geçici olarak da olsa Samanyolu Caddesi trafiğe açılsaydı en azından bu dönem hayat daha kolay olurdu.

 

Merak bizimkisi

Karasu Belediyesi yeni personel alacakmış. Zabıta birimine 6 yeni memur…

Aranacak şartlar arasında hukuk fakültesinden mezun olmak var. Üç kişi bu statüde olmak durumunda. Bir kişi için siyasal bilgiler ve idari bilimler fakültesinden olması lazım. Son iki tanesinin siyaset bilimi ve kamu yönetimi mezunu olması isteniyor.

Hukuk fakültesi mezunu adam avukat, hakim savcı olmak varken neden zabıta olmak istesin?

Ya da kamu yönetimi bitiren kişi neden kaymakamlık sınavlarına girmek varken Karasu’ya zabıta olmak istesin?

Vardır mutlaka öyle insanlar ama…

Aklımız çok ermedi o işlere…

 

Fındık fiyatı lobisi

Defalarca ayı hikayesi anlattık. (Hani şu “ayının Ankara’da tanıdığı var benim yok” şeklinde olan.)

Temmuz ayı geldi. İnsanlar artık fındıklıklara gitmeye başladı. Tırpan yevmiyesi belli oldu. Yakında fındık toplama yevmiyesi de belli olacak. Patoz makinesi fiyatı da belirlenir. Peki fındık fiyatı?

Cılız bir iki ses çıkıyor. Arada biri çıkıp “Ne oldu fındık fiyatları” diye soruyor sonra konu gargaraya geliyor.

Fındık fiyatından önce fiyat istikrarı lazım değil mi? Her sene fındık fiyatı mı konuşacağız biz? Memur seneye ne kazanacağını bilir. İşçi bilir. Sanayici aşağı yukarı seneye ne kazanacağını bilir. Ne kadar ödeyeceğini bilir. Kiracı seneye ne fatura ödeyeceğini bilir.

Esnaf ne vergi vereceğini bilir.

Fındık üreticisi seneye ne kazanacağı konusunda hiçbir fikre sahip değildir.

Seneye fındık olabilir de olmayabilir de. TMO fındık alabilir de almayabilir de…

Kastamonu’daki bir tabelada yazdığı gibi, “Daş düşebülü ayı çıkabülü…”

İyi de biz fındık üretimi ile dünya lideri olmakla övünmüyor muyduk? Fındık bu ülkeye en büyük girdiyi sağlayan ihraç ürünü değil mi?

Tüm bu şartlar altında fındık fiyatı halen ülke gündemine gelmiyor.

O halde bizi asın…

 

Yasaklardan sonra

Pandemi yasakları gevşetildi. Bazılarımıza mantıklı gelen bazılarımızın aklının almadığı uygulamalar oldu. Mesela ben mesai kısıtlamasını anlayamadım gitti.

Aynı işi yapmak zorundayım. Ancak daha kısa sürede… Bu durumda temas artmak zorunda değil mi?

Yani bankadaki işleriniz aynı. Bankanın müşteri sayısı da aynı. Ancak tüm bu işi daha kısa sürede yapmak zorundasınız. Hal böyle olunca daha fazla insanla temas etmek durumunda kalıyorsunuz.

Peki aslında çalışma süresini uzatsaydınız hatta iki katına çıkarsaydınız, personel de rahat çalışsaydı, insanlar da birbirine temas etmeseydi daha az bulaş olmaz mıydı?

Neyse o günler gitsin de geri gelmesin inşallah.

Ama “inşallah” demenin dışında da bir şeyler yapmak lazım. Kuralları koyanlar aslında pek çok açıdan düşünmek zorunda. Biz de kuralların gevşetilmesini suiistimal etmemeliyiz. Şimdiye kadar uyduğumuz kurallardan ödün vermeden bir süre daha hayatımızı sürdürmek durumundayız. Kış ayları geldiğinde yeniden eve kapanırsak hem ekonomik olarak hem de ruhen çok zor günler bizi bekliyor olacak.

İnsanların karşısındakini geri zekalı yerine koyarak ikaz etmesi gerilimlere neden oluyor ama…

Başkalarının geri zekalı gibi davranması da facia ile sonuçlanıyor.

Lütfen birbirimizi nazikçe kurallara uymaya davet edelim. Yoksa yetkililer bizi eve davet ediyor.

Aşıya karşı olanlar

Aşıdan korkmayı anlarım. Aşıdan sonra ortaya çıkabileceklerden endişe etmenizi de anlarım. Hatta vücudunuza zayıflatılmış da olsa canlı virüs verilmesinin sakıncalı olduğunu da düşünebilirsiniz.

Ancak hiçbir bilimsel gerekçe olmadan, sırf karşı komşunuz dedi diye aşıya karşı olmanız ne kadar mantıklı?

Bilim adamlarının artniyetli olduğunu düşündünüz, bu artniyetli adamlarım bizim idarecileri aldattığına kanaat getirdiniz, kandırılabilecekler listesine Türkiye’de görev yapan tüm sağlık çalışanlarını koydunuz, dünyadaki tüm yetkililerin de bu konuda hemfikir olacak kadar basiretsiz olduğunu düşündünüz ama bir tek karşı komşunuzun yanılıyor olmasına ihtimal vermediniz.

Bir de internette yazanlara falan çok itimat etmeseniz iyi olur.

Bir doktor arkadaşım “Google’den öğrendiklerinizi Yahoo’da teyit edin. Bize gelmeyin” diyordu.

Ne demek istediğini şimdi çok daha net anlıyoruz.