Köşe Yazıları

Başınıza Adam mı Dikelim

Malumunuz Kocaali’mizin en kıymetli varlıklarından biri hiç şüphesiz el değmemiş kumsalımız. Suyu ayrı güzel, her derde deva şifalı kumu ayrı güzel. Bir de geçtiğimiz ay gelen mavi bayrak haberi elimizdeki cevherin değerini birkaç kat daha artırdı. İnşallah şu an devam eden çalışmalar tamamlandığında kumsalımız daha da kıymetlenecek.
Kıymetlenecek ancak biz bunun değerini bilebiliyor muyuz? Veya ne kadar biliyoruz? Bana soracak olursanız bu konuda oldukça duyarsızız. Yıl olmuş 2025 hala sahilde insanlar tarafından bırakılan çöpleri anlatmaya çalışıyoruz. Geçtiğimiz hafta sonu bizzat kumsala inerek gözlemledim. Sağa sola fütursuzca bırakılmış poşeteler, içecek kutuları, sigara izmaritleri, plastik ve kağıt bardaklar… ne ararsanız var. Yine Kocaali Belediyesi de bununla ilgili sezon başından beri yayınladığı haberlere bir yenisini ekledi. Sabah temizliğinde iş makineleri tarafından toplanan evsel atıklar dağ gibi.
Yahu bu bir insanlık meselesi. Bu bir özveri ve saygı meselesi. Hem doğaya saygı hem çevreye saygı, hem de çevredeki diğer insanlara saygının net bir göstergesidir. Her şeyden önce insanın kendisine olan saygısının göstergesidir.
Ne yapalım? Sahili temiz tutmanız için kumsala adım başı ‘Buraya çöp atmayın’ tabelası mı dikelim? Elimize megafon alıp bağıra bağıra sahili mi gezelim? Sahil tıklım tıkış doluyken kumsalda çöp arabası mı gezdirelim? Kumu temiz tutmanız için ne yapalım? Başınıza adam mı dikelim?
Umarım tekrar olmaz
Yine geçen hafta Salı sabahı son dönemlerde eşine rastlamadığımız bir olayla güne uyandık. Malum karavan firmasına yapılan operasyondan bahsediyorum. Birkaç yıldır Kocaali’de hizmet veren bir işletme olmasına rağmen şu ana dek ne haber ne de reklam bağlamında herhangi bir diyalogum olmadı. Ancak sokakta birçok dedikodunun dolaştığına şahit olmuştum. Sipariş verdiği aracı anlaştığı şekilde teslim alan birçok müşterinin yanı sıra alamayanların da olduğu ve bunun ciddi mağduriyet yarattığı konuşuluyordu. Ancak hiçbirimiz olayın bu denli büyük olduğunu ve sürecin böyle büyük bir operasyonla sonuçlanacağını tahmin edemiyorduk. Sonuç itibariyle geçtiğimiz hafta içi süreç birçok tutuklamayla neticelendi. Soruşturma da halen devam ediyor.
Olayın helal haram kısmı kul ila Allah arasında. Firma yetkilileri yüzü aşkın kişinin mağduriyetini giderir mi bilemeyiz ama süreç oraya doğru gidiyor gibi. Ancak iyi veya kötü her ne olursa olsun firmanın ilçemizde bulunmasından dolayı olumsuz anlamda etkisi olacağı kesin. Biz Kocaali’mizi her zaman iyisiyle güzeliyle konuşalım, insanlar bizi iyi bilip gelsinler diye canhıraş didinirken bu gibi olayların meydana gelmesi… ne yalan söyleyeyim motivasyonumuzu düşürüyor. Umarım yeniden bu tür olaylarla gündem olmayız.
Toprağı betonlaştırdık
Sosyal medya ve il basınında ses getiren bir haber de yine birkaç gün önce gündeme bomba gibi düştü. Bölgemizin en önemli turizm değerlerinden, doğal koruma alanı olarak varlık sürdüren Maden Deresi. Dere bütünüyle kuruma noktasına gelmiş. Arkadaşların sosyal medyaya attığı haberden sonra hafta sonu günübirlik tatil için giden tanıdıklarıma sordum. Anlattıklarına göre gerçekten de durum oldukça kötü. Derede akar su kalmamış. Dere içindeki çukur olan ve güneş görmeyen noktalarda küçük küçük havuzlar kalmış. Gerisi yok. Ben şimdiye dek böyle bir şeyin olduğunu ne gördüm ne de duydum. Muhtemelen de tarihinde hiç bu hale gelmemiştir.
Velhasıl bu olay bize iklim değişikliği ve kuraklığın artık ne denli tehlikeli hale geldiğini gösteriyor. Ve bu tehlikeyi bertaraf etmek için çok mücadele etmemiz ve birçok şeyden taviz vermemiz gerekiyor. Yeraltı içme suyumuzun tükenmesi, derelerimizin kuruması çoğunlukla insan kaynaklı. Yanlış tarım uygulamalarımızdan kaynaklanıyor. Türlü türlü ilaçlarla toprağı çoraklaştırdık. Tırpan motoru, üfleme motoru gibi aletlerle toprağın geçirgen kısmını yok ettik. Adeta betona çevirdik. Yeraltı suyumuzun beslenmesi için toprağımızın gevşek ve geçirgen olması gerekiyor. Betona dönmüş toprağa yağan yağmur içe işlemeden akıp gidiyor. Bizim bu döngüyü tersine çevirmemiz lazım. Ama başa dönmemiş gerçekten de kolay olmayacak. On yılda yarattığımız tahribatı silmemiz belki de birkaç on yılımıza mal olacak.