Babamın sol cebi

 

“Ormancı Babamın”, ceketinin sol cebine, başlığı okunacak şekilde yerleştirdiği “Cumhuriyet Gazetesini”, eve getirdiğinde, her akşam okuyarak, “Kuvvacı Ruhumu” geliştirdiğim ve bu günlere kadar muhafaza ederek, geçmişti gençlik yıllarım…

 

***

Hele de, “Kalpaksız Kuvvacı Uğur Mumcu’nun” tutku haline gelen, “Gözlem” adını verdiği köşesinde, toplumu aydınlatıcı, uyarıcı yazılarıyla, daha da bilinçleniyor, Cumhuriyet, Demokrasi Özgürlük gibi kavramların, çok zor kazanıldığı, fakat uyanık  olunmadığında, elden kaçırılabileceği uyarılarını, okuyarak geçiyordu yıllarım…

 

***

Benim gibi, ülkemin duyarlı milyonları, “Gözlem” köşesinde okuduğu yazılarıyla, daha da bilinçleniyor, güzel vatanımız için, emperyalizm ve yerli işbirlikçileri ile dönen oyunları, daha iyi anlayabiliyordu.

***

İşte, Ülkemin, cesur ve bükülmez kalemi,  28 yıl önce, Ocak ayının 24’üncü, soğuk bir pazar günü, otomobiline yerleştirilen C-4 tipi plastik bomba tabir edilen, kalleş bir düzenek kullanılarak, 51 yaşında ortadan kaldırılan Kuvvacı Uğur Mumcu ile birlikte Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy gibi aydınların da kalleşçe katledilmelerinden sonra, Cumhuriyet değerlerimiz tepetaklak olmuş, Ülkem, siyaset sahnesinde, sözde Atatürkçülerin, koltuk hırsları, gerici, yobaz emperyalist güçlere teslim edilmiş ve hüviyet değiştirerek bugünlere gelinmişti.

***

Atatürk Devrimlerinin bekçisi olmanın ulviyetini, Dik duruşlu olmanın, düşüncelerini, yalpalamadan savunmanın, laiklikten ödün vermeyen Atatürkçü tavrı, hep Kuvvacı Uğur Mumcu’nun yazılarından öğrenmiş, aydınlanmanın yolunu hep onun yazılarında bulmuştum.

***

30-40 yıl öncesi yazılarıyla, “Laiklik Ruhuna El Fatiha” derken, bugün, halktan yetki aldığını söyleyenlerin, “Halka rağmen”, nasıl, laiklik ilkesinin yok edilmek üzere olduğuna şahit olmalarını öngörmesi, onun, toplum tarafından, ne kadar da, haklı olduğunu göstermektedir.

***

Yaşadığımız bu cennet vatanın tapusunun tescillendiği, Lozan Zaferine karşılık, emperyalistlerin kuklası olmuş Osmanlı’sına kabul ettirdikleri Sevr’i savunanlara karşı, nasıl da uyanık olmamızı, 40 yıl öncesinden haykırarak söylemesi, bugün gelinen durum ile nasıl da, ayan beyan ortada olduğu meydandadır…

***

Özgür vatandaşlık bilincinin kazanılması için kurulan, “Köy Enstitülerinin”, kapatılarak yerine, Osmanlı’nın, kulluk geleneğini kurmaya yönelik, “İmam Hatip” modelinin konması ile Devletin, politize olarak, Hukukun, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Üniversitelerin, Diyanetin, velhasıl tüm kurumların “Parti devleti” haline dönüştürülmesiyle aşiret görüntülü “Devlet Yapısı” ortaya çıkmıştır…

***

Uğur Mumcu, “Tarikatlara ve cemaatlere alınan genç çocuklar, 30 yıl sonra general olacaklar ve Cumhuriyete karşı ayaklanacaklar” derken 1993 yılından, 15 Temmuz 2016, “Hain Fetö Darbesini” işaret ediyordu…

***

Yine, katledilmeden iki gün evvel, 22 Ocak 1993  tarihli yazısında ise; “İmam ve Hatip olarak yetiştirilenlerin, emniyet müdürü, hakim, savcı, kaymakam, vali hatta subay olacaklarını” işaret ederken, bugünkü manzara karşısında ne kadar da haklı olduğunu görmekteyiz…

***

Sağanak yağış altında bir günde, 500 bin kişiye yakın muhteşem bir topluluğun katıldığı cenazede hep bir ağızdan ve coşkuyla; “Ankara’nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak. Uyan uyan Gazi Paşa şu feleğin işine bak” ve “Türkiye laiktir laik kalacak” diye haykırıyordu…

 

***

Cumhuriyet değerlerine, sıkı sıkıya bağlı “Atatürkçü öğretmen ablamı” Ankara’ya her ziyarete gittiğimde, Cebeci Mezarlığındaki kabri başında; “Ben, Atatürkçüyüm… Ben, cumhuriyetçiyim… Ben, laikim… Ben, insan hakları savunucusuyum… Ben, terörün karşısındayım… Ben, yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım… Ben, dün sabaha değin, araştırarak yazdığım hiçbir konuyu yalanlayamadınız. Öyleyse vurun, parçalayın beni… Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar doğacaktır.” diye yazan kabrinin önünde, bu satırların yazarı olarak; sana, söz veriyorum Uğur abi…

***

Seninle yaşama tutunan, her gün aldığı “Cumhuriyet Gazetesini” devlet memuru olmasına rağmen korkmadan, yalpalamadan, “Sol Cebinde” taşıyarak eve getirdiğinde her akşam seni okuyarak huzurla, uyuyan Ormancı Kazım’ın oğlu olarak; diyorum ki;

Sen ölmedin! 

Fikirlerinle yaşıyorsun!   

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.