AKEPE zihniyeti ve kara propaganda 

 

Yüce Peygamberimiz daha ölüm döşeğindeyken başlamıştı. (Zalim) Muaviye ile de zirve yapmıştı…

***

İktidar ve güç uğruna, Yüce Kitabımız Kuran’ı Kerim, bu güce kul olanlar tarafından, istedikleri gibi yorumlanıyor, “İndirilmiş Kutsallık” “Uydurulmuş Kutsallıkla” halka, din diye anlatılmaya çalışılıyordu, yüzyıllardan beri…

***

Günümüze kadar gelen bu düşünce ile yine iktidarlarını devam ettirmek, zenginleşerek oluşturulan gücü kullanarak, sorgulamayan, denetlemeyen, korkan ve biat eden toplum yapısı oluşturulmaya çalışılıyordu…

***

Bu ülkede, üzerine, tek bir leke kondurmadan, yaptığı çeşitli Bakanlıklar ile yaşadığı toplumu daha aydın, daha özgür birey, bilinci ile donatmak için mücadele eden Fikri Sağlar gibi yürekli bir aydının, İslam’ı “Siyasallaştırma” gayretiyle Cumhuriyet rejimini, din esaslı bir rejime dönüştürme gayretindeki tehlikeyi, işaret etmesi karşısında, büyük bir cephe oluşuyordu…

***

Ne demişti Fikri Sağlar da bu cephe bu kadar büyük gürültü çıkarmıştı? Adaleti, hakkı, hukuku, temsil etmesi gereken bir hakimin televizyona çıkıp da; “Ben inanç sahibi bir Müslüman’ım ve sık sık Medeni Kanunu mu, yoksa kutsal inançları mı kullanacağım, bu ikilem arasında kalıyorum” demesine dikkat çekiyordu…

***

Bağımsız, tarafsız olması gereken bir hakimin türbanı, “Siyasal İslam’ın” sembolü olarak kullanması karşısında, aynı kuşkuyu duyabileceğini söylüyor halkına bu tehlikeyi işaret ediyordu…

***

Yani, Fikri Sağlar, başörtüsüne karşı çıkmıyor, başörtülü bir hakimin, Medeni Kanuna göre mi, yoksa dini inançlarına göre mi, karar vereceği ikilem tehlikesini, gözler önüne seriyordu aslında…

***

Malum çevreler ise kendi faşizanlıklarının farkında olmayıp, bu açıklamayı faşistlik olarak nitelendiriyorlardı.

***

Günümüzde, “Cuma Günü namaz sebebiyle derse gelmeyen öğrencileri” “Nişanlıların, el ele olmasını yasaklayan, Diyanet Başkanını,” “Sokağa yalnız çıkan kadını fahişe sayanları” “Cinsel temasta, şeyhini anarsan, çocuğun ahlaklı olur, diyen dekanı” “Yılmaz Özdil ve Cüneyt Akman gibi görevinin Cumhuriyet Türkiye’sini muasır medeniyetler seviyesine çıkarma hedefini gösteren Atatürk ve devrimlerini yaşatmak olan, kırılmaz kalem Yılmaz Özdil ve Cüneyt Akman gibi aydınlar için “Cenazeleri Camiye alınmasın” diyen üniversite doçenti “Sefil Ebu Bekir efendiyi” nereye koyacaksınız?

***

Böyle bir cehalete, faşizm demeyeceksiniz de, haklı kuşkularını bir aydın sorumluluğuyla ortaya koyan kişiye “Faşist” diyeceksiniz öyle mi?

***

Başörtülü kadın CHP’li ise “Vitrin Mankeni” olacak. Yok eğer AKEPEli ise inançlı, bacım, imanlı anacığım, ahlaklı kız kardeşim olacak

 

 

 

***

  1. yüzyıl uygar dünyasında artık, başı, örtülü-açık ayrımı yapmadan tüm kadınlar, dilediği kıyafetle, yaşam tarzını belirleme özgürlüğünde olmalıdırlar.

***

İktidarı ve gücü elinden bırakmak istemeyen AKEPE zihniyeti kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi yaşamak istemeyen toplum kesimlerine karşı kullandığı “kara propaganda” ve nefret diliyle “Din kurallarına göre yönetilen şeriat devleti” hedefine doğru adım adım sürüklüyor ülkeyi…

***

Tıpkı İran’da 1979’a giden tarihsel “Humeyni süreci” gibi…

***

İşte, aydın olmanın gereğidir, bu kafasını kuma gömenlerden, ekseni kayanlardan ve sağa sola şirin görünmeye çalışanlardan olmadan, cesaretle ortaya çıkmak…

***

Teşekkür ederim Fikri Sağlar… İyi varsın… Sağ ol…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.