Dolardaki dalgalanma ile ilgili bir iki şey söylemek istiyorum. Birbirimizden bakış açısı olarak ne kadar uzaklaştığımızı görelim istiyorum. Bizi tanıyanlar bilir ki mesleğimiz ile ideolojimiz arasında kalınca bir duvar vardır.
Gazetemizin bu kadar benimsenmesinde de bu konunun etkili olduğunu biliyoruz.
Onun için bu yazıyı birbirimizi ötekileştirmeden okuyalım.
Ülkemizde bir kriz çıktı. TL/döviz dengesi TL aleyhine bozuldu.
Daha ayrışma burada başladı. Bir kesim “Dolar yükseliyor” dedi. Diğer kesim “Dövizin yükseldiği falan yok! TL değer kaybediyor” dedi.
Aslında ikincilerin söylediği daha doğru. Zira dövizin yükselmesini gerektirecek bir şey olmadığına göre kriz TL’nin değer kaybetmesine neden oldu. Buraya kadar normal.
Sonra dövizdeki yükseliş artınca bir kesim ölümüne eleştirmeye başladı. Sosyal medyada hükümeti eleştirirken Türk Lirasını aşağılayan ifadeler kullanıldı. Maaşların dolar karşısında ne kadar değer kaybettiği gün gün hesaplandı ve geyikler çevrilmeye başlandı. Bu esnada bilimsellikten uzak savunmalar yapan iktidar yanlıları da oldu. Yaşanan durumu ölümüne savunan çıkmadı. Ama ölümüne sabreden çıktı.
Sonuçta pazartesi akşamından itibaren döviz/TL dengesi, TL lehine değişmeye başladı. Bu andan itibaren sosyal medyadaki paylaşım dengesi de değişmiş oldu.
Bu defa ölümüne eleştirenler nefsine yenik düşen paylaşımlar yapmaya başladı. Dün asgari ücretin her gün ne kadar eridiğini hesaplayanlar salı sabahı, “Kim kaç liradan dolar aldı kim kaç liradan bozdurdu” demeye başladı.
Mutlaka onların da sorulması sorgulanması lazım. Bu milletin hakkını yiyenin iki yakası bir araya gelmesin. İki yakasının bir araya gelmemesi için ikimiz de o yakalara yapışalım. Yakalarla kalmayalım, yalakalara da yapışalım. Ama dolar çıkarken de çıkarken de aynı noktaya bakalım. Aynı noktadan eleştirelim.
Dolardaki düşüş bu şekilde devam eder ya da dolar bu şekilde kalırsa alım gücümüzün de artmasını talep edelim. Marketlerde fiyatların düşmesini talep edelim. Gübre, kağıt ve petrol ürünlerin fiyatlarının düşmesi için gerekli adımların atılmasını destekleyelim.
Ama her konuda muhalif olmak, muhalif olmayı sevmek anlamına gelir. O zaman da insanlar “Bunların iktidar olası yok. Muhalefet bunlara çok yakışıyor” diye düşünüyor ve siz o şekilde kalıyorsunuz.
İnanmazsanız Muzaffer Tatlı’ya bakın. Adam her şeye muhalif. Muhalif olmak da ona çok yakışıyor.
O nedenle de iktidar olamıyor.
Herkes kendi çektiğini biliyor
Ekonomik kriz gündemin birinci maddesi. Her ne iş yaparsanız yapın ekonomik olumsuzluktan etkilenmemek mümkün değil.
1999 depremlerinde büyüklük tahmin eder duruma gelmiştik. Şimdi günlük aylık ve yıllık dolar tahmininde bulunanlar var.
Siz kendi işinizle ilgili bir şey anlattığınızda sizin sözünüz genel olarak, “O da bir şey mi! Ben geçen sene şu kadara şunu alıyordum, şimdi bilmem ne kadar olmuş” diye örneklendiriliyor.
Esnaf, “Satmazsak kar edeceğiz. Ancak satmayınca da vadesi gelen borçları ödeyemiyoruz” diyor.
Sonuç olarak herkes kendi çektiğini biliyor. Herkes ekonomik krizden en çok kendisinin etkilendiğini savunuyor.
Hangisi önemli para mı sağlık mı
Pandemi döneminde yapılmayan tadilat okullar açılınca yapıldı. Pek çok okuldaki öğrenci kilometrelerce uzağa gitmeye başladı. Yarım dönemde tadilatlar biterse ne ala.
Bitmezse çocuklar biraz daha yollarda yorulacak.
Bu konuyu daha önce işlediğim için yeniden yazmayacağım.
Ödeneklerin pandemi döneminde değil de şimdi geldiği söylendi. Çocukların biraz çile çekmesinin normal karşılanması istendi. Veliler çaresiz boyun eğdi.
Şimdi kışın en soğuk günlerini yaşıyoruz. Şimdi de Karasu’daki altı okulun doğalgaz dönüşümü gerçekleşecek.
Paranın yıl sonuna kadar ödenmesi gerekir, prosedür bu şekildedir falan filan…
Öğretmenler velilere mesaj atmış: “çocuklarınızı sıkı giydirin, okulda üşümesin” falan diyor.
Ampute maçı
Geçtiğimiz hafta Sakarya Akgün Ampute ile Sakarya Ampute arasındaki futbol müsabakasını izlemeye gittim.
Sakarya Akgün Ampute’nin takım kaptanı benim liseden arkadaşım Mustafa Yiğit. Yaz aylarında bir kahvaltı programına davet edilmiştim. Ardından müsabakaları daha yakından takip etmeye başladım.
Geçtiğimiz Pazar sabah 11’de oynanan maçı izlemeye 100-150 kişi gelmişti. Adamlara maç oynamaları için verilen saha Camili’de. O kadar kişi bir ayağı olmayan futbolcuları, bir elini kullanamayan kalecilerin müsabakasını seyrediyor.
Tribündekilerin çoğu sahadakilerin akrabası elbette. Ama tek telime argo yok.
Tribünde anneler bacılar dolu.
Hepsi evlatlarının gayreti ile gurur duyuyor.
Sahada o gururu hak edecek kadar edepli, gayretli engelliler, profesyonel futbolu aratmayacak bir efor sarf ediyor.
Maçı bizim Mustafa’nın kaptanı olduğu Sakarya Akgün Ampute kazandı. Ama kimin kazandığından daha önemli bir durum var.
Engelli kardeşlerimiz özgüvenlerini kazanıyor. Aileler gurur duygusunu yeniden kazanıyor. Ampute ligi sayesinde toplum engellilerini kazanıyor.
Bu ligin takipçisi olun. Bu ligin destekçisi olun. Bu ligin yaşaması için engellilerin yanıdna yer alın. Hiç olmazsa haftada bir gün maçlara gidin.
Hem de çoluğunuzu çocuğunuzu, annenizi bacınızı alıp gidin.
Hem müsabakalardan, hem gayretten hem de tribünden ayrı ayrı keyif alacağınızı temin ederim.
