28 Şubat ve 14 general

 

5-6 bin nüfuslu bir kasaba olan Karasu’dan, tabelasında 69 bin 500 yazan İskenderun’a gitmiştim lise tahsilimi yapmak için…

***

Neden İskenderun derseniz ağabeyim teğmen olarak Deniz Eğitim Alayına tayin olmuş ve ben de yanında kalacaktım…

***

3 yıl, subay aileleriyle birlikte yaşadım… Gündüz lisede, akşam olunca da Deniz Alayı’nda subay lojmanlarında geçiyordu hayatım…

***

Çok dar ve bağnaz bir çevreden modern ve çağdaş bir dünyaya zor da olsa alışmış ve bu arada, dans yapmayı, piyano ve gitar çalmayı da öğrenmiştim Alay’da…

***

Lisede okurken, Ermeni, Süryani, Alevi, Kürt arkadaşlarım oluyordu… Sınıfta bir tek ben Karadenizli olarak sırıtmıyor, adeta o hoş görülü, sevecen arkadaşlarımın, sımsıcak kollarında, insanlığı, insan sevgisini, dinine, diline, mezhebine, bakmadan bir ve beraber olabilmeyi, daha 15-16’lı liseli yaşlarımda öğreniyordum…

***

Deniz Alayında ise, Subay aileleri ve çocuklarının, engin hoşgörü ve sımsıcak ilgileriyle, onlara adapte oluyor, cep telefonun, internetin olmadığı, o güzel ortamda, arkadaşlıklarımız, sanki çok uzun yıllar öncesinden başlamış gibi, hayat dolu, sürüp gidiyordu…

***

Subay hanımları, tam bir Cumhuriyet hanımefendisi, saygılı, yürekleri sevgi dolu, yardım sever insanlardı… 3 yıl boyunca, Albayından Teğmenine kadar tanıdığım tüm subaylar, Atatürk’ün işaret ettiği “Muasır Medeniyetler Seviyesini” yakalamış örnek alınabilecek kişilikteydiler…

***

Amiral olmuş ya da Albaylıktan emekli olmuş olanların, bazılarıyla dostluğum, halen devam etmekte, “Montrö Antlaşması tartışılamaz” deklarasyonuyla, aralarında arkadaşım ve ağabeylerimin olduğu, 103 Amirale uygulanmak istenen, AKEPE zulmüne rağmen, onların, Atatürk ilke ve devrimlerine aynı sadakatle bağlı olmaları ülkemin geleceği adına umutlarımın devam etmesini sağlıyordu…

***

Yine, 16 aylık, (Topçu) Yedek Subaylığım süresinde, tanıdığım Subaylar, aynı İskenderun Alayındaki Deniz Subayları gibi, modern ve yurt sevgisiyle donanmış, yüce kişilikleriyle bende her zaman saygı uyandırmıştır… (Batarya komutanımla, bir ağabey sıcaklığıyla sürer bugün ilişkilerimiz)…

***

Zannederim, askerlik yapan tüm gençler, tıpkı benim gibi, güzellikleri, adam olmayı, yurdunu sevmeyi, şehitliğin en yüce makam olduğunu, bu subayların yanında öğrenmişlerdir ki, askerlik sonrası bu anılar, sohbetlerin en tatlısı olmuştur her zaman…

***

Bunları neden sizlerle paylaştım dersiniz?

Evet…

28 Şubat 1997 tarihinde, Anayasada yazılı bir kurum olan ve başkanlığını Cumhurbaşkanının yaptığı, Başbakan ve yardımcısıyla birlikte, kuvvet komutanlarının katıldığı, 8 saat süren toplantıda, alınan kararlar sebebiyle, bu gün 89 yaşında Ahmet Çörekçi, 85 yaşında İlhan Kılınç, 81 yaşında Çetin Doğan, 82 yaşında Çevik Bir gibi, bu ülkeye hizmetten vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü için gözlerini kırpmadan ölüme gidebilecek 14 General, haklarında müebbet hapis ile cezası verileceğini, verenlerin de fetö kumpaslarını yapanların olduklarını bilerek ve Türk Milleti önünde itibarlarını küçük düşürmeden, kaçma, saklanma teşebbüsünde bulunmadan, çok rahat cezaevine gidebiliyorlardı…

(Bu satırları yazarken dahi içim acıyor)

***

Ne yapmışlardı bu Generaller? MGK denilen bir kurulda, devleti yönetenlere ve hükümete tavsiyede bulunmuşlar, hükümet de bunları ilgili birimlere, uygulanmak üzere tebliğ etmişti…

***

Ana hatlarıyla alınan kararlar şöyleydi.

*Laiklik İlkesi titizlikle korunmalı,

*Tarikat bağlantılı yurtlar okullar MEB’e devredilmeli, 

*Denetimden uzak rejim aleyhtarı kuruluşların kurban derisi toplamalarına mani olunmalı,

*Silah ruhsatı verilmesi kısıtlanmalı ve pompalı tüfeklere olan talep dikkate alınmalı, 

*İrticai faaliyetleri sebebiyle, TSK’dan atılan personelin, TSK’yı din düşmanı gibi göstermeye yönelik faaliyetleri, kontrol altına alınmalı,

*TSK’ya sızmaya çalışan aşırı dincilere karşı uygulanan titiz çalışma, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında da gösterilmeli ve bunlara benzer maddeler…

***

Bu kararlardan sonra, ne Hükümet devrildi ne de asker göreve geldi…

Üstelik o günlerde, TSK tarafından laiklik karşıtı hareketlerin odağı haline gelmiş, o günlerin Fetullah Hoca Efendisi (!) ülkede barınamayacağını anlayınca, hamisi ve koruyucusu ABD’ye kaçmıştı…

***

Sadece, tavsiye kararları ve bu kararları uygulayan CB Süleyman Demirel, Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller gibi sivil idareciler olmuştu olayın merkezinde…

***

Bütün bunlara rağmen, bugün ülkeyi, çağdaş batı medeniyeti değil de doğunun bağnaz, tutucu, gerici ve yobaz zihniyetine sürüklemek isteyen AKEPE ve maalesef onun güdümüne girmiş ve fetö izlerinin silinmediği yargı, 24 yıl sonra, Türk toplumunun gözbebeği Türk ordusunun şerefli generallerini, müebbet hapisle cezalandırarak topluma korku vermeye çalışıyordu…

***

Sağlıklarında, CB Süleyman Demirel, Başbakan Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller, böyle bir iddiada bulunmazlarken, 24 yıl sonra ve Necmettin Erbakan vefat ettikten sonra, bu iddiaları ileri sürmeleri, tıpkı Ergenekon-Balyoz kumpaslarının tekrarını akıllara getiriyordu…

***

Kozmik odaya giren ve TSK’nın tüm sırlarını düşmana satan, fetöcü hakim ve savcıların hazırladıkları dosyalar geçerli oluyor ve generaller ömür boyu hapse atılıyor ama “17-25 Aralık’ta” “ayakkabı kutularındaki paralar” ve “para sayma makineleri” fetöcülerin bir oyunu oluyor ve pisliğe bulaşmış siyasiler, elleri kollarını sallaya sallaya, toplum içinde dolaşıyorlardı…

***

Yüce Allah’ın Adaleti ya da önümüzdeki seçimlerde zulmeden “Tek Adam”ın elinden alınıp, gerçek halkın eline verilerek kurulacak yeni hükümetle oluşacak tarafsız ve bağımsız Türk yargısı, er geç tecelli edecek…

***

“Bu karanlık günler sonrası, aydınlık günlerin geleceği umuduyla” Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet bağımsız ve hür olması adına, kendilerini feda eden, tam bağımsızlık, özgürlük, demokrasi, çağdaşlık demek olan Atatürk devrimlerinin koruyucusu ve kollayıcısı Türk Silahlı Kuvvetlerini onun şerefli 14 Generalini saygıyla, sevgiyle selamlıyorum…