Köşe Yazıları

Üç beş kuruşun hesabı

Üç beş kuruşun hesabı

Konu ne olursa olsun hiçbir zaman herkesin aynı fikre sahip olmasını bekleyemeyiz. Zaten toplumların en güzel özelliği de budur. Herkesin farklı fikirde olması elzemdir ve toplum için, toplum yararına bir adım atılacağı zaman en doğru ve en sağlıklı adım bütün farklı fikirlerin harmanlanmasıyla ortaya çıkar. Fikirler konuşulur tartışılır, eksikleri yanlışları düzeltilir ve yapılacak iş eninde sonunda yapılır. Kocaali de farklı fikirlerin çok olduğu, insanların olaylara çok geniş yelpazeden baktığı akıl ve mantığın çoğunlukla hüküm sürdüğü bir yer. Ben yıllardan bu yana insanlarımızdaki bu sosyolojik yapıyı bizzat görüyor ve yaşıyorum. Herkes herkesle fikrini istediği gibi paylaşabiliyor. Ancak bizim sanırım anlaşabilmek konusunda biraz sıkıntımız var. Özellikle de ilçenin genelini veya toplumun herhangi bir kesimini ilgilendiren konularda konulmayı beceriyoruz da anlaşmayı beceremiyoruz gibi. Mesela yüksekokul meselesi, bütün ilçenin yıllarca konuştuğu ama yaklaşık 20 yıl boyunca anlaşamadığı bir konuydu. Çok şükür en son üç yıl önce aştık. Sonra osb meselesi aylarca konuştuk anlaşamadık. Sonra küçük sanayi meselesi. Yıllardır ilçede kangren haline gelmiş, yıllardır konuşulan ama anlaşılamadığı için sürüncemede kalan bir konu. Yine ilçe merkezinde yapılması planlanan kentsel dönüşüm meselesi var. Bunu Kasım Düzce ve 6 Şubat depremlerinden sonra birkaç kez gündeme getirmiştik. Yine herkesin uzunca bir süre konuştuğu ama tarafların anlaşamadığı önemli bir konu. Keza, yine ilçe genelindeki hasarlı yapıların yıkılması konusu. Orada da yıkılması gereken onlarca bina, taraflar anlaşamadığı ve hukuki süreçler tamamlanamadığı için adeta beton tabutlar gibi duruyor.

Az önce de dedim ya Kocaali olarak fikirleri konuşmayı paylaşmayı ve hatta anlaşmayı da seviyoruz, anlaşmaya yatkınız ama nedense konu gerçekten önemli ve ilçe için hayati bir mesele olduğunda konuşmakla yetiniyor bir türlü anlaşmaya varamıyoruz. Osb, sanayi, kentsel dönüşüm buna en güzel örnekler.

Tabi yine bu aralar gerçekten de bizi sürekli sıkıntıya sokan ciddi bir durumla karşı karşıyayız. Değişen iklim koşulları havanın dengesini ilginç şekilde bozdu. Son birkaç yıldır bunu sık sık yaşıyoruz. Hemen hemen her ciddi yağışta mutlaka bir yerlerde sel oluyor. Önceki yıllarda her ne kadar özellikle aşağı mahallelerde büyük çalışmalar yapılmış olsa da sel bizim için artık ciddi bir sorun ve her an karşı karşıya kalabileceğimiz büyük bir risk. Bunu ortadan kaldırmanın veya zararlarını en aza indirmenin en iyi yolu da mahalle içlerindeki dere ve kanalların temizlenip genişletilmesi ve tabi ki vatandaşın da kanalları çöp konteynırı gibi kullanmamasından geçiyor. Bunun yapılabilmesi için de ilgili kurumların sıkıntılı bölgelerde çalışma yapması ama bu da oldukça zor. Çünkü yine vatandaş kendi kendine anlaşamıyor. Bununla ilgili en güzel konuşmayı geçtiğimiz hafta yapılan meclis toplantısında Belediye Başkanı Ahmet Acar yaptı. İlçede son dönemde meydana gelen su taşkınları ile ilgili konuşurken çalışma yapılamayan bazı yerlerden bahsetti. Karşı Mahalle Deresi’nin, Karşı Mahalle, Yeni Mahalle ve Ağalar Mahallesi’nin kesişim mevkiindeki birkaç yüz metrelik dere güzergahı ve Hızar Mahalle Deresi’nin Yayla Mahallesi’nde kalan kısmının neredeyse tamamında çalışma yapılamadığını söyledi. Bunun sebebi ise dere güzergahı üzerinde mülkü bulunan hak sahibi vatandaşların muvaffakat vermemesi. Hatta şöyle desek daha doğru olur. Vatandaşların birçoğu vermişken, azınlıkta kalan bir kaçının vermemesi. Başkan Acar da tam olarak bunu söyleyerek, DSİ’nin muvaffakat konusundaki sıkıntılı yerlere giremediğini, herkesin rızası olması halinde detaylı bir çalışma yapılacağını, su sayede taşkın hasarının en aza indirileceğini açık açık söyledi.

Bu konu birkaç yıldan bu yana vatandaşın gerçekten de mustarip olduğu bir konu. Ben de birçok yerde sıkça karşılaştım, konuştuk tartıştık. Kimileri kendince haklı. Yani dere genişlemesinden dolayı arazilerinin bir kaç metre küçülmesini istemiyor. Bunu heba olarak ve malk kaybı, değer kaybı olarak görüyor, eyvallah. Ama o iş yapılsa hem kendi arazisi hem de komşuları büyük bir dertten kurtulacak. Mülkünün değeri artacak yaşadığı zarar ziyan azalacak. Bu biraz da şey gibi. ‘Kaz gelecek yerden tavuğu esirgememek lazım’ derler ya, o misal.

Kocaali’ye ne zaman yağmur yağsa yüreğimiz ağzımızda bekliyoruz. ‘Acaba Alandere’de, Yayla’da, Hızar Mahalle’de sel olacak mı?’ diye. Her seferinde de mutlaka az da olsa sıkıntı yaşıyoruz. Bence bu konuda biraz daha duyarlı davranmanın zamanı geldi diye düşünüyorum. Alandere, Kadıköprü, Demiraçma tarafı bu konuda iyi mesafe kat etti. Güzel çalışma yapıldı, yağışlar biraz daha rahat geçiyor. Ama merkeze yakın yerlerde, Yayla, Hızar arası ve Karşı Mahalle’nin alt kesimlerinde hala vatandaş rızasından dolayı çalışılamayan yerler var. Ve bu yerler taşkın hasarını artırıyor. Yani her yağışta aynı korkuyu yaşamaktansa üç beş kuruşun hesabına düşmeyin, hem kendinizi hem komşularınızı kurtarın derim. Bırakın gerek belediye olsun, gerek büyükşehir veya DSİ hangisi yapacaksa işini yapsın da millet dertten kurtulsun. Sağlıkla kalın…