GündemKarasuKocaaliKöşe Yazıları

Türkiye kaybediyor

Türkiye kaybediyor

Seçime mi, yoksa savaşa mı giriyoruz?

Türkiye neredeyse 2019 yerel seçimlerinden beri kesintisiz bir seçim atmosferinde olsa da Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin normal tarihi 18 Haziran 2023 idi.

Vaktinde yapılacak bir seçimin tarihi bu. Ancak nedense işin bu tarihe kalacağını düşünen pek kimse kalmadı. Bir erken seçim kanaati yaygın. Zira özellikle iktidar tarafının genellikle de ekonomik kaygılarla bir erken seçim arzusu içinde olduğu biliniyor.

Aslında yürürlükteki anayasanın adı şu:

“1982 anayasası…”

Pek çok değişikliğe ve yamalı bohça haline gelmesine karşın halen bu geçerli.

İktidar, “Her şey 2018’den itibaren başlar” deyip, önceki dönem anayasasını yok sayıyor.

Cumhurbaşkanı seçimine yönelik önceki Anayasadaki maddelerin tümü değişti mi? Hayır!

1982 Anayasası 101.madde:

“Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.” Aynen korunmuş.

Buna göre Erdoğan bugüne kadar iki kez mi cumhurbaşkanı seçildi, bir kez mi?

İki kez seçildiyse üçüncü kez aday olabilir mi?

Ancak İktidar tarafınca ,2017 yılında yapılan bazı maddelerin  anayasada  değişmesiyle birlikte diğerini hükümsüz kılan bir görüş var. Oysa Cumhurbaşkanı seçimini ilgilendiren 101.madde virgülü, noktasına kadar aynen duruyor.

Yani; Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş yapılması bu maddeyi “Ilga” durumuna düşürmüyor. Böyle düşünüp, böyle yorumlamak çok absürt durum olur.

Elbette bu tartışmayı çözecek olan Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’dur. Diyelim ki orası iktidar görüşü lehine karar versin…

Bunun bir de Anayasa Mahkemesi (AYM)itiraz süreci olacaktır. Ve son noktayı burası koyacaktır ama zaman yeterse…

Dolayısıyla çok karmaşık sofistike durumla karşı karşıyayız.

Daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir karara “Uymuyorum, kabul etmiyorum.” Yine bir başka kararda “Biz yapalım hukuk arkadan gelsin” gibi değerlendirmelerin devamı gösterilirse ne olacak?  İşte o durumda Türkiye geri dönülmez bir kaosa sürüklenir.

“Şunu görmek lazım:”

iktidar için erken seçim takvimi de dikensiz gül bahçesi değil. Tamam seçim erken olsun da ‘ne kadar erken’ olsun?

6 Nisan’dan daha erken olamıyor örneğin…

Nitekim geçen yıl Meclis’ten geçirdikleri ve kendileri için pek çok avantaj sağlayacağını düşündükleri değişiklikler, ancak bu tarihten sonraki bir seçimde geçerli olabiliyor.

O halde 6 Nisan’dan sonra ve olabildiğince erken tarihte bir seçim olması arzulanıyor.

Bu kritik seçimde Sayın Erdoğan, simgesel bir tarihin sandık günü olmasını istiyor. Malum, genel olarak Türkiye sağı, özel olarak da bunun islamcı ve ülkücü varyantları, işaretlere, imgelere ve sembollere önem atfediyor.

Peki 6 Nisan’dan sonraki pazar günleri arasında böyle simgesel önemi olan bir tarih var mı? Evet var. 14 Mayıs 2023 Pazar…

Demokrat Parti’nin CHP’yi, Menderes’in İnönü’yü yendiği ve cumhuriyet tarihinde ilk kez iktidarın el değiştirdiği 14 Mayıs 1950 Pazar gününün 73. yıldönümü…

Tüm bu nedenlerle iktidarın asıl arzuladığı tarih 14 Mayıs 2023… Fakat AKP-MHP’nin sandalye sayısı erken seçim için gerekli Meclis kararına yetmiyor.

“Birinci seçenek”

Erken seçim kararı için muhalefetin destek vermesi lazım. Muhalefet ise buna yanaşmıyor.

 

“İkinci seçenek” Cumhurbaşkanının Meclis’i feshederek ülkeyi erken seçime götürmesi.

Fakat bu kez de Erdoğan’ın adaylığı mevzuata takılıyor. Meclis’i fesheden cumhurbaşkanı yeniden aday olamıyor. Diplomaydı, üçüncü adaylıktı derken yeni bir ihlal tartışmasını istemiyorlar doğal olarak.

Bu arada İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in geçtiğimiz pazar günü partisinin Şanlıurfa 2.Olağan İl Kongresi’nde yaptığı “Mayıslar bizimdir, eğer 14 Mayıs’ta yapılacaksa cumhurbaşkanlığı seçimi ben buradan ilan ediyorum 13. cumhurbaşkanı bizim, yani Millet İttifakı’nın adayı olacaktır “ifadelerini kullanması bu tarihin kanıksandığını gösteriyor.

Ancak, Anayasa’daki 101.madde ikinci fıkrası yürürlükte olduğuna göre üstünlerin hukuku mu yoksa hukukun üstünlüğü mü tercih edilmesi gerekiyor. Halk bunu da değerlendirecektir.

“İşte böyle bir ortamda seçime gidilirken karşımıza daha nelerin çıkacağını bilmiyoruz. İktidar olabilmek için yapılan kutuplaşmada seçim kazanılmış olsa bile, sonuçta Türkiye kaybediyor!”